TİLKİ HÖYÜK KÖYÜ kurucusunun hikayesi - SUFİ SAJA

.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

27 Şubat 2009 Cuma

TİLKİ HÖYÜK KÖYÜ kurucusunun hikayesi


Saf ve temiz Anadolu köylümüzün İnsana ve insanın dilinden söylenen söze inancının çok güzel bir örneği olan bu hikayeyi okuduğumuzda bizi çok duygulandırmıştı. Sizlerle de paylaşmak istedik.Bu gün bile, güzel vatanımızda bir aldatan varsa; sözlere inanıp, görünüşte aldanan milyonlarca insan var.Ama gerçek şu ki; kendini akıllı sanıp aldattığını sanan mı daha aptal, yoksa insan görünene inanıp temiz yürekle inanan mı?Görelim bakalım Mevlam neyler; neylerse güzel eyler...

Tilki Höyük köyü, Kangal’ın batısında ve ilçeye 45–50 km. uzaklıkta bulunan küçük fakat şirin bir köydür. Bu köyün alt yamacında yine kendisi gibi küçük, fakat ilkbahar ayları taşkınlıklar yapan bir derecik akar.
Efsaneye göre zamanında bu köye ilk yerleşen adam, üç kızı ve karısıyla yalnız başına yaşar ve çiftçilikle geçinirmiş. Tarladan döndüğü bir ilkbahar günü kızlarıyla karısını, derenin kenarında ağlaşırken görmüş. Dövüne dövüne ağlayan karısına ve kızlarına ağlamalarının sebebini sormuş. Büyük kız hıçkırarak anlatmaya başlamış.

“—Ben kocaya varırsam, çocuğum olursa, yürümeye başlarsa, sizi görmeye gelirsem; çocuğum da bu çayın kenarına gelir de düşer boğulursa… Vah benim başım, talihsiz başım…”
Diğerleri de bir ağızdan ona katılmışlar:
“- Değil mi ya?
Ah bizim talihsiz kız, kaderi kara yazılan yavrumuz… Ah!...”
Birbirlerinin boynuna sarılıp ağıtlar söyleyerek ağlamışlar.
Olan bitenleri sabırla izleyen baba, onlara sormuş:
“- Bitti mi?”
“- Bitti…” Diye cevap vermişler.
Babaları:
“- Tuuu… Allah belanızı versin… Aha ben gidiyorum, sizlerden aptalını buluncaya kadar köye dönmeyeceğim…” Demiş.
Bir turşu küpünün alt tarafını kırarak, üstü ile yola çıkmış. Nihayet bir köye varmış. Altı olmayan, iki tarafı açık küpü havaya dikip bağırmaya başlamış:
“- Antika satıyorum… Antika satıyorum…
“Kadının biri önünü kesip sormuş:
“- Bu ne antikası?”
“- Adam, bak”,demiş.
Küpü havaya dikip kadına göstermiş:
“- Bak, şunu dikip içine bakınca gökyüzünü, geceleri de yıldızları görürsün…”
Kadın, kocasının sakladığı on altını verip küpü almış. Az sonra kadının kocası çıka gelmiş. Kadın, kocasını sevinçle karşılayıp, on altına satın aldığı küpü gösterip:
“- Bak demiş, bütün altınlarımızı verip bunu aldım. Antika bu… Antika bu… Bunu dikip yukarıya baktın mı gündüz gökyüzünü, gece yıldızları görürsün…”
Kocası, kadının elinden küpü kaptığı gibi yere çarpmış; saçına yapışıp kafasını yukarıya kaldırmış:
“- Bak bakalım gökyüzünü görüyor musun?”
“- Görülmeye görülüyor ya küpün göstermesi başkaydı, diye söylenmiş.”
Kocası atına atladığı gibi altınları alan adamın peşine düşmüş. Epey sonra yetişmiş.
“- Selam ey yolcu… Buradan elinde on altın bulunan bir adam geçti mi?”
“- Aha şimdi önümden geçti, demiş; adam kurnazca. Fakat siz ona yetişemezsiniz ki…”
“- Niye? Diye, kızmış altının sahibi”.
“- O yayan, siz atlısınız da ondan…”
“- Amma da yaptın, at daha çabuk gider ya…”
“-Gider gitmesine ya, o iki ayaklı olduğundan hemen çabucak “Bir, iki… bir iki…” der, gider. Senin atın dört ayaklı, “Biiir. İkiii… üççç… dörttt…” diye gidecek ki yetişmesine imkân yok.”
“- Doğru, demiş adam; at sende kalsın, dönüşte alırım”.
Atından inen adam gösterilen tarafa koşmaya başlamış. Beriki yönünü değiştirerek bir başka köye gitmiş.
“—Tavuk alıyorum… Pahalı tavuklar alıyorum, diye bağırmış.
Yine önüne bir kadın çıkmış
“-Bende kırk tavuk, bir horoz var… Alır mısın?” Demiş.
Kadının evine varıp pazarlığı yapmışlar. Kadın kırk tavuğu yakalayıp denk etmiş, adama vermiş. Fakat bütün çabalara rağmen horozu yakalayamamış.
Adam:
“-Canım, demiş; niye kendini boş yere yoruyorsun. Ben şimdi tavukları alıp gidiyorum. Eğer bunların bedelini getirirsem horozu verirsin, yok getiremezsem, horoz senin olsun.”
Kadın:
“-Hay Allah senden razı olsun; deminden beri boş yere yoruldum durdum,” demiş.
Adam tavukları alıp gitmiş. Biraz sonra tavukları satan kadının kocası gelmiş. Karısı, koşarak karşılamış.
“-Gözün aydın, demiş; tavukları bir pahalı sattım ki…”
Adam memnun olmuş.
“-Ver bakalım paraları, “demiş.
“- Para alamadım ki!...”
“- Niye?...”
“Horozu vermedim. Parayı getirmezse horoz bizim. Yok tavukların bedelini getirirse horoz onundur. Ben enayi miyim? O, parayı tıpış tıpış getirecek…”
“-Allah’ın sersemi diye bağırmış kocası hiddetle… Horoz eskiden de bizim değil miydi?”
“- Aboooo! Doğru ya…” demiş, kadın boynunu büküp.
Onlar çekişe dursun, tavukları alan adam kendi karısıyla kızlarından daha aptalların bulunduğu sevinci içinde köyüne dönmüş.

Ve şimdi o tek ev, 45–50 hanelik şirin bir köy olmuş. Hepsi de birbirinden akıllıymış. Adamın tilki gibi kurnaz oluşu nedeniyle de köyün adı Tilki Höyük olmuş.

11 yorum:

guguk kuşu dedi ki...

Suficim yaaa, ne tatlısın. nerelerden buluyorsun bu hikayeleri. Masla okur gibi okudum valla. Doğru valla hep derdş babaannem "kızım, aman, beterin beteri hep vardır, halimize şükredelim".

Ateş Böceği dedi ki...

çok güldümya ellerine sağlık çok güzel bir hikaye :)

Uma dedi ki...

Kucukken Adile Nasit seyrederdim, o guzel gozlerine, o kikir kikir gulusune hayran, agzim acik dinlerdim anlattiklarini. Simdi de sen canim benim. Ne guzel hikayeler bunlar, ellerine saglik...Opuyorum o guzel ellerden...

WarhaWk dedi ki...

Dilek abla,

Bir çekinceniz yoksa sizi arkadaş
listeme ilave etmek istiyorum.

Saygılar,Cenk

tutsak dedi ki...

senden önce yazmayayım diye sakladın bu hikayeleri benden değil mi bu güne kadar:)) Çok güzeldi gerçekten.
Sevgiler

Belgin dedi ki...

Sevgili Sufi´m, bu hikayede salak, aptal olanlar niye hep kadinlar? Bu hikayeyi muhakkak bir erkek uydurmus olabilir mi?;-))

Saka bir yana, Almanlarin da var böyle bir masallari, orada bir bey geliyor evin kizini istemeye, babasi kizi gönderiyor kilere sarap almaya, kiz orada görüyor babasinin baltasini ve basliyor aglamaya.... devami ayni senin hikayedeki gibi sürüp gidiyor iste.

Demek ki salaklar, aptallar her yerde var.

Sen iyi sakla hikayelerini, Tutsak
araklamasin sonra;-))

Sevgiler

guguk kuşu dedi ki...

hakkaten yaa, benimde aklıma Adile Naşit geldi Uma gibi. Demek ki insanlarda hep aynı sevimli, sevcen, anne tavırlı biri hissini uyandırıyorsun. Hakkaten Belginin dediğine hiç dikkat etmemiştim, niye hep kadınlar? ne olur bu güzel hikayelerini daha sık yaz. Sobanın başında, kedi kucağımda, masalcıyı dinler gibi okudum bir solukta.

sufi dedi ki...

Sevgili guguk kuşum
Sevgili ateşböceği
Sevgili uma
Sevgili Warhawk(gurur duyarım)
Sevgili tutsak
Sevgili Belgin

Güzel canlar; hikayede hep kadınlar yok dikkat ederseniz atını bırakıp yayan "iki ayakla " yollara düşen de bir erkek.
Beni Adile Naşit'e benzetmeniz sevindirdi.Keşke onun gibi tüm çocukların ve gençlerin sevgilisi olabilsem.Yorumlarınız için teşekkür ederim sevgilerimle dilek.

beenmaya dedi ki...

sahiden nereden buluyorsun bu güzel, güldüren ama bir o kadar da düşündüren hikayeleri...

sufi dedi ki...

Sevgili beenmaya;
Ay yüzlümüz sağ olsun.

fatih dedi ki...

güzel hikaye:)