BADEM HELVASINA SARMISAK KARIŞTIRAN - SUFİ SAJA

.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

26 Mart 2009 Perşembe

BADEM HELVASINA SARMISAK KARIŞTIRAN


Zamanın birinde Yahudilerin zalim, İsa düşmanı ve Hıristiyanları yakıp yandıran bin bir eziyet eden bir Padişahı, bu padişahın da kendisinden beter, hilekâr düzenbaz bir veziri vardı. Hile ve düzen kurmakta o kadar ustaydı ki yaptığı hilelerle suyu bile bağlayıp düğümlerdi adeta. Bu hilekâr vezir bir gün padişaha :
- "Padişahım, dedi. Hıristiyanlar dinlerini gizleyerek, kendilerini koruyorlar. Sen ne kadar öldürsen de onlarla başa çıkıp hepsini temizleyemezsin. Kimin gönlünde ne saklı nereden bileceksin?"
Bunu duyan padişah : "Madem öyle söyle bakalım çare nedir, ne yapalım ki ne açık dindar, ne de gizli Hıristiyan kalmasın?" dedi.
Vezir bunun üzerine hilesini anlattı :

- "Padişahım siz benim kulaklarımı ve elimi kestirin burnumu kulağımı yardırın, sonra idam edilmek üzere darağacına gönderin. Tam idam edileceğim zaman sizin kıramayacağınız biri çıkıp benim affımı sizden dilesin. Bunu çok kalabalık bir yerde ve tellal çağırtarak halkın huzurunda yapmalısınız.

Bunun üzerine siz beni affedip uzak bir yere sürgün edin. O zaman Hıristiyanlar benden şüphe etmezler ben de onların dinlerini bozarak onları yoldan çıkarırım, onlara :

- "Ben gizlice Hıristiyan olmuş biriydim padişah bunu anladığı için bana bunları yaptı. Ben yıllardır dinimi gizleyerek padişahın dininden gözüktüm, fakat bunu anlayınca bana bu zulmü yaptı; eğer İsa'nın manevi gücü yetişmeseydi beni parça parça edecekti. Ben İsa dini için canımı vermekten bir an olsun çekinmem, fakat ben, bu dinin bütün bilgilerine vakıfım. O dinin cahiller elinde kalması bana büyük azap verir, diyeyim " dedi.

Bunu duyan padişah son derece sevindi. Düşündüğü bu güzel tedbirden dolayı vezirini tebrik etti. En kısa zamanda vezirin dediklerini yaparak onu Hıristiyanların çok olduğu bir bölgeye sürdü.

Vezir oraya gider gitmez davete başladı...

“—Ey insanlar devir İsa dininin devridir. Bu dinin yüce sırlarını benden dinleyin." dedi.
Kısa zamanda şöhreti her yana yayıldı. Samimi dindarlar onun etrafında toplanmaya başladı.

Vezir görünüşte İsa dininin hükümlerini anlatıyordu, lakin bu onları tuzağa çekmek için bir yemdi.

Az zamanda vezirin etrafında yüzlerce, binlerce insan toplandı. Herkes onu İsa'nın samimi bir halifesi sayıyordu.

Aradan altı ay geçince vezir bütün Hıristiyanların gönlünü kendine bağladı. Bu arada padişahla vezir arasında haberler gidip geliyordu.

Bu sırada İsa kavminin on iki emiri vardı. Her fırka bir emire bağlıydı. Fakat bütün emirler o vezire gönülden bağlanmıştı. Herkes ona sonsuz bir güven duyuyordu, hiç kimse onun samimiyetinden şüphe etmiyordu. Vezir öl dese her emir hemen ölmeye hazırdı..

Vezir her emir için ayrı bir risale hazırladı. Her kitap ayrı bir olaydan farklı bir şeyden bahsediyordu. Her biri diğerinin tam zıddı şeyler ifade ediyor, birinin ak dediğine diğeri mutlaka kara diyordu.

Birinde riyazat ve açlık tövbenin esası ve Allah'a (c.c) dönmenin şartı sayılırken, diğerinden riyazat faydasızdır, deniyordu.

Birinde açlık çekmek ve sadaka şirk sayılırken diğerinde tam tersi söyleniyordu.

Hâsılı hiçbiri diğerine uymuyor, her biri yekdiğerinin tam tersi şeyler emrediyordu.

Vezir bir müddet sonra halka vaiz ve nasihati bırakarak yalnızlığa çekildi. Kırk, elli gün yalnızlıkta kaldı. Onu sevenler, sohbetinden mahrum olan halk deli divane olmaya başladı. Ağlayıp yalvardılar, sızlayıp dövündüler fakat nafile...

Vezir : "Ruhum sizlerle beraber fakat dışarı çıkmama izin yok." dedi. Onların ağlamalarına, yalvarmalarına aldırmadı.

Bir müddet sonra da emirleri tek tek çağırıp, her birine: ayrı ayrı nasihatlerde bulundu. Birine: açlık ve tövbe yolunun Tanrıya dönüşün şartı olduğu,
Diğerine; cömertlikten başka kurtuluş olmadığı,
Diğerine; açlıkla kurtuluş olamayacağı ve malların zekâtını verişin Allaha şirk olduğu,
Bir diğerine; Tanrıya teslimden başka her şeyin hile olduğu,
Diğerine; Er ol, erlerin maskarası olma, kendi başının çaresine bak, sersemleşme,
Diğerine; Bir üstat ara, Akıbeti görme bulamazsın. Birine; kendini zahmete sokma, diğerine zahmet ve çile içinde kendini sakla ört gibi sözler ile kimine zehir, kimine şeker çeşit çeşit zıt nasihatleri yazıp verdi.
"Benden sonra bu dini sen ihya edeceksin, benim halifem sensin, fakat ben ölmeden bunu sakın açıklama!" deyip ellerine bu risaleleri tutuşturdu.


—Gerçek din ve İsa'nın emirleri bu risalede yazılıdır, bunun dışındakiler hurafedir." dedi. Daha sonra kapısını kapayıp hiç kimseye açmadı. Kırkıncı gün kendini öldürdü.

Halk vezirin ölümünü duyunca oraya yığıldı. Vezirin mezarı mahşer yerine döndü. Dört bir yandan gelen insanlar günler ve aylarca ağlayıp inlediler. Zaman geçip acı hafifleyerek ortalık sakinleşince halk :

- "Ey beyler o kutlu kişinin yerine kim geçerek bu işi devam ettirecek, ortaya çıksın ki biz onunla teselli olalım..." dediler.

Bunun üzerine emirlerden biri ortaya çıkıp :

- "O kutlu kişi beni vekil ve halife tayin etti. İşte elimdeki risale bunun delilidir." diye ortaya çıktı. Diğeri :

- "Hayır gerçek halife benim". Dedi.
Diğerleri de teker teker çıktılar halifelik davasına kalkışıp keskin kılıçlar çektiler, sarhoş filler gibi birbirlerine düştüler. Yüz binlerce Hıristiyan öldü, kesik başlardan tepe oldu. Sağdan soldan sel gibi kanlar döküldü. O vezirin ektiği fitne tohumları da, onların başlarına afet kesildi.

. Böylece vezirin ektiği fitne tohumu yeşermiş dindarlar birbirine girmiş, İsa dininin hükümleri, karışmış ve o münafık da böylece ölümü pahasına muradına ermiş oldu...

Alıntı:Mevlana'nın: Mesnevisinden

10 yorum:

funda dedi ki...

işte dehşetle okuduğum bir yazı daha vay beee dedirtecek türden hem de ...

Belgin dedi ki...

Sufim bu hikayedekiler, bu günümüze de ne güzel uyuyor. Degisen pek bir sey yok anlasilan, herkes kendi dogrusu icin, öbürünü yok etme pesinde...

sufi dedi ki...

Sevgili Funda;
Sevgili Belgin;

Hikayeyi Günümüze uyarladığımızda ben ce de çok şey anlatıyor.Sevgilerimle.

Prima Rima dedi ki...

Çok teşekkürler.Sizin yazılarınız bana bir mola, kendime ayırdığım okuma zamanı...her yazınızda bir kitap okumuş kadar mutlu ayrılıyorum blogdan:)

Ateş Böceği dedi ki...

İnan dehşetle okudum insan nasıl bir yartık ya her nerde ne şekilde olursa olun nefsimizin esiri oluyoruz dillerim Allah herkesi nefinin şerrinden korur insanın kendine yapa bileceği en büyük kötülük nefis denen şeyin kölei olmak..sevgimle

sufi dedi ki...

Sevgili Primarimam;
O kısacık molalarda sanal alem keşke mis kokulu kahve ikramında bulunmamıza fırsat verebilse.
Sevgili ateş böceğim;
Nefsin fısıldamalarına kulak kapatabilmek zaten ermişlik makamına ermek demek.Öyle tetikte bekliyor ki hemen bizleri alıp ana yoldan çıkmaz sokaklara sürükleyebiliyor.xxxiptal iptal

guguk kuşu dedi ki...

ben yine de anlıyamıyorum bir insan özellikle de kendine bunları nasıl yapar, ne pahasına yapar?

TuBiKKo dedi ki...

bu yazılarınızı okurken her birinden bir ders çıkarıp her birinden birşeyler öğreniyorum.Bazılarında huzur buluyorum sakinliyorum.Çok keyif alıyorum okumaktan sizi sevgili sufi:)

Filiz dedi ki...

Sufim susamadım :)

Şartmı değiştirmek. Biri hristiyan kalsın diğeri müslüman.
Bu engel değildir ki, arada bir mis kokulu kahve içmeye.
Ben arada içiyorum kahvenizi size sormadan..
Sevgilerimle...

sufi dedi ki...

Sevgili gugukkuşum;
Allah var ve heryerde görünen oysa, vezir gibi insanlar nasıl böyle suyu düğümleme seansları yapabiliyor şaşırıyor insan değil mi?Ete kemiğe bürünen şeytan kılığındaki insan bunlar herhalde.Sevgilerimle.
Sevgili Tubikkocum;
Bazı yazılar da tokat gibi çarpıyor insanın yüzüne değil mi.Keşke her an o pembe boyutta kalıp pembe yazılar yazabiliyor olsak, ne güzel olurdu değil mi?
Sevgili Filizciğim;
neredeyse seni kaybettim sandım.
Senin de dediğin gibi herkes kendi inancında kalsa ne güzel olurdu.
İstanbulda Merkez efendi diye bir derviş varmış zamanında, öğretmeni sormuş "Allah olsaydınız neyi değiştirirdiniz dünyada" diye. Herkes birşey söylemiş ama bizim derviş "ben herşeyi merkezinde bırakırdım değiştirmezdim" demiş. işte öylece ermiş...