
"Eğer hastalandıysan; Yüreğinde AŞK'ın sönmüş, yok olmuş demektir...Yoksa hastalıklar girmezdi aşk ile yanan bedene."demişti sevgili öğretmenim.Bu kelimeleri hatırladıkça gözlerimde yaşlar titreşip durdu günlerce. "Peki hz Eyüp'ün de yüreği aşksız mı kalmıştı da vücuduna kurtlar basmıştı, onca hastalanan eren-evliyanın yüreklerindeki yangın sönmüşmüydü de ölüp gitmiştiler" diye haddim olmadan yanıt vermiştim kendilerine .Ben kimdim, Hz Eyüp kimdi? Onunkisi bir sınavdı denemeydi ya benimkisi?
Ben 7 çocuğunun başını veren keşiş Kelemna gibi çocuklarımın başını verebilirmiydim Hz Hüseyinin kesik başı yüzü-suyu hürmetine? Nerdeeee? Düşündükçe aşkımın asla aklımın önüne geçmediğini yaşayarak öğrendim.Aklım doğudan batıya açtı mı kanatlarını; görünür müydü ki, yüreğimdeki küçük bir kibrit alevi büyüklüğündeki aşk ateşi? Hastalanınca Öğrendim...
Vazgeçtim sandığım şeylerden ve tercihlerimden; vazgeçmediğimi kapılar gibi içimde dimdik durduklarını görüp yaşayıp da öğrendim...Hani LA-dan da İLLA-dan da geçmiş, ESMA-dan da MÜSEMMA-dan da geçmiştim? Nerdeeee? Doktorlara ve hastanelere nefretim, ilaçlara karşı gösterdiğim sınırsız tepkilerim hastalanınca; yerini boyun büküş ve teslimiyete ve çaresiz kalınca ancak boyun eğişe bırakmıştı işte. İlaçların en ağırına boyun eğmek zorunda kalmıştım hastalanınca.
"Ben ağır yürüyemem, yavaş yürüyünce yoruluyorum" diyen şımarık ben; yavaş yürümeye (bir zaman için bile olsa) mahkum olmuştum...
Kimselerin bana hizmet etmesine ve yardım etmesine fırsat vermeyen bu benlik dolu Tontini: herkesin yardımına, bana hizmetine boyun eğmek zorunda kalmıştı.
Her gittiğim mekanda kapıya en yakın yerlerde otururken; artık en baş köşelerde oturmak hatta uzanmak ve yatmakla cezalandırılmıştım sanki.
Hergece rüyalarımda affetmediğim geçmişimdeki kişiler ve olaylarla yüzleşip kırgınlıklarımı bağışlamaya döndürmem gerekliliğini; yaşamaktan haz duyduğum bir deneyime dönüştürmeye çabalamamı seyrediyorum şimdi.
Onca yıl hayatımın vazgeçilmezi addettiğim sevgilim -sigaradan- vazgeçirilmiş (laf aramızda hala rüyalarımda içiyorum), ilk defa toprağın nimetleri meyvelerle tanıştırılmıştım. Kahve ve çayın kokusunu bile eskisi gibi duyamazken ne çok bağımlılığım (putum) olduğunu farkedip, hergün yeni bir odun atmıştım çok şükür yüreğimdeki aşkın ocağına...Aşkımı çoğaltma günlerindeyim, yani bendeki ÖZ-ü seviyorum ve onaylıyorum O ve ben biriz çünkü. Zikrim AŞK, AŞK, AŞK oldu. Şimdi çatlaklarımızı sıvama vakti dostlarım.
Hepinize sevgilerimle.Tontini.
Devamı Buradan ...>>
24 Haziran 2011 Cuma
ZİKRİM AŞK AŞK AŞK OLDU
Gönderen
sufi
zaman:
13:55
36
yorum
Etiketler: DİLEK'ten mektuplar...
16 Haziran 2011 Perşembe
KEMOTERAPİ GÜNLERİNDEYİM ŞU SIRA
Yaradanımıza şükretmemiz için ne çok sebebimiz var değil mi?
Sevgili dostlarım; sanki yıllardır sizlerden ayrıyım.Zincirlere vuruldum ve zindanlara atıldım Yusuf gibi... Sizler de; aynı Züleyha gibi bu zor günlerimde yorumlarınız mesajlarınız ziyaretlerinizle ulaştınız güç verdiniz bana yine de...Benimse seslenmek istediğimde düğüm düğümdü kelimeler boğazımda. Bilgisayar ekranı bile buğulanmıyordu hohladığımda. Bedenim canımdan ayrılmış herbiri yaşamaya çalışıyordu sanki başka bir âlemde. Şükürler olsun "bu da geldi bu da geçti" diyelim nasılsa.
Herşey idrar tahlili ve kan sayımı için aile doktoruna tahlil yaptırmaya gittiğimde başladı.Kısa bir süre sonra kendimi tomoğrafi ve ultrason sonrasında baş tabibin odasında buldum. Neredeyse 1981 yılından o güne doktor karşısına çıkmayan ben; içsel şükürlerimi Rabbime sunarken, kulaklarım uğulduyordu, dilim lal olmuştu o sıra. Doktor'cum camın ardından sessiz sözsüz sinirli el-kol hareketleriyle konuşuyordu sanki. Hastanenin başhemşiresi kardeşim Tutsak'ın eşi ip gibi gözyaşları döküyordu."Vahim bir durum var herhalde!"diye düşündüm. Odadan kaçar gibi çıktığımızda anladım konunun vehametini.İlgili doktor başımı gövdemden ayırmış "nereye giderseniz gidin ben bu ameliyatı yapmam!" demişti.İş çok ciddiymiş meğerse tümör neredeyse mesaneden başlayıp böbreklere kadar sarmışmış.Hayatım hakkında bugüne kadar özgürce verdiğim kararlar artık benim oto-kontrolümden çıkmış sevdiğim rüzgar nereye sürüklerse oraya doğru akmaya başlamıştım. Yeni bir doktor bulundu apar topar ona götürüldüm.Nazik yaklaşımına sıcak bakmama rağmen randevü tarihini iptal edip ileri bir tarihe gün vermesini istediğimde önce kabul edip sonra haber yollamıştı "2 ay mı yaşamak istiyor 20 yıl mı?" diye. Ben yine inatla onun verdiği 2 ay müddeti bitkisel birtakım tedaviler ve inançla atlamaya çalıştım.Dostlarım ve çocuklarım titizlikle yaklaşıyorladı ameliyat konuma. Çünkü onları da korkutmuştum galiba. "ameliyat masasında da kalabilirim ısrar ederseniz sonra pişman olabilirsiniz!" diye. O iki ayı atlamayı başardım... Ama kanser: kemiklerime de metastaz yapmış o inanılmaz ağrılarım başlamıştı ne çare! Ve 30 Nisan günü özgür irademle yattım ameliyat masasına. Saçlarımda bir tek güller eksikti belki. Kan nakilleri dolayısıyla al-aldı belki yanaklarım. Öyle diyordu ziyaretime gelen dostlarım.Ama ben artık bir KANSER hastasıydım. Tümörün tamamı alınamadığı için kemoterapi almam gerekmişti.Şimdi kemoterapi günlerini yaşıyorum dostlarım. Vücuduma verilen zehirleri bal etmeye çalışıyorum şükürler olsun. Allah'ın emri, Erenlerin himmeti, sizlerin dualarıyla bugünleri de geride bırakacağımıza inanıyorum.
Şimdi şöyle: "Bu hastalık neden seni buldu ?"diye sorabilirsiniz. Ben istedim... Ben istedim ne yazık ki dostlarım...
Çünkü sufi-sajada bir önceki yazımda (sefana da cefana da eyvallah)yazmıştım. Ancak; Allah'ın kuluna zulmetmeyeceğini ben bu dönemde öğrendim. Bir gün bilge öğretmen: "hayatında hiç hastalanmayan insan; birgün bir hastalanır ve ölür gider! onun için arasıra hastalanmak iyidir." demişti muhabbetinin bir arasında, hikayeleriyle ve örnekleriyle de taçlandırmıştı konusunu. Ben de tam o an: ölüp gitmemek için aynı bir sünger gibi hastalıkları çekmiştim düşüncemde bedenime. Ölüp gitmedim işte güzellerim çok şükür, can-canayız bakın işte yine sizlerle... Bunca yıl sağlıklı yaşamanın zekatını ödediğime inanıyorum. Bu günlerde Evrenden ne tür dersler aldığımı da sizlerle ileri günlerde paylaşacağıma söz veriyorum....İnşaallah. Aşk hep gönlünüzde olsun dostlarım, çünkü hastalıklar asla geçit bulamıyor aşk ve sevginin olduğu yere.Sevgilerimle Tontini.
Resim:Thierry Fricotteaux
Devamı Buradan ...>>
Gönderen
sufi
zaman:
17:27
73
yorum
Etiketler: DİLEK'ten mektuplar...











