.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

26 Haziran 2009 Cuma

PATİKA KADINLAR ve OTOBAN ERKEKLER


Bu hafta Salı günü, İzmir Tire arası turistik gezimizin ilk etabı otobanda 130 kilometre hızla sağlı sollu gözümüze hoş gözükmeyen görüntülerle geçti önce... Hedefimiz tarihi şehirdeki görülesi yerleri ziyaret,öğlen Kaplan restoranda yemek yemek ve meşhur Tire pazarından alışveriş etmekti. Şarkılarla yolumuza devam ederken ne zaman otobanı terk edip de Tire yoluna saptık, işte o zaman gelin-kaynana geniş bir nefes alıp çocukluk günlerimizin sevinç dolu köysel yaşamlarına kanatlanıverdik birdenbire. Biz patika kadınlar gerçek hayattaki gibi yaşamın zorluklarına göğüs germek ve dar ve dere tepe tırmandıran engebeli yollarda yürümeyi ve umut çiçekleri, uğur böcekleri, ayaklarımıza batan dikenleri sevme geniyle doğup tüm keşfedilmemiş, daha önce az kullanılmış, ayak basılmamış doğanın koynunu tercih ettiğimizi fark ettik. Erkekler ise otobanı tercih ettiklerini söylediklerinde ne kadar onları anlamakta zorluk çekmiş olsak da patika yolların vazgeçilmez cazibesini onlara anlatmaya çalışsak da bir noktadan sonra sustuk biz patika kadınlar olarak kendimizi sınıflandırıp otoban erkekleri anlamaya çalışıp bir türkü tutturduk.

Sakın çıkma patika yollara
O dağlara kırlara o karlı ovaya
Yenik düşüyor her şey zamana
Biz büyüdük ve kirlendi dünya.
Neden otoban erkek; çünkü daha az riskli ulaşım, daha az fren ve otomatiğe bağlanılmış durum, yoksa diğer yollar öyle mi? Hız sınırını aşamazsın... Laka-laklar, ani yola fırlayan eşek köpek gibi canlılar, tali yollardan son sürat fırlayan araçlar, sanki tabakhaneye… yetiştirecek gibi ısrarla sollamak isteyen vatandaşlar… Falan da filan, haklılar galiba dikkat ve adrenalin sınırlara vururken hele de arabada çocuk varsa onun hayatını garantileme ve koruma içgüdüsü erkekleri OTOBAN erkek yapan.

Patika kadın; Sever doğayı, rüzgârın nefesini, bulutların gökdenizde süzülüşünü, ineğin yavrusunu emzirişini, kuşun kanadını çırpışını, diz boyu papatyalar içerisinde bir seksen uzanışını, ırmağın gürültüsünü, ormanın uğultusunu…

Ya otoban erkek; Doğayı sevse de göz ardı edemez doğadaki riskleri, rüzgârın dalları ve damları uçurabileceğini, bulutlardan bir anda inebilecek sağanak yağmuru, ineğe fazla yaklaşılırsa tepebileceğini, papatya ve gelincikler arasından kene yılan ve çıyanların çıkabileceğini, ırmağın sürükleyip içine çekebileceğini, ormanlarda kurdun çakalın ve ayıların olabileceğini… Düşünür de düşünür… Acil durumda yapacağı şeylerin çetelesini tutar. Yapmasın mı? Patika kadın laylaylom duygu donanımlı, şefkat sevgi abidesi, erkek; Akıl timsali, taşkın sulara set çeken baraj duvarları gibi sanki.

İyi ki varsınız, iyi ki bizler de varız… Yoksa sizsiz biz, bizsiz siz nasıl birlikte BİR olabiliriz? Sevgilerimle.

Devamı Buradan ...>>

24 Haziran 2009 Çarşamba

KÖRLERİN ÖNÜNDE ÇIRANI YAKMA-GÖRMEZLER IŞIĞI GAZA YAZIKTIR


MELULİ Baba; 1892 de Afşin’in Kötüre köyünde doğmuş. — 14 Kasım 1989a kadar Öz-den yazıp çizip söylemiş. Buda’nın dediği gibi “Kırbacın gölgesiyle bile koşabilen o atlardan” olabilenlerden ki,
“Körlerin önünde çıranı yakma, görmezler ışığı gaza yazıktır.”diyebilmiştir. Zerdüşt’ün de söylediği gibi; Konuşmak istediğinde susabilmek, susmak istediğinde ise dilini öze teslim edip konuşabilmekse esas mesele; ne mutlu bunu başarabilenlere, haksızlığa bile uğradığında eylemin HAKtan geldiğinin bilincinde olup AŞKla yol alana AŞK ola...

Size söylenecek birkaç sözüm var
Duyup tutmazsanız size yazıktır
Bu yola gelmesin fesat fitnekar
Lekelenir adımız bize yazıktır.


Gerçekler demine girmemiş isen
Ledünni ilmini çözmemiş isen
Canını canana sunmamış isen
Ona söylemeyin canım söze yazıktır.

Her ağızdan çıkan söze kanarsan
Kerkez gibi her bir leşe konarsan
Ecel gelir murdar kerbe dönersen
Ona kefen sarmayın beze yazıktır.

MELULİ’yim yardan yaylaya bakma
Aşkın peymanını elden bırakma
Körlerin önünde çıranı yakma
Görmezler ışığı gaza yazıktır.

Kör yanlarımıza istediğimiz kadar çıra da yaksak, ışığı göremeyeceklerini bilerek gaza yazık etmememiz temennilerimizle.Sevgilerimizle.

Devamı Buradan ...>>

23 Haziran 2009 Salı

KELİME-SİZ


Bir filozof Buda'ya sordu: "Kelimesiz veya kelimeli", bana gerçeği söyler misin? Buda susmaya devam etti.
Filozof Buda'nın önünde eğildi ve ona teşekkür ederek dedi ki:
"-Sizin dostane nezaketinizle hezeyanlarımdan sıyrıldım ve gerçek yola girdim."
Filozof gittikten sonra Ananda, Buda'ya adamın ne kazandığını sordu.
Buda cevap verdi: "İyi bir at kırbacın gölgesiyle bile koşar."
Devamı Buradan ...>>

19 Haziran 2009 Cuma

KIRILMAYACAK DOSTLAR KOLEKSİYONUM


Son yazımın üzerinden baya bir zaman geçti biliyorum. Ne zaman yazdım ben bile hatırlamıyorum ki şimdi size söyleyim:)
Malum yaz sıcakları bastırdı. Sıcağı hiç mi hiç sevmeyen oğluşum bu durumdan oldukça şikâyetçi olduğundan ve üzerine 7. ve 8. dişlerimizin aynı anda çıkmaya çalışmasından dolayı yorumlarınıza cevap yazacak zamanı bile bulamadım.
Öncelikle "Hiç Kırılmayacak Vazo" yazıma yaptığınız güzel, içten yorumlarınıza çok teşekkür ediyorum. Çoğunuzun bam teline dokunduğumun farkındayım aslında. Bazıları kendinde bir şeyler buldu kimileri de uzun uzun iç çekti belki. Ne diyebilirim ki; hepinize hayatınızı paylaşacağınız, anlayıp, anlaşılacağınız güzel dostluklar diliyorum.
Yazıda bahsi geçen dostum okuduğu yazının önce bir yerlerden alıntı olduğunu sanmış. :) "ne kadarda benim hikâyeme benziyor" dediğini ve ardından kendisine yazılmış bir yazıyı okuduğunu anladığında hıçkıra hıçkıra ağladığını yazmış bana. Öyle güzel ve duygusal bir cevap yollamış ki,

içimde ona beslediğim sevginin tamda karşılığını, onun da beslediğini anlamış oldum ve çok sevindim. Aslında biliyordum ama tekrar duymak hoşuma gitti.:) Buradan kendisini kocaman öpüyorum...
Dostluk deyince bir dostuma daha yazmadan geçemiycem ama. Yazmazsam ayıp olur, günah olur...
Öyle ki kendisi şimdi bulunduğum yerde, durumda olmama çok yardımcı olmuş, dertlerimi, evini, ekmeğini, suyunu benimle her koşulda paylaşmış bir can dosttur. Öyle şeyler yaşadık ki beraber anlatsam enginlere sığmaz taşar.:) Koskoca 15 yıl. Hangi birini anlatayım, hangi birini yazayım.
Hayatımın o unutulmaz Ankara döneminde sürekli yanımdaydı o. O ve sevgili ailesi. Hepsini ayrı ayrı selamlıyorum, seviyorum, özlüyorum.
İş çıkışları beraber müzik dinlemeye, yemek yemeğe, alışverişe, kuaföre, her yere beraber gittik onunla. Yapılması gereken herhangi bir şeyde önce o arandı telefonla. Gidilmemesi gereken yollardan da döndürdüğü oldu beni. Hayat bizi beraber olgunlaştırdı aslında. Çocukluktan ergenliğe, hatta şimdilerde orta yaşlara doğru beraber adım attık ve atacağız canım arkadaşımla.
Özellikle benim için vermem gereken "çok önemli bir karar" vardı ki, herkes karşı çıkarken, ya da bilip bilmeden yargılarken, o bana "yap" dedi "git ve ne yapmak istiyorsan yap"...
Şimdi düşünüyorum belki onun verdiği cesaret olmasa gidip sevdiğim adamı göremezdim bile. İçinde bulunduğum o inanılmaz karmaşıklıktan çıkmama öyle yardımcı oldu ki. Çok iyi anladı beni. Yaşadıklarımı hissetti. O da âşıktı çünkü. :) Ona sorsanız belki şimdi pişmandır "git" dediği için. Çünkü biricik arkadaşı o adamla tanışıp hayatına başka bir yön verdi ve Ankara’dan ayrıldı. Hiç bir şey aynı olmadı o gittikten sonra ama kalpleri hep yan yana durdu, yan yana attı. Dostluk bu değil midir zaten? O mutlu olunca mutlu olmak yani.
Dostum; benim kendime verdiğim en iyi hediyelerden biri oldun sen. Hiç kırılmayacak eşya koleksiyonumun eşsiz parçalarından. Çookk uzun zaman iki ruhta yaşayan bir vücut olduk seninle. Birbirimizin kıymetini kaybetmeden bilenlerden...
Ne mutlu bize. Umarım en yakın zamanda istediğin o özel insanı bulup sende anne olursun. Bunu çok istediğini biliyorum çünkü. Ve ben o zamanda, bu zamana kadar olduğu gibi yanında olucam sana söz. (Engin tecrübelerimden mahrum bırakmayacağım seni:)
Sana buradan çok teşekkür ediyorum. Dostluk yolumuzun üzerindeki çalıyı, çırpıyı, otları, dikenleri hep temizlediğin için. Temizlememe de yardımcı olduğun için ve yardımların için. Her zaman yanımda olduğunu hissettirdiğin için. Şimdi çok yakında kavuşacağımız zamanı bekliyorum. Bu ayın sonu....Seninle yine, farkında olmadan uzayıp giden ve okunan sabah ezanıyla, korkarak, yerimizden sıçrayarak:) kendimize geldiğimiz o uzun sohbetlerimize yenilerini eklemek için bekliyorum.
Ve son olarak dostum sana Mevlana’nın en beğendiğim sözlerini yazmak istiyorum. Ne olursa olsun kimsenin seni üzmesine izin verme. Kendinin değerini, kıymetini bil canım benim. Benimkini bildiğin gibi....Seni seviyorum canım arkadaşım.

Bak, bil ki domuzların önüne inciler serilmez,
Mücevherden sarraflar anlar ancak, başkası bilmez.
Ne fark eder ki kör insan için, elmas da bir cam da,
Sana bakan bir kör ise, sakın kendini camdan sanma...


*ELA*

Devamı Buradan ...>>

18 Haziran 2009 Perşembe

DİKEN ve İĞNE ÜSTÜNE çeşitleme:


Mecnun bir fırsatını buldu, Leyla ile baş başa kaldı. Leyla da ondan bir dilekte bulundu:
“-Ey âşık! Neyin varsa getir!..”
“-A Ay yüzlü!..Senin aşkınla ne suyum kaldı, ne kuyum. Ne ciğerimde azıcık kan, ne geceleri gözümde uyku. Aşkın aklımı yağmaladıktan sonra her şeyim birer birer gitti. Şimdi sahip olduğum tek şey yaralı bir kuşa dönmüş canım. Senden bir emir bekliyorum. Ver dersen hemencecik vereyim.”

Leyla güldü bu sohbete. Sonra sitem etti:
“-A Yiğit!..Ben senden bunu ne vakit istersem alırım, başka neyin var?!..
Bu söz üzerine Mecnun biraz düşündü, bakındı, arandı. Sonra birden hatırlamış gibi partal giysilerinin eprimiş yakasından çıkardığı bir iğneyi Leyla’ya sundu:
“-Vallahi varlık âleminde malik olduğum tek şey işte bu. Bundan başka hiçbir nesneye sahip değilim. Bunu taşımamın sebebi ise yine sensin a gönlümü alan!..Çölde, ovada, dağda, kırda senin hayalini izlerken çok düşüyorum; dikenler ayağıma batıyor. Bu iğne onları ayağımdan çıkarmak için.”
“İŞTE BENde tam da ONU arıyordum… Aşkta gerçek isen, bu iğne sana nasıl layık oluyor, a perişan aşık!..Bencileyin bir güzelin peşindeyken ayağına diken batsa o dikeni çıkarmak doğru olur mu? Eğer o dikeni çıkarırsan seninkine vefa derler mi? GÜL DİKENİ, bir gül elde etmek için her yıl dikenlere sabrediyor da SEN gülfidanından da aşağı mısın ki ayağından bir dikene sabredemiyor, onu iğneyle çıkarıyorsun? Leyla’nın aşkıyla ayağına batan diken, onun başkalarına armağan edeceği yüzlerce gül demetinden daha değerli değil mi yoksa?”
Alıntı:” Katre-i matem”

Bu da Mevlana’nın Şems’e niyazıdır.
Başın kille ıslaksa da, ayağına diken batmışsa da, durma gel Allah aşkına, gel demeden kurtar beni. Ey âşıklar peygamberi, gönül ateşinde yanmışım ben, boğulmuşum gözyaşına. Git sor Allahın seversen: Ne yol gösterir sevgili, Ne çare yazar bana?
Sevgilerimizle.
Devamı Buradan ...>>

17 Haziran 2009 Çarşamba

KAVUŞMA VAKTİ


Dostun gölgesi altındaki can aslına kavuşmaya görsün, bırakır habersizce sırtında taşıdığı tüm yükleri. Kâh varlanıp kâh yoklanıyorken; birden susar dilleri, işte o an çevirir hem hep, hem hiç olana nur cemalini…
Yaban illerde prangalara mahkûm O kölenin, çektiği Vatan hasreti son bulmuş prangalarını kopartmıştır sanki…
Yeni doğan bebelerin anasının süt kokan göğsüne görmez gözleriyle dönüşü, o kokuyu sızlanarak arayışı ve bin yıllık bildik tadı damağında hissetmesi gibi…
Gönül harıyla yanarken bu ateşin nereden geldiğini bilmeden gönlü sevda yurdu olmuş sevgiliye varmak isteyip isteyip de birden karşısında buluvermesi gibi…
Birikmiş harf ve kelimelerin ustanın elinde hizaya geçip harflikten çıkıp mana elbiseleri içinde salınışı gibi.
Renklerin birleşip ebemkuşağına dönüşü..Irmakların okyanusa...Gecelerin gündüze...Yağmur sularının toprağa...Dalganın sahile kavuşması gibi...Bedenin kollarıyla değil de ruh ve canın kollarıyla can içinde CAN olmak gibi...
Ah kavuşma vakti ahh!
Senin bana vardığın, BENin SEN de yok olduğumuz An işte o AN:
Devamı Buradan ...>>

16 Haziran 2009 Salı

BİR SORU , BİR CEVAP ve SUFİ BAKIŞI


Volkan Kemal arkadaşımız aşağıdaki satırlarında sufi ailesine yönelik samimi sorularını satırlara geçirmiş. Dostun, CESARET yazımıza içten yorumunu ve kısaca cevabımızı sizlerle de paylaşmak istedik.
SORU:
Merhaba
Ben de "cesaret" edip bir şey sorma cüretinde bulunmak istiyorum:
Blog'unuzun başında "Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur" özdeyişi var M. K. Atatürk'e ait olduğu söylenen, İsmet İnönü tarafından kaleme alındığı varsayılan "Gençliğe Hitap”ın en son cümlesi..Türk Gençliğine böylesi hitap.."Sufi""Sufizm" düşüncesiyle/felsefesiyle bağdaşıyor mu?
Mesela, benim kanımın "asil" olup olmadığını nereden ve nasıl anlamam ve ispat etmem gerekecek.
Asillik unvanı, neye, kime nasıl neden verilir?
Asil olmayan, kanları sulandırılmış olan (!) "kölelerin" özgür yasama/konuşma hakki ellerinden nasıl alınır..?
Bu tür soruları sorunca, deşince, işin içinden "Çapanoğlu mu" çıkar?

Dostlukla
Vkemal

Ve CEVABIMIZ:
Biz sufi- saja yı hayata geçirmeye karar verdiğimiz ilk gün itibari ile tüm dinlerin esas öğretisinin: insanın iç dünyasında var olan büyük kudretin farkındalığına varma ritüeli olduğu bilinciyle yola çıktık. Allah’ın yukarılarda bir yerlerde değil de İnsanın içinde (şahdamarından da yakın)olduğu mesajını naçizane bir şekilde verme fakirliği içerisinde geliştik. İsmimizin sufi oluşu nedeni; bize daha önceleri yasaklar ve günahlar, cehennem zebanileri portreleriyle diretilerek öğretilmeye çalışılan, dinler anlayışının dışına çıktığımızın anlaşılması duruşudur. Bu anlayış nedir sorusuna ise; yüz yıllardır semavi dinlerle söylenmiş sözlerin söz söylendikten sonra başkaları tarafından değiştirilmiş olmasından kaynaklanan sebepten dolayı, anlayamadığımız İnsanın İnsan olması öğretisidir. İnsanın insan olması öğretisi ise gördüğümüz her yaratılmışı kendimiz olarak bilme (köle-efendi diye) ayırmama anlayışıdır kısaca(zor olsa da.)Yaşam bizi her an olgunlaştırıyor, bilincimiz ve bakış açılarımız değişiyor. Bloğumuzun başındaki bize göre kutsallığı şüphe götürmez yüce önder Atatürk’ün bu sözünün derinine inildiğinde çok ufak bir duruşunu anlatmaya çalıştığımız sufizmle nasıl bağdaştığını daha iyi anlayacağımızı düşünüyoruz. İnsanoğlu hep arar: hayatı ve hayatın anlamını, ne olduğu, ne olacağını, nereden gelip, nereye gittiğini. Bu söz işte, bazen ufak sözlerin ne kadar önemli mihenk taşı olduğunu gösteren bir sözdür bize göre. “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” sözü bizim için, Kuran ayeti gibi: Aradığın sende, uzakta değil Anlamı taşımaktadır.

Bizleri bu güne kadar yakından takip edip, zaman zaman takdir eden, imajımıza ters düşen sözlerimizi tesbit ettiklerinde, bizleri samimiyetle uyaran blog dostlarımız bu konuda ne düşünür acaba dedik ve bu soru ve cevabımızı burada yayınladık?

Sevgilerimizle.Dilek-Cem

Devamı Buradan ...>>

CESARET


Kompozisyon dersinde ak saçlı yaşlı öğretmen 6 edebiyat B sınıfı öğrencilerine, kağıtlarınızı çıkarın yazılı yapacağım der.Konu; CESARETtir.Kız öğrencilerden biri on saniye sonra kağıdını kürsüye koyar ve sınıftan çıkar.Sizce bu kadar kısa sürede cesareti nasıl anlatmış olabilir? Sınıfta en yüksek notu da o alır. Sınav kağıdına acaba ne yazmıştır?


CESARET..... İŞTE BUDUR!

Devamı Buradan ...>>