BİLGE VE KRAL - SUFİ SAJA

.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

10 Eylül 2009 Perşembe

BİLGE VE KRAL


Bir zamanlar bir kralın aklına şöyle bir fikir geldi:
"Eğer bir işe ne zaman başlayacağımı, kimi dinleyeceğimi ve yapmam gereken en önemli işin ne olduğunu bilseydim, giriştiğim her işi başarırdım."dedi.
Krallığının dört bir yanına, kim kendisine her iş için en uygun anı, bu iş için en uygun kişinin kim olduğunu ve yapılması gereken en önemli şeyin ne olduğunu öğretirse ona büyük bir ödül vereceğini ilan ettirdi.Bilgeler kralın huzurunda toplandılar, fakat sorulara verilen yanıtlar birbirinden çok farklı oldu.
Kral hâlâ doğru yanıtları aradığı için, yakınlardaki bir bilgeye danışmaya karar verdi.
Bilge kişi, hiç ayrılmadığı bir ağaç kovuğunda yaşıyor, yanına halk dışında kimseyi kabul etmiyordu. Bu nedenle kral, halktan biri gibi giyindi ve yola düştü.
Bilgenin yaşadığı kovuğa yaklaştıklarında kral atından indi korumalarını orada bıraktı ve yola tek başına devam etti. Bilgenin yanına vardığında onu, çiçek kanalları kazarken gördü. "Ey bilge kişi, size birkaç önemli konuda danışmaya geldim." dedi ve sorularını sormaya başladı: "Doğru şeyi doğru zamanda yapmayı nasıl öğrenebilirim? En fazla gereksinim duyduğum, dolayısıyla ötekilerden daha fazla ilgilenmem gereken kişiler kimdir? En önemli ve her şeyden önce gelen sorum ise şudur: Kendimi vermem gereken işler nelerdir?" Bilge, büyük bir dikkatle kralı dinledi, fakat bir cevap vermedi. Ve yapmakta olduğu işini sürdürdü. Kral "yoruldunuz, küreği bana verin de siz biraz dinlenin." Dedi.
Bilge kişi, "Sağ olun" dedi ve küreği krala verdi, yere oturup dinlenmeye başladı. Kral, iki tarh kazdıktan sonra sorularını yineledi. Bilge kişi ona cevap vermek yerine ayağa kalktı, elini küreğe uzattı ve "Siz biraz dinlenin. Bir parça da ben çalışayım "dedi. Fakat kral ona küreği vermedi, tarh kazmayı sürdürdü. Saatler birbirini kovalıyor, güneş yavaş yavaş ağaçların ardında batmaya başlıyordu. Sonunda kazmayı toprağa saplayıp, bilgeye döndü:" Ey bilge kişi, senin yanına sorularıma bir yanıt bulmak için geldim. Eğer cevap vermeyeceksen söyle de evime gideyim.
Bilge kişi gözlerini uzaktan koşa koşa kendilerine yaklaşan adama dikti ve "Bak, biri koşarak buraya geliyor, bakalım kimmiş ve ne istiyormuş?" Kral arkasını döndüğünde, bir adamın kendilerine doğru koşarak geldiğini gördü. Adamın karnına bastırdığı ellerinin arasından kanlar sızıyordu. Kral ve bilgenin yanına gelince kendinden geçercesine inledi ve bayılıp yere yığıldı. Kral ve bilge, adamın üstündeki elbiseleri çıkardılar. Karnında büyük bir yara vardı. Kral yarayı elinden geldiğince yıkadı, mendiliyle ve bilgenin havlusuyla yarayı sardı ve kanı durdurdu. Adam bir süre sonra kendine geldiğinde su istedi. Kral dereden taze su getirdi, verdi. Bu arada akşam olmuş hava soğumuştu. Kral, bilgenin de yardımıyla yaralıyı kovuğa taşıyarak yatırdı. Yatağa uzanan adam hemen derin bir uykuya daldı. Kral, koşuşturmaktan ve yapmış olduğu işlerden dolayı öylesine yorulmuştu ki eşiğin dibine çöktü ve orada uyuyakaldı, kısa yaz gecesi deliksiz bir uyku çekti. Sabah uyanınca, yatakta uzanmış ve canlı gözlerle dikkatlice kendine bakan yabancının kim olduğunu anımsamaya çalıştı. Kralın uyandığını gören adam, zayıf bir sesle "Beni affedin" dedi krala. Kral, "Sizi tanımıyorum, üstelik affedilecek bir şey yapmadınız ki" dedi ama adam konuşmasını kesmedi: "Siz beni tanımıyorsunuz, ama ben sizi tanıyorum "dedi. "Ben, kardeşimi astırdığınız ve mallarını elinden aldığınız için sizden öç almaya yemin etmiş bir düşmanınızım. Tek başınıza bilge kişiyi görmeye gittiğinizi duydum ve dönerken yolda sizi öldürmeye karar verdim. Ama akşam olduğu halde dönmediniz. Ben de pusuya yattığım yerden kalkıp sizi aramaya koyulduğumda, korumalarınıza yakalandım. Onlar beni tanıdılar ve öldürmek istediler. Ellerinden kurtuldum ama yaralıydım; yaramdan kan akıyordu. Siz dün akşam yaramı sarmasaydınız, kan kaybından ölürdüm. Ben sizi öldürmek istedim ama siz benim yaşamımı kurtardınız. Eğer yaşarsam, şu andan sonra en sadık köleniz olarak size hizmet edeceğim ve oğullarıma de aynı şekilde yapmalarını emredeceğim. Affedin beni..."
Kral, düşmanıyla bu denli kolay barıştığı ve onun dostluğunu kazandığı için çok mutlu oldu. Onu yalnızca affetmekle kalmadı, uşaklarını ve kendi doktorunu gönderip onun tedavisini yaptıracağını söyledi. Ayrıca, el konulan tüm mallarının geri verileceğini de bildirdi. Yaralı adamla vedalaşan kral, kapının önüne çıktı ve orada çiçek tarhı kazmakta olan bilgeden sorularına cevap vermesini bir kez daha istedi.
"Siz, beklediğiniz yanıtı çoktan aldınız" dedi bilge ve şöyle sürdürdü sözlerini:
"Dün eğer benim güçsüzlüğüme acımasaydınız, buradan ayrılacaktınız ve geri dönerken şu adamın saldırısına uğrayacaktınız. Yani dün sizin için en önemli an, tarhları kazdığınız andı. Sizin için en önemli kişi bendim ve sizin için en önemli iş, bana yardım etmekti. Sonra yaralı adam koşarak geldi yanımıza. Sizin için en önemli an, onunla ilgilendiğiniz andı. Çünkü eğer onun yaralarını sarmasaydınız, o adam sizinle barışmadan ölecekti. Dolayısıyla sizin için en önemli kişi o idi. Ve yine o zaman en önemli işiniz de, onun için yaptıklarınızdı."
Bilge bunları söyledikten sonra, krala bir de öğüt verdi: Sizin için en önemli anın, içinde bulunduğunuz an olduğunu hiçbir zaman unutmayın. Çünkü yalnızca o an elinizden bir şey gelebilir. Sizin için en önemli kişi ise, o an birlikte olduğunuz kişidir. Çünkü hiç kimse, bir başkasıyla bir daha görüşüp görüşmeyeceğini bilemez. Ve sizin için en önemli iş ise iyilik yapmaktır. Çünkü insanın dünyaya gelmesinin tek nedeni budur...

11 yorum:

Hayat dedi ki...

"Ve sizin için en önemli iş ise iyilik yapmaktır. Çünkü insanın dünyaya gelmesinin tek nedeni budur..."

Sevdiğim bir kıssayı tekrar okumaktan keyif duydum.
Teşekkürler sufi... :))

En azından kötülük yapmamaktır, iyiliğe gücü yetmese bile, diye eklemek istiyorum.
Sevgiler...

şahika dedi ki...

''Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker, ''iyiliği emret, kötülükten men et'' ne güzel ayet.. Kıssa da öyle, teşekkürler.:)

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

İyilik yapmak tozlu raflarda kaldı.
Bugün için böyle bir külfeti çeken yok gibi.
Teşekkürler Sufi...

beenmaya dedi ki...

EKLENECEK SÖZ YOK Kİ ÇOK AMA ÇOK GÜZEL...

Çınar dedi ki...

Ders gibi, kıssadan hisse yazılarından birini daha keyifle ders alarak okudum teşekkürler.

Sevgiler

bataklikcadisi dedi ki...

çok güzel bir kıssaydı

bataklikcadisi dedi ki...

çok güzel bir kıssaydı

Ali İkizkaya dedi ki...

Can Dost Sufi!
Her şeyden önce haberin olsun diye yazıyorum. Dükkanı kapattık. İkrar da kalmak isteğinden ibreti seyredeyim dedim, kendimde. Başkalarından duyma benden bilesin istedim.
Ne güzel bir hikaye yazmışsın gene.
Her şey An da değilmi An ı görmek idrakinde olabilme. Tefrik edebilmek.
Hanen ve yüreğin hep huzurda sevgiyle olsun.

sufi dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
sufi dedi ki...

Sevgili Blog dostlarımız;
Hayatı yeni öğrenmeye başlayan bir çocuk bile elini sıcak bir nesneye değdirdiğinde bir kez daha bu deneyime girişmiyor.Eğer bir köşede düşdüyse o köşeye geldiğinde kendince tüm önlemlerini alıyor düşmemek için.Kıssadan hisseler de bizlere deneyim sahiplerinin deneyimlerinden ders almamızı sağlayan bir nevi yaşanılmış anlatılar.Yine de anlayana! Tabi ki ,sevgilerimizle.

sufi dedi ki...

Sevgili Ali Kardeş;
"Dükkanı kapattım" demişsim... İçim sızladı... sanki kırk yıllık dostumu kaybetmişim gibi...Bence rızasız iş yaptın ve ikrarından döndün!Ne yapayım dostun sitemi dosta kâr olsun diyelim.Bizi sensiz yine de bırakma , sevgilerimizle.