KULAĞIN İÇİNE SÖZ SÖYLEMEK - SUFİ SAJA

.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

20 Ekim 2009 Salı

KULAĞIN İÇİNE SÖZ SÖYLEMEK

Bilgisayara henüz geçilmediği zamanlarda, bankalarda şubeler arası işlemler telefonla –provizyon-alınarak halledilirdi. Ödenmesi istenilen miktar, isim soyadı ve şube kodu üzerinden şifrelenir örneğin: 0-afsun–345 gibi, provizyonu alan şube yetkilisi kara şifre klasörünü alır, şifrenin doğruluğunu teyit eden parafını dekontun üstüne atar ve ödeme yapılsın diye gişe görevlisine verirdi. Müşterinin nüfus cüzdanı v.s dökümü yapıldıktan sonra parası bizzat kendisine ödenirdi.
Provizyon almakla yükümlü şube yetkilisi; banka içindeki birikmiş müşteri topluluğuna işlemin içeriğini duyurmayacak şekilde konuşurdu telefonda. Karda yürür ama izini belirtmezdi. Yanında oturan bile anlamamalıydı kimin ne kadar nakit çektiğini.
“Kulağın içine söz söylemek”, kimsenin sırrını kimseye vermemek bankacılığın neredeyse ilk düsturuydu. Ancak dudak okumayı bilmeniz gerekirdi yetkilinin ne konuştuğunu anlamanız için. Anlasanız da

işin içine sokulan şifreyi çözmeniz asla mümkün olmadığından yine de amacınıza ulaşamazdınız. Bir istisna ile soruşturması yapılan kişilerin mevduat araştırmasını isteyen “Savcılık mektuplarına” ise doğru yanıt vermek zorunluluğu dışında, Bankacılık; SIR saklamayı bilmek demekti yani.”Adı geçen şahsın şubemiz nezdinde herhangi bir mevduatına rastlanılamamıştır, ya da şu… Hesabına rastlanılmıştır” şeklinde Savcılık mektuplarına doğru yanıt vermek şarttı. Yoksa eksik ve yanlış beyandan dolayı mektuba imza atan yetkiliye 6 aydan başlayan cezayı müeyyide uygulanabilirliği söz konusuydu.
Bankada çalıştığım o dönemlerde Savcılıktan; yer altı dünyasından adı bende saklı bir zatın mevduat araştırılması istenmişti. Şubemize yeni atanan kurye görevlisi arkadaşım ilgili mektuba, adı geçen zatın şubemizde birçok hesabı mevcutken, “…. mevduatına rastlanılamamıştır” mektubunu yazmış ve kurye içinde bana imzaya getirmişti. Malum kişinin bir değil birçok hesabının olduğunu bildiğim ve arkadaşın gözünden kaçabilirliğini düşündüğüm ve bundan böyle daha dikkatli davranması gerekliliğini hatırlatmak için arkadaşımı yanıma çağırmıştım. Fihristten hesapları gösterip o numaraların bildirilmesini mektubun bu şekilde yeniden yazılmasını istemiştim güzellikle ve sessizce. Bir adım önümde bankonun ardında kuyrukta bir yığın müşteri sırasını beklerken kurye görevlisinden beklenilmedik bir feryat kopmuştu o an; “Bu işi ben bilmiyorum, bundan böyle bu tür işleri bir bilene verin” diye. Müşterilerin ve çalışanların otomatik başları dönmüş hayretle bana bakarken olay ayyuka çıkmasın diye o an susmuş ve arkadaşa sessizce “seninle sonra konuşuruz “ demiştim. Bu kişi 7 senedir bankamın elemanıydı ve birçok şeyi bu güne kadar öğrenmiş olması gerekirdi. Ancak neredeyse her gün benden izin istiyor “15 dakika geç kalabilir miyim” diyor şube içinde kimseyle de iletişim kurmuyor, geç kaldığı günler şube telefonundan bir yerleri arayıp geldiğini rapor ediyordu. Bu gizemli davranışlarına bu son olay da eklenince Personel müdürlüğünü arayıp kişinin gizli teşkilattan falan mı olduğunu sorup son olayı anlattım ve “rica ediyorum benim şubemden bu kişiyi alın” dedim. Ertesi gün arkadaşın tayini başka bir şubeye çıktı ve bir hışımla çıkıp gitti.
Ancaaak bir ertesi gün şubemiz şehrin emniyet müdürü, valisi ve üst düzey devlet erkânının uğrak yeri olmuştu sanki. Şube müdürü odası ikinci katta ve şubemize gelen benim önümden geçip üst kata çıkıyor, müdürümün malum zatları şube kapısından geçirirken alı-al moru-mor renkten renge geçişi olağanüstü hallerin içinde olduğumuz mesajını veriyordu her bir çalışanımıza. 7 senedir bu bankanın elemanı olan bu kişinin emniyet müdürünün kızı olduğu ve bu şubeden onu kimin sürdüğü soruşturması yapılıyormuş o sıralar meğerse. Sevgili müdürüm de daha önce” genel müdürlükte arkadaşların var bu kızı yolla bu şubeden, bu işi yaparsan sen yaparsın, beni muhatap etme” gibi sözlerle beni uyardığı için ve “biraz da suçu kendinde bulduğundan”, benim adımı vermemek konusunda bayağı diretiyormuş o sıralar doğrusu. Onun için öyle alı-al moru-mormuş. Şube müdürüm adımı sır gibi saklasa da, tam bir hafta sonra 23 senesini doldurmuş müdürlüğü ve emekliliği kazanmış olan kıdemli servis şefi benim tayinim başka bir şubeye çıkmış, malum kız Emniyet Müdürünün kızı olduğu için tayini geriye çekilmişti. Tayin olduğum şube şehrin en büyük şubesi ve sanki bana verilmiş ödül gibiydi. Tayinimden dolayı müteessir olan şube müdürüm genel müdürlüğe gözdağı vermek için istifa dilekçesini götürmüş, müşterilerimin çoğu mevduatlarını yeni tayin olduğum şubeye kaydırmıştı. Yeni şubede sultanlar gibi karşılanmıştım, çiçeklerle donatılmıştı dört bir yanım, o şubenin müşterileri bile “kim bu kadın” diye sorular sormuşlardı çalışanlara. Ayrıldığım şubeye yerime 4 kd servis şefi atanmış fakat yine de müdürüm benim geri döndürülmem konusunda diretmişti. 23 senelik onurlu hizmetime karşılık 7 senelik bir memurun gazabına uğramak bana büyük bir haksızlık gibi görünmüştü. Kırılmıştım, emekliliğimi istemiştim, dilekçem önce kabul edilmedi. Bir daha yazdım, bu sefer tayinimin yine eski şubeme çıktığı haberi verildi. Ben Özal’ın “süper emeklilik” adı altında getirdiği uygulamayı bahane edip emekli oldum. Kırgınlığımın üstünü yapıştıramamıştım her nedense. Çünkü bankamda bizlere insan ayrımı, ayrıcalıklı insanların da olabileceği, bazı hata ve isyanlara boyun eğmemiz gerektiği öğretilmemişti. Doğru bildiğimiz her şeyi özgürce söyleyebilmemiz öğretilmişti tekrarlanan seminerlerde. Öğlen yemeklerimizi bile müstahdemi genel müdürü memuru ile aynı masalarda yemek yemeğe alışmıştık. İçimdeki bir yerleri tamir edememiştim, benim babam sıradan bir demiryolcuydu ve ben onunla gurur duyuyordum, daha önce bilseydim o kızcağızın babasının makamını yine aynı tarz davranırdım diye düşündüm ve… Arkamı döndüm bir elimde kalın bir kitap haline getirilmiş deneyimlerim, öbür elimde şemsiyem, döpiyeslerimi ve yüksek topuklu ayakkabılarımı çıkarıp ayaklarımdan, özgürlüklerin yağmurlu günlerine işte böylece adım attım.
Bütün bunları yazmak nereden mi geldi aklıma? Bu sabah denize yakın oturduğum bir kafe de insanların bağıra bağıra konuşmaları, çaycıya emirler yağdırmaları, telefonla yüksek sesle herkesin duyacağı şekilde konuşmalarının çevreyi rahatsız etmesinden esinlendim zannımca. Çok sevdiğim ve emeklisi olduğum bankamın “kulağın içine sessizce söz söylemek” sözü beni ta buralara getirdi işte.
Kalın sağlıcakla,
Bankama şükranlarımla,
Sizlere de sevgilerimle.

Resim:www.caring.com'dan alıntı

14 yorum:

Belgin dedi ki...

Dogru insan, nereye giderse gitsin, her yerde dogrudur.. Sizin gibiler o kadar azaldi ki. Simdilerde ne sizin gibi saygili insanlar, ne de calistigin Banka gibi bankalar kaldi.. Tatilde isimiz düserde bir Bankaya girersek, orada calisanlarda ne bir güler yüz, ne bir yardim, ne de dogru dürüst calisan birini görebildim. Hepsinde bir kibir, bir "kücük dünyalari ben yarattim" hallleri, yukaridan bakmalar, kisacasi cekilmezler..

Zeugma dedi ki...

İyi ki paylaştın sevgili sufim..
Sonunun nasıl biteceği tahminleriyle bir solukta okudum.
Bu kadar sevilmiş olman ve senden asla vazgeçmeyişleri çok güzeldi. Zaten bu güzel yüreğinizle tersini yaşamamalıydınız.
Ve her ne kadar sonu istenmeyen şekilde bitmiş olsa da uzun yıllar böyle güzel bir ortamda çalışmış olmanız size Yaradan'ın bir lütfu, biliyorsunuzdur.
Çünkü ne kadar iyi ve başarılı olursanız olun o 7 yıllık kız yüzünden birtakım korkular yaşayıp tersini de başınıza getirilebilirlerdi.
Ve o zaman ne bankanızı ne de müdürünüzü böyle şükranla anabilirdiniz.
Paylaşım çok güzeldi..
Teşekkür ve sevgilerimle..

nalan dedi ki...

Nasıl güzeldi. Teşekkür ederim.
O sabah bağır bağır konuşan densizleri affetmek lazım, çağrıştırdıkları sonrası biz bunları öğrenebildik :)

Yıldız Yağmurları dedi ki...

Sevgili Sufi,
Öyle güzel yazmışsınızki keşke daha çok paylaşsanız bu yaşam deneyimlerinizi, ders niteliğinde keşke birileri de görse, anlasa...
Sevgiler.

sufi dedi ki...

Sevgili Belgin'im;
Doğruluktan önce, "müşteri velinimetimizdir" "müşteri her zaman haklıdır" hikayesi bizlere öğretildiği için istersen güleryüzlü olma!Şimdiki bankacıları da affet canım 500-600 lira maaş yeterli olmadığı için gülemiyorlardır.Bu söylediğim rakam 4-5 yıllık bir bankacının aylık maaşı.Ben de yeni öğrendim üzüldüm doğrusu.Sevgilerimle.
Sevgili Zeugma;
Bizler şanslı bir dönemin çocuklarıydık ve Atatürk ilkelerinden asla ödün vermeyen bir kuruluştaydık.Ne zaman 1983 yıllarına gelindi usul usul ve içten içe aydınlık zihinlere kara bir sis gibi zehir enjekte edilmeye başlandı.İlk kadın-erkek ayrımı 1986 yıllarında bir darbe gibi kafamıza indi.Onları da birgün anlatırım canım güzel dileklerin için teşekkür ederim sevgilerimle.
Sevgili nalaN;
Bazen bir ses, bir koku, bir müzik bile zihnimizi zamanötesi günlerin yaşanmışlıklarına iteleyiveriyor biliyorsun.Adına anılar dense de o ANda yaşanıyor oan sanki.sevgilerimle.
Sevgili Yıldız Yağmurları;
O zamanlardan alınacak en büyük ders; Atatürk ve devrimlerinin işlerliğinin yitirilmemiş olmasıydı.Ne zaman 1986 yılı geldi (belki de alt yapı daha önce hazırlanmıştı ama)kum saati gibi herşey terse çevrildi.Üst yönetim tahta masalarda diğer çalışanlarla birlikte ayrımsız otururken,camlı bölmelerde ve örtülü masalarda yemek yemeğe başladı mesela.O,Bu,ŞU,sokuldu aralarımıza.Böylece düzen bozuldu canım.Sevgilerimle.

SiL BaştaN dedi ki...

Sevgili Sufi; Erdemleriniz sizi hep üstün kılmış. Yaşamda dik durabilmek her ne olursa olsun, dedirten bir tavırdır bu. Kutluyorum sizi ve prensiplerinizi.

Ve evet paylaşınız bu hayat tecrübelerinizi. Okunası yazılarınız çok ama çok güzel çünkü.

Sevgilerimle...

sufi dedi ki...

Sevgili SİL BaştaN;
Bu dik durma tavrı sanıyorum bizim kuşağın prensiplerinden.Bizler de sizler gibi törpülenip susma tavrını benimser olduk zaman içinde. Kime ve neye başkaldırı? Sesinizi duyan birileri yoksa susmak en güzeli yanını seçtik gibi.Sevgilerimle.

beenmaya dedi ki...

ve ne mutlu bana ki böyle erdemli, koca yürekli bir insanla tanışma, yüreğinde yer etme şerefine nail oldum...

sufi dedi ki...

Sevgili beenmayam;
Benzer benzeri çekermiş ya senin de yüreğinin kocamanlığı gözümüzle görmesek de gönlümüzce farkedilmekte.Sevgilerimle.

Anne İş'te dedi ki...

Sufim,senin sözlerinse ta yüreğimin içine fısıldıyor sessizce..

Ne güzel insansın sen ve ne şanslıyım ben:)

Evren dedi ki...

yapılan bir araştırmaya göre, bir şeyi yaptırtmak istiyorsan sağ kulağa fısıldayacakmışsın... maşallah şimdilerde sağın solun pek önemi kalmadı biz ortaya hökürür olduk...

bayılıyorum senin yaşanmışlıklarını anlatırken ki ders vermeyen ama yine de öğreten o edana... öyle sımsıcak ki, hani bazı dersleri öğretmeninden ötürü sever ya çocuklar, sen öğretmen olsaydın ve hangi dersi anlatırsan anlatsaydın, o ders kesin sevilirdi tontini...

sufi dedi ki...

Sevgili Anne;
Ben de çok şanslıyım sizler gibi güzel gönüllü dostlara sahip olduğum için.Sevgilerimle.
Sevgili Evren;
Ben şımarmayayım da, kimler şımarsın?
Canım bu yaşanmışlıklarıma yaşım gereği belki pembe gözlüklerimle baktığım içindir.Yaşımsa şu an 18 o zamanlar 38 falandı.Bir zamandan sonra değer yargıların törpüleniyor aynı hırs ve öfkelerin sevgiye dönüşmesi gibi.Ve sen hergün kanatlarını silkeleyip yeniden giyiniyorsun sırtına uçman böylece kolay oluyor.Teşekkür ederim hepinize sevgilerimle.

efe dedi ki...

Annemi üzerlerse ben de onların bilgisayar sistemlerini çökertirim..ohh iyi yapmışım iyi olmuşş..bunca sene anlamamıştım şimdi anladım:)

sufi dedi ki...

Canım oğlum;
Bak unutmuştum sistemin çöktüğü günü, şimdi hatırlattın.Sen çok yaşa emi? 5 yaşındaydın sağ köşeden dönüşün, bilgisayar ana girişin yanından gülerek geçişin, gözümün önüne geldi.Sevgilerimle.