.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

15 Şubat 2011 Salı

OTİZM'İ ANLAMAK

Otizm, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir gelişim bozukluğudur diye duyduk, okuduk hep...Gerçekten öylemi hiç bilemedik...Zeka seviyeleri ne olursa olsun sosyal hayata zor katıldıklarını, eraflarında olan biten bazı olaylara bizim verdiğimiz anlamları veremediklerini, gördüklerinin bizim gördüklerimizle aynı olmadığını biliyoruz...Belki de hiç bilemedik...Günümüzde her 100 çocuktan birinde olan bu durum hakkında ne biliyoruz? Hiç göremedik...
Çocuğuyla göz göze gelemeyen, ona sarılma çabaları hep boşa giden bir annenin yerine koydunuz mu hiç kendinizi?..

Aldığınız birbirinden güzel, renkli oyuncaklarına dönüp bakmayan, sürekli huzursuz, ihtiyaçları hep öncelikli, çok az konuşan yada hiç konuşmayan bir bebeğiniz olsaydı ne yapardınız düşündünüz mü? Kim tahmin edebilir yaşadıklarını o annenin...
Hiç bu durumu yaşayan insanların yerine koydunuz mu kendinizi? Anne-baba bir yana o suçsuz küçük varlığın yerinde olmak...Kendisi gibi olmayan bir sürü insanın, kocaman bir dünyanın içinde olmak...Hep geri-zekalı gibi görülüp, kendi içinde hep ileri-zekalı olmak...Onu anlamalarını beklemek, beklemek, beklemekten vazgeçmek... Hiç anlaşılmamak...
Ben hep okudum bu konuyla ilgili, videolar izledim ama hiç onlar kadar, birebir yaşayanlar kadar anlayamadım maalesef...
Sabah kocaman gülümsemesiyle uyanan, kahvaltısını yapıp oyunlar oynayan, gündüz uykusunu uyuduktan sonra parka bahçeye götürülüp arkadaşlarıyla sevincini, oyuncaklarını paylaşan, sarılan, öpen, hatta sadece konuşup, duygularını ifade edebilen çocuklarımız olduğu için bile ne kadar şanslı olduğumuzu anladım ancak...
Ve "Otistik" çocukların nasıl özel çocuklar olduklarını...
Normal çocuklardan hiç bir farkı olmadan yetiştirilen, eğitimlerine erken başlanan, bilinçli ve inanan ailelerin sevgisiyle büyüyen bu özel çocukların neler yapabileceklerini bilmeyenlerin öğrenmesi için bir önerim var benim...Bir film...Bir hayat hikayesi...İnancın, güvenin yapabildikleri. Sarılmanın değiştirebildikleri...
İsteğim, sadece arkanıza yaslanıp, rahaaaat raaahat izleyeceğiniz bu gerçek hikayenin sonunda doğru bildiğimiz yanlışları görebilmeniz, değiştirebilmenizdir.
TEMPLE GRANDİN...
2010 yapımı bu filmle ilgili hiç birşey söylemeyeceğim şimdi...Söyleyebileceğim tek şey hayatın tam da içinden olduğu...Eminim izledikten sonra şükredecek ne kadar çok şeyim varmış diye düşüneceksiniz bir kez daha. Ve umarım siz de benim gibi otizmi hastalık kategorisinden çıkarıp, "özel bir durum" kategorisine koyacaksınız.
Hepsinin Temple gibi şanslı olmasını, saygı görmesini ve inanılmasını, güvenilmesini isteyecesiniz...
Göremediğimiz gerçekleri bir an önce görebilmek dileğiyle...
Sevgiler.*ELA*



Devamı Buradan ...>>

12 Şubat 2011 Cumartesi

KÖK SALMALARDAYIZ

"Nerede kalmıştık?" demek, sanki tam bu zaman için söylenmesi gereken bir söz. Uzun zamandır( bize göre uzun)sufi-saja post gir(e)miyordu. Kimi zaman hayat yapmak istediklerinizle, yapmak zorunda olduklarınız arasında sizi sıkıştırır. Zorunda olduklarınızı yapar, istediklerinizi ise beyninizdeki bellekte bekletir büyütürsünüz. Biz de işte tam bu noktada kök salmalardayız. Aşağıdaki anekdotu da içimizdeki durumu yansıtması için tadımlık yayınlıyoruz:
Uzakdoğu ülkelerinde bulunan Moso adlı bu bambu ağacı, dikildikten sonra beş yıl boyunca bir milim bile uzamıyor. Olduğu gibi kalıyor. Beş yıldan sonra ağaç, sanki sihirli bir el dokunmuş gibi günde 45 santimetre uzamaya başlıyor ve 1,5 ayda 27 metre uzunluğa erişiyor. Bilim adamlarının yaptığı araştırmalar sonucunda Moso’nun, 5 yıl boyunca sabırla ve gayretle toprağın yüzlerce metre derinliklerine kadar kök saldığı anlaşılıyor. Öyle derin ve geniş köklerle toprağı sarıyor ki 27 metrelik gövdeyi taşıyabilecek kapasiteye erişiyor.
Kök salmalarda buluşacağız yakında inşaallah. Hepinize sevgilerimizle.
Devamı Buradan ...>>

31 Ocak 2011 Pazartesi

FİRAVUN MU HALLAC-I MANSUR MU?

Nasıl geçeceğiz ikilikten? Sevilende yok olup nasıl aşkla AŞKta bir olacağız? İkilikte olan der ki; "Ben tekim, ben vazgeçilmez yüce, ulu GÜÇüm.Benim doğru olan benim dışımdaki herkesin söylediği ve yaptığı şeylerin hepsi yanlış-yalan.Ben yargılanamazım, ben aynı mısırın firavunları gibi kendime "enel Allah" derim.Ben... Ben... BENim işte..."
Bir de "ENEL HAK" dediği için yargılanıp asılan Hallac-ı Mansur vardır:“Seninle benim aramda ilahlık ve rablik yoktur. Zamandanlık ve ezelilik bir yana, benim benliğim ve senin O'luğun arasında hiç bir fark yoktur. Ey ben olan O, ve ben O'yum." diyen.
Mevlana fîhi mâ-fîh'inde Mansur için şöyle der ya;
"Hani Mansûr, Tanrıya aşkı son haddine varınca kendine düşman kesildi, kendini yok etti-gitti. Ben Tanrıyım dedi; yâni ben yok oldum. Tanrı kaldı ancak. Bu söz, gönül alçaklığının son derecesidir, kulluğun sonudur. Yâni o vardır ancak. Dâvâya kalkışmak, ululanmak, ona derler ki sen Tanrısın, ben kulum dersin de kendi varlığını da ortaya korsun; bu ikiliktir. Odur Tanrı dersen gene ikilik çıkar bu sözden; çünkü ben olmadıkça o'nun olmasına imkân yoktur. Şu halde ben Tanrıyım sözünü Tanrı söyledi; çünkü ondan başka bir varlık kalmamıştı; Mansûr yok olmuştu; o söz, Tanrının sözüydü."
Düşmanlıklar ve dostluklar bile güden, durmadan ululanan, suçlu suçsuz bile arayan, Mağrip'le Maşrık'ı birbirinden ayıran, bu kadın eksik etek bu er kişi "ne yapsa yeri" diyen, bu küfürdür bu imandır diye bile ayıran, bu günah bu sevab diye ahkam kesen nasıl girebilir ikiliğin olmadığı BİRlik âlemine de nasıl der "BEN TEK-im" diye? SEn varsan senin kitabına göre Tanrı nerde? Tanrı sana göre varsa peki, SEN kimsin?
Kabul et ikiliktesin dostum seni düşmanım bellemesem de.
Hak hepimize Hallac-ı Mansur gibi ikilikten TEKliğe ulaşabilmeyi nasip ede.

Hepinize sevgilerimle.
Devamı Buradan ...>>

29 Ocak 2011 Cumartesi

AŞKIN PADİŞAHI

AŞK-tan dem vururken aşkın padişahı:
aşktan söyler, aşkla söyler, aşk alır aşk satar yoktur menendi.
gerçek aşk masallarıdır anlattıkları...
Şişle değil aşkla deler dağları onun aşıkları.
Can verilir can alınır onların pazarında.
Gül alıp gül satılır tezgahlarında yoktur başka metaları.
Ferhat gibi Külüngünü atar yâr yolunda aşıkları,
korkmaz korlar altına o mazlum başlarını.
Keşiş gibi verir onun aşıkları oğulcuklarının başını.
Olmaz onların devletle, yargıyla alış-verişleri.
Aşkın padişahı gönüller yapmaya gelmiştir bu âleme.
gönüllere bulanmıştır onların elleri.
Nazar ederler, cisimler yüzer, ağdan okur okuturlar bildiklerini.
Havaları aşk, suyu, toprağı aşk, ateşi. aşktır yedikleri içtikleri
Yaksa da serin eder insanı onların aşk ateşleri.
Ülkesi milleti bayrağı aşktır o aşıkların, satılık değildir toprakları.

Resim:Victor Bregeda
Devamı Buradan ...>>

26 Ocak 2011 Çarşamba

KARSU DÖNMEZ / DİNLENESİ

Karsu Dönmez Hollanda'nın Amsterdam şehrinde yaşayan önümüzdeki zamanlarda sesini çok duyacağımız sanatçılardan. Kendisini bir caz sanatçısı olarak niteleyen Karsu Dönmez sadece bir şarkıcı değil, aynı zamanda yetenekli bir piyanist, besteci, aranjör ve söz yazarı olarak kabul ediliyor. Sanatçı caz, blues, funk ve etnik müziklerin çağrışımlarından oluşan şarkılarını kendisi yazıyor ve besteliyor. Yakın zaman önce ilk albümünü çıkaran Karsu’nun albümü: Türk müziği motifleri, klasik müzik ve caz karışımından oluşuyor. Bu güzel albümü Sufi-saja Dinlenesi müzikler listesine ekliyoruz. Albümün ön dinlemesini kendi sayfası olan buradan dinleyebilirsiniz. Videosunu da yazının devamında izliyebilirsiniz.Sevgilerimizle.


Devamı Buradan ...>>

22 Ocak 2011 Cumartesi

AHMAKLIKTAN KURTULMANIN VARMI ÇARESİ

Ahmaklık: ayak direyen bir eşek gibi.Gömer arka ayaklarını toprağa fayda vermez, çare olmaz ne yapsan. İnatçıdır yürütemezsin çekiştirmekle yularını.
Bilgelik ise; altın gönül kafesinin açık kapısından pervaz vurup kanat çırpan kuş gibi özgür... Mevsimlerden mevsimlere ülkelerden ülkelere göçeder aynı zümrü-dü anka gibi...
10 ahmaklıktan geçmeden kişi, bir bilgelik edinemez, böyle pahalıdır bilgeliğin bedeli.
Deli geçer, akılsız geçer,aptal geçer de; geçmez alimallah ahmaklığından ahmaklıkla dağlanmış kişi.

Ahmak: Usul-erkân bilmez sanır ki doğrudur her yaptığı. Nato-kafa, nato-mermer çıkaramazsın düştüğü çukurdan onu.Sanır ki dünya baki, o hep kalıcı ve hep tahtında olacak. Onun aklı olmasa bu dünya son bulacak.
Günün birinde yaka paça götürmüşler bir ahmağı bir bilgeye: "şunu iyi et, kendine getir, ahmaklığını al, bilgelik kat hamuruna" diye. Çünkü doktora gitsen yoktur ilacı, neşter vursan kesemezsin o illeti. Düşünmüş bilge uzun uzun. Çünkü bilirmiş nasihat ve söz, yola getirmez ahmağı...Ne yapmalı- ne etmeli önce bir hamama mı sokmalı, yıkanıp paklansın, keseci elinde gitsin kiri-pası. Ardından belki de işe yarar bir soğuk bir sıcak su etkisi?

Bu sessizlikte durur mu ahmak kişi? "Sana bir nasihat vereyim, düşün düşün b..tur işin!" demiş bilgeye: "Senin yaptığın bu iş de, iş mi? Takıl peşime uy şeraitime hayatını yaşa. Bir elin yağda bir elin balda istemem karşılığında birşey, bir "eyvallahtan" başka."
"Alın götürün!" demiş bilge, "yoktur bunun bana ihtiyacı herşeyin eniyisini o bilir,10 ahmaklığını alsam da ona bir bilgelik çok gelir."

Yani dostlarım ahmaklığın yokmuş bir çaresi. Ölüleri dirilten, körlerin gözlerini açan, hastalıklı vücûda sıhhat ve cüzzamlılara şifa veren Hazreti İsa bile "ahmaklardan niçin kaçıyorsunuz?" dendiğinde;" Bu saydıklarınızın çaresi var ama, ahmaklıktan kurtulmanın bir çaresi yok" diyorsa, söz söylemek düşmez bizlere. Ahmak çabalarken, felek işler nasılsa.
Sevgilerimle.

Devamı Buradan ...>>

20 Ocak 2011 Perşembe

MANGALA/ PADİŞAHLAR DA İNSANDIR

Muhteşem yüzyıl dizisinin dün akşamki bölümünde Sultan Süleymanla İbrahim MANGALA oynuyorlardı sarayın bahçesinde.Padişah oyun oynamaz diye bir şey söz konusu olmayacağına göre, çünkü padişahlar da insandır...Bilmediğini okur öğrenir, sever nefret eder, ağzını şaplatarak ya da şaplatmadan yer, üzülünce ağlar, sümkürür, yellenir, tuvalete gider, sevişir, hatta oyun oynar, hata yapar bazen de kaybeder...Bütün bunlar insan doğasının doğal yaptırımlarıdır. Hiçkimseye muhteşem yüzyıl padişahı bunları yapmamıştır deme hakkı verilmemiştir.Biline...
Gelelim oynadıkları oyunun tarihçesine:

Mangala bir Türk zeka ve strateji oyunudur. Araştırmalar 4000 yıllık bir geçmişi olduğunu Sakalar, Hunlar ve Göktürkler döneminde oynandığını göstermektedir. Günümüzde pek çok Türk halkınca unutulan bu oyun, konargöçer bozkır hayatını son yüzyıllara kadar devam ettiren Kazak, Kırgız, Türkmen ve Altay gibi bazı Türk halkları arasında günümüze kadar gelmiştir.Türkler yerleşik hayata geçip şehirlerde yaşamaya başladıktan sonra da bu oyunu oynamaya devam etmişlerdir. Nitekim Karahanlılar, Selçuklular ve nihayet Osmanlıların da Mangala adıyla oyunu devam ettirdikleri görülmektedir.

Bunu XVI. yüzyıla ait Osmanlı minyatürlerinden de izlemek mümkündür. bir dönem cep telefonlarında çok revaçta olan "tohum" oyununun da kökeni büyük bir ihtimalle Mangalaya dayanmaktadır.Mangala nasıl oynanırburadanizleyebilirsiniz.Bu oyun stratejik bir oyundur ve oynayanın bazı yeteneklerini geliştirir:
"1- Kurnazlık: Oyunun stratejisini planlamak ve oyun kurallarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilmek.
2- Uyanıklık: Karşısındakinin kurnazlığına karşı savunma ve önlem.
3- Önceden görme: Hazırladığı oyun manevrasına karşı rakibinin tepkisini kestirebilme yeteneği.
4- Esneklik: Beklenmedik durumlarda hemen tepki gösterebilme yeteneği.
5- Direnme: Tüm şaşırtmalara karşın, kendi planını sonuna dek sürdürebilme yeteneği.
6- Sağgörü: Oyunda rakibinden plan ve gücünü gizleyebilme yeteneği.
7- Bellek: Hasmının sağgörüsüne karşın, onun durumunu ve gücünü ne denli saklarsa saklasın kestirebilme yeteneği."

Yani anlayacağınız ALÂ bir oyundur biline...Hepinize sevgilerimle.

Devamı Buradan ...>>

18 Ocak 2011 Salı

GÜZEL SÖZÜN KÖKÜ SABİT, DALI GÖKTEDİR

Fincandaki kahveme bir kaşık şeker attığımda şekerin dibe çöküşünü seyrettim bir süre. Alttan üste doğru yokoldu kristal parçacıklar, kaşığın fincanda bir iki dönüşüyle.Gözden nihan oldu diye diyemedim "kayboldu!"
Dedim: "karıştı şeker kahvenin özüne, bir oldu, tat oldu içenin damağına. Demek ki dedim: "şeker gibi tatlı olan, düştü mü sulu ve cıvık olan şeyin içine karıştıkça işler özüne, başka bir formatta varolur..Sulu ve cıvık; dönüşür tatlı ve sulu cıvığa.
İnsanoğlu da güzel sözle maya tutar tatlanır. Ya da; acılaşır, ekşileşir çirkin söz ve kötü ve haksız isnatlarla."
Ilık havada maya tutar insanoğlu...

Ama yine de şeker gerekir mayanın yanısıra. Örtüler altında kalacak uzun bir süre... Ilık ortamda benlik baloncukları gibi köpürecek önce... Sonra yoğrulunca usta parmaklarla karışacak maya öze, önce küçülecek sonra tekrar büyüdükçe büyüyecek, kabardıkça kabaracak kendinde mevcut kapasitesince...Kabının özgül ağırlığı ve genişliğince...

Allah, Kuran'da; : Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir. Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir."diyor. Allah insanlar için örnekler verir; öğüt alıp-düşünsünler diye. Kötü (murdar) söz ise; kötü bir ağaç gibidir. Onun kökü yerin üstünden koparılmış, kararı (yerinde durma, tutunma imkanı) kalmamıştır. demekte.
Kötü söze bile güzel sözle mukabele edelim yine de, umulur ki mayamız tutar da tatlılanır ekşimiş ve acılaşmış mayalı insan da.
Hepinize sevgilerimle.

Resim:Victor Bregeda

Devamı Buradan ...>>

14 Ocak 2011 Cuma

ELİNİZİ UZATIN / GREENPEACE

Gezegenimize elinizi uzatın from Greenpeace Akdeniz on Vimeo.Para.Mal.Mülk.Araba değil. Temiz bir hava...Zararsız yiyecekler..Temiz su istiyoruz..Yağmur ormanlarının korunmasını...Okyanuslarımızı yaşatmayı. Kutup denizlerinin bozulmadan kalmasını. Kuşların balıkların yaşamasını istiyoruz. Enerji devrimi istiyoruz.Gezegenimize elinizi uzatın. Bize elinizi uzatın.…
Teşekkürler Greenpeace.
Teşekkürler doğa'nın yaşayıp yaşatılmasına el uzatanlar.
Devamı Buradan ...>>