SİHİRLİ OLAN KAVALCI MI, KAVAL MI ? - SUFİ SAJA

.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

15 Şubat 2009 Pazar

SİHİRLİ OLAN KAVALCI MI, KAVAL MI ?


ÇANAKKALE’de, ‘Apollon Smintheus’ kazıları, arkeolojik araştırmalara yeni bir yön verecek bulgular elde edilmesini sağlamış. Apollon Smintheus Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Coşkun Özgünel, “Kazılarımızda aynı zamanda, Fareli Köyün Kavalcısı’nın da Çanakkaleli olduğu bulgusuna ulaştık. Smintheus farelerin efendisi demektir. Apollon da kavalcıdır” demiş.”Fareli köyün kavalcısı” masalını bilmeyeniniz yoktur sanırım. Kavalcımızın Çanakkale’li olduğu gerçeği ortaya çıkınca, masalı irdelememiz gerektiğini düşündük. Ne demek istiyordu bu masal bize? Fareli köy neresi? Kaval ne? Kavalcıyı ve köylüyü aldatan Köyün muhtarı kim? Fareler ve çocuklar neyin simgesidir acaba diye düşündük. Siz ne dersiniz?

Zamanın birinde halkı mutluluk içinde yaşayan bir köy varmış. Günlerden bir gün köyün bütün evlerine fareler dolmuş. Binlerce fare köyün sokaklarında, evlerde dolaşmaya başlamış.Ne bulurlarsa yiyorlarmış. Gel zaman git zaman halk ne yapacağını şaşırıp kalmış. Köy muhtarından bu işe bir çare bulmasını istemişler. Muhtarın da elinden bir şey gelmiyormuş. Böylece köyün adına FARELİ KÖY denmiş.
Bir gün fareli köye bir çalgıcı uğramış. Muhtara: "Eğer bana bir kese altın verirseniz, köyü farelerden temizlerim." demiş. Bütün köy halkı bu habere sevinmişler. Aralarında hemen çalgıcının istediği bir kese altını toparlamışlar ve muhtara teslim etmişler. Halkın tek istediği bu farelerden kurtulmakmış.

Çalgıcı isteğinin kabul edildiğini öğrenince başlamış kavalını çalmaya. Kavaldan öyle tatlı, öyle güzel sesler çıkıyormuş ki, fareler saklandıkları yerlerden akın akın çıkarak çalgıcının yanına geliyorlarmış. Kısa bir sürede çalgıcının etrafı binlerce fare ile dolmuş. Köydeki bütün farelerin çalgıcının etrafında toplandığı sırada çalgıcı yürümeye başlamış. Köye gelirken gördüğü dereye doğru hep birlikte yürümüşler. Çalgıcı önde kavalını üflüyor, fareler peşinden geliyormuş. Çalgıcı dere kenarına gelince suyun içine yürümüş. Derede o kadar çok su varmış ki, fareler de peşinden gelmek isteyince dereye düşen farelerin hepsi suda boğulup ölmüş. Çalgıcı bütün farelerin öldüğünü görünce ödülü olan bir kese altını almak için hemen köye geri dönmüş.

Fareleri yok eden başarısından sevinç duyduğu için, emin adımlarla yürüyormuş. Sonunda köye varınca: "Bir kese altınımı alırım. Bu altınlarla şehre gider, işimi kurarım. Bende zengin insanlar arasına katılır ve rahat yaşamaya başlarım" diye düşünmüş. Bu düşüncelerle muhtarın yanına varan çalgıcı muhtardan ödülünü istemiş. Muhtar oyunbozanlık yapmış. "Nasıl olsa farelerden kurtulduk, bir kese altını vermesem olur" diye düşünmüş. Çalgıcıya çeşitli nedenler göstererek altınlarını vermemiş.

Çalgıcı kandırıldığını anlayınca: "Ben size bir oyun oynayayım da görün" demiş. Başlamış kavalını tekrar çalmaya. Bu sefer kavalın sesini duyan bütün çocuklar çalgıcının yanına koşmuş. Çalgıcı da hem kavalını üflüyor, hem de yürüyormuş. Köyün bütün çocukları da kavalcının peşin sıra yürümeye başlamışlar. Köyde hiç çocuk kalmamış. Analar babalar kara kara düşünmeye başlamışlar.

Köylüler muhtara gidip: "Ne yapacağız, ne edeceğiz. Sen çalgıcının hakkı olan bir kese altını vermeliydin. Bak şimdi çocuklarımızı aldı götürdü" demişler.
Kavalcı kızgın kızgın, peşinde çocuklarla birlikte ormana varmış. Ormanda bir ağacın altında dinlenirken aklına tekrar muhtara gitmek altınlarını bir daha istemek gelmiş. O sırada telaşla yerinden kalkınca kavalını almayı unutmuş. Sihirli kavalı bulan bir çocuk, arkadaşlarının yanına gelmesi için başlamış çalmaya. Kavalın sesini duyan çocuklar hemen ormanda toplanmışlar. Hemen köye, annelerinin babalarının yanına dönmeyi düşünmüşler. Kavalı bulan çocuk köyün yolunu biliyormuş. Kavalı çalan çocuk önde diğerleri arkasında köye geri dönmüşler. Anneleri, babaları çok sevinmişler. Şenlikler düzenlemişler. Kırk gün kırk gece bayram etmişler.

Tabi bu sırada da köylüler muhtarı azarlamışlar. Çalgıcının hakkını vermesini söylemişler. Hakkını alan çalgıcıda hayallerini gerçekleştirmek için köyden ayrılmış. Onlar ermiş muradına, biz de ULAK'taki Zekeriya'nın dediği gibi:"Bu masalı anlatana da dinleyene de, okuyana da çok iş düşer" diyerek bitirdik sözümüzü.Sevgilerimizle.

4 yorum:

guguk kuşu dedi ki...

Eh o zaman kavalı veren Allah'a şükr etmek boynumuzun borcu. Eline sağlık.

YaşamIn KIyIsInda dedi ki...

Sevgili Sufi,
Hikayeyi tekrarlaman çok hoş.
Demek ki! aynı hikayeler zamanlar arası tekrarlandığında değişik yorumlara yol açabiliyor.
Çok eskilerde masal olarak dinlediğimiz kavalcımız, fareli köyümüz, muhtarımız; masalları bitirdiğimiz zamanımızda bizleri nerelere çekiyor.
Sevgiler...

Belgin dedi ki...

Bu masaldan benim anladigim hakedene hakkini vermeliyiz, eger bunu yapmadiysak, HAK onunda bizim de payimiza düseni verecektir. Dürüstlük insani insan eden degerlerden biridir.
Sevgiler

KOZA dedi ki...

Demek Fareliköy'ün Kavalcısı Çanakkale'denmiş, oğlumun masal kitabında Almanya'da Hamelin adlı kasabada geçtiği yazıyor ve masalın sonu ailelerin çocuklarını bir daha görememesi ile bitiyor.

Doğrusunu öğrendiğime göre oğlana da anlatmak gerek:)

Bloglar arası ödül verilmekteymiş ,sizinki de bende :)