NE KADAR MASUMDUK BİR ZAMANLAR - SUFİ SAJA

.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

2 Haziran 2010 Çarşamba

NE KADAR MASUMDUK BİR ZAMANLAR

Ne; Akşama ne yiyeceğimiz kaygısı... Ne; ne diyeceğimizin sıkıntısı... Ne; azrail, ne; akrep sokar mı korkusu... Ne; savaşlar, ne ölümler bilirdik o zamanlar...Ne kadar masumduk, ne kadar mutlu...Ne toprakla kirlenmek, ne kimsenin bardağından su içmemek, ne virüs ne bakteri ilgilendirmezdi bizi...Ne; marka seçip de "ben ADİDAS,REEBOK giyerim" dedik...Ne; CE damgası nedir bildik.. Ne kimsenin yalısına arabasına, gezmesine özendik.Yargılamadık birbirimizi...Sadece arkadaşımızın eline çivi batınca tutamazdık gözyaşımızı...

Bir de ağlamıştık duyduğumuzda; yetiştirdiğimiz ipek böceklerinin kaynar suya atıldığını...Küsmüştük o insanlara çocukça masumluğumuzla. Acı çekmiştik kelebekler kozalarından çıkmadan öldürüldüğünde...Çiçeklerin ve böceklerin dil bilmediğini bilemeden okşayıp sorardık hatırlarını.Öğretilmemişti bize hainlik, yalancılık, düşmanlık...Ört kızım eteğini, erkeklerle oynama onlar kötü denmemişti bize...Yoktu içimizde yılan, canavar ve yarınların endişesi...Arkadaşlarımızla aramızda ne; vardı çıkar çatışması, ne sen-ben davası...Birlikte sözleşip Sakarya'ya akan Doğançay dereciğinde yüzmeye gitmekten başka yoktu bir suçumuz...Tükenmezdi hayallerimizdeki efsun deposu... Korkumuzdu sadece havanın kararması...Ateş böceklerini kovalayamayacağımız içindi eve dönmek istemeyişimizin tek sebebi...Yatınca uyuyamamak ne demektir bilmiyorduk o zamanlar, ne kadar masumduk... Öğrendik şimdi Dünyanın kaç bucak olduğunu...

Resim:William Bouguereau.

19 yorum:

Newbahar dedi ki...

Büyüdük ve kirlendi dünya...

Efsa dedi ki...

"Benim çocukluğumda
Akşam ezanı okununca,
Apar topar tozlarla bütünleşen küçük bedenlerimizle, evlerimize dönerdik.
Ezan vakti geldi mi akşam olmuş sayılırdı."

yazmıştım bende bir keresinde. O aklıma geldi. Kirada oturduğumuz ev, korkudan içine giremediğimiz kocaman mağara, zeytin, çınar, kayısı, kavak ağaçları arasında geçmişti çocukluğum. Güzeldi çok güzeldi hemde.

beenmaya dedi ki...

pek çok anlamda özellikle de teknolojik alanda ne kadar çok ve hızla ilerliyorsak aynı hız ve oranda insanlıkta geriliyoruz ne yazık ki...

Brajeshwari dedi ki...

Hala masumuz..kalbimizde bir yerlerde... yaşadığımız o zamanlar hala bizde... Kirlendi dünya belki, kirletildi, buna öylesine sözel olarak enerji verip tekrar ediyoruz ki, öyle de devam ediyor...

Biz hala o güzel çocuklarız.. Kirlenen dünyaya ayak uydurmaya çalışmaktansa, içimzdeki masum dünyayı tekrar yaratmalıyız...Tek tek ama bir olarak...

öykü dedi ki...

Yatınca uyuyamamak ne demektı bılmıyorduk bı zamanlar..


Evet...
Şimdi yatak aynı
gece aynı
uyku aynı
ama ben eskı ben degılım uykusuzlukların ne oldugunu
dunyanın kac bucak oldugunu ogrendım:(

alizafersapci dedi ki...

Müthiş bir resim ve paylaşım.
Anahtar kelime "SEVGİ" olabilse..

Esmir dedi ki...

Sevgili sufi, bende çocukluğumun o masum günlerine döndüm yazını okurken! her şey çok güzeldi ama bizler çocuktuk işte ne kadar ferkındaydık ki o günlerimizin çok ama çok özel olduğunu...

geçen zamanlar boyunca örselendikçe duygularımız, kırıldıkça yüreklerimiz ve insana olan inancımız her geçen gün dahada şaşırttıkça bizi! şimdi anlıyoruz o günlerimizin bizim için ne kadar farklı anlamlar taşıdığını ve masumiyetin ne demek olduğunu!..

yaşlanınca doğal sürecinde nasılsa yine çocukluğumuza geri döneceğiz ve kimbilir belki yine çocuk olduğumuzu da bilemeyeceğiz...

Kirlenen dünyaya inat!
şimdi farkına varabilmiş iken, o güzel dünyayı yeniden yaratabilmek ve yeniden çocuk olabilmek bizim elimizde.

Ben en çok kendi limanımda çocukluğumu yaşıyorum...:)

sevgilerimle...

hasret senfonileri dedi ki...

Mutlu mu desem acı mı?. ikisinin karışımı bir tebessümle okudum yazını sevgili sufi'm..
Çocukluk her ülkede her şehirde hatta her mahallede aynıydı..
Bizim mahallemizde bir de "kan kardeşliği" vardı.. Kimin eline birşey batsa ya da canı kardeş edinmek istese ölümüne;
bir yerlerimizi çizer kanatır kan kardeşi olurduk.. Gerçek yüreklilikle "kardeş" ilan ederdik o kanlarımızın karıştığı emip tükürmeden mendil içinde sakladığımız kardeş kanının sahibini..
Şimdilerdeki AIDS denen bela yoktu o zamanlar..Karı kılıklı herifler de.. Ya da ibadet de gizliydi kabahat de!!!
Unutulan .. ve Yazılacak ne çok şey var o günlerden akılda kalan be Dileğim!!

guguk kuşu dedi ki...

Ben Brajeshwariye katılıyorum, sadece unuttuk diyelim kirlendik demiyelim, negatif enerjiler saçan konuşmalardan kaçınıp, umuda, güzelliğe ve masumiyete yelken açalım, bize çok yakın yerde masumiyetimiz inanın, bir yürek yakınlığı kadar, canım sufim.

Evren dedi ki...

doğançay... öyle çok severim ki... her geçtiğimde bir ses duyardım, beni çağırırdı, hiç inmedim ama hep aklımdadır hala.... aynı masumiyetiyle ve sadeliğiyle...
teşekkürler yüzümü gülümsettin tontinim, eski zamanların güzel günlerinden bir an yakalamış oldum... öperim...

ayşegül dedi ki...

Ask mu desem husran mı?. ikisinin karışımı bir dusunceyle okudum yazını sevgili sufi ablacım.
ben masum bırısı mıım?? bılemıorum
bazan valla off ya ıcım sıkıldı yıne ıste..Sevgılerrr

bilge dedi ki...

gittim çocukluğuma dönmek içimden gelmedi önemli olan içimizdeki masum çocuğu koruyalım sevgilerimle..

ruhumun pusulası dedi ki...

Kızıma diyorum ki;
"Ayakkabıyı Converse-Adidas olarak değil, adı üstünde ayağına kap olarak görmeli, kendini de Nazlı olarak değil, öncelikle insan olarak bilmelisin" diye. Diliyorum onların da enaz bizim kadar hatırlayacak güzel ve masum hikayeleri olur. Sevgiler...

elifin terazisi dedi ki...

Büyüdük mü ne?

elifin terazisi dedi ki...

Hoşgeldin masumiyet.



Biliyorum kapıdasın, uzun yoldan geldin;

biraz yorgun, biraz aç,

kapıyı çalmak üzeresin.



En son geçen yüzyıl,

bir Eylül sabahı görmüştüm seni;

çok özlemişim, nerelerdeydin?



Sen gitmeden önce de azdı kazancımız

ama daha mutluydu yuvamız.



Sayısallaşmamıştı henüz sevdamız, umutlarımız;

doğum – dersane - ölüm diye üçe bölünmemişti hayatımız.



Daha basitti sözlerimiz, küçüktü hesaplarımız;

kurşun kalemle çizgili sayfalara yazılırdı borçlarımız.



Eski, siyah beyaz bir Türk filmi;



sıradan, kıt kanaat geçinen

ama birbirlerine son derece düşkün aileleri,

delikanlı taksi şoförleri,

bomboş Boğaz sırtları,

kabarık saçlı mahcup kızları,

kötü ama yeri geldiğinde son derece vicdanlı adamları,

çekimden sonra evlerine belki de hep aynı koltukta

otobüsle dönen “zengin” anaları,



hep masumiyet, hep masumiyet...



Film bittiğinde

ve sen karelerini, beyaz perdeni toplayıp gittiğinde,

bizler derin uykudaydık.



Gözlerimizi açtığımızda, filmin ikinci yarısında değil,

bambaşka bir filmin tam ortasında,

on sekiz yaşından küçüklerin girebildiği

ancak masumiyetin alınmadığı,

kara camlı bir salondaydık.



Ayrı ayrı oturtulmuştuk.

Bizim mahalleden olmayanlarla,

rengarenk başka senaryoları, başka hayatları,

başka aşkları, başka kahkahaları izliyorduk.


Hoşgeldin masumiyet;


nicedir özlemişim seni.


İyi ki geldin.


İyi ki kapının önünde,

biraz yorgun, biraz aç,

yanında bembeyaz perden,

kapıyı çalmak üzeresin;


iyi ki dışarıda duyduğum tıkırtı sensin...
DÜŞ HEKİMİ

y. dedi ki...

annem işten dönerdi, bütün gün sokakta olan ben değilmişim gibi gidemezdim eve, ne zaman babam gelirdi, annem görünürdü pencere pervazında... o uzun bitmeyen yaz günlerinde üstünden düştüğümüz ağaçların, yenilen yıkanmamış meyvelerin haddi hesabı yoktu. terler ve niyeyse üşütmezdik, koca koca mahalle çeteleri, küçük eşkiya sürüleri, memuriyet kentleri, çocukluğum ve belki de büyüklüğüm.yorgunum ben yetişkin olmaktan, çok gencim ve çok yorgunum.

Ela'dan Mektuplar dedi ki...

Rahat rahat yerdik "darı" mızı. GDO lumu acaba diye düşünmeden. Tuzumuz da şekerimiz de serbestti. Kırk yolda bir yenilen cipslerin de tadı şahaneydi:) Yemek buldun ye dayak buldun kaç:) Çeşmeyi açar kana kana içerdik suyumuzu, damacana da suyun dibini görüp "aaa su bitmiş" derdi olmadan. kene yapışır mı korkusu olmadan dalardık boyumuza kadar otlarla dolu kırlara, bahçelere...
Aynen gördük bucak bucak dünyayı tontinimmmmm.
Bu günümüze şükür ne diyelim. Sevgiler...

Aydedeye havlayan dedi ki...

ne güzeldi gerçekten.. her ne kadar artık uyumakta zorlansak da dünyanın kirliliğinden ötürü, yine de eskiden olduğu gibi dünyayı efsunla doldurmaya devam edelim biz.. hayal edelim ki gerçek biraz daha yakın olsun bizlere..

laleninbahcesi dedi ki...

yaş ne kadar ilerlese de , çocukluk çok uzak gelmiyor insana, geri dönsem elimi değdirsem sanki...
Sevgili Sufi , bizim zamanımızda paradan konuşmak, bir şeyin fiyatını sormak , söylemek ayıptı. Şimdi her şey para ile başlıyor...Masumiyet kalır mı?