.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

25 Ağustos 2011 Perşembe

KİLİMCİ=VAN-5


İçimizden kaç kişi: üzerine bastığı, terliğinin ucuyla püsküllerine takılıp düşmekten son anda kurtulduğu, halı ve kilimlerin üzerine nakşedilmiş desen ve şekillerin ayırdına varmıştır? Hele bu üzerinde yürünen, zaman zaman duvarlara asılan kilim ve halılar örtü ve döşekler el emeği-göz nuruyla yapıldıysa? Farkedilmediğinde dokuyanın yüreği sızlamaz mı ki? Evrene ve evlerimize gönderilen imzasız mesajlar gibidir bu tür desenlerle dokunmuş halı ve kilimler bence.
Bereketi temsilen: buğday başakları,

Ölümden sonra yaşama inananın dokuduğu: hayat ağaçları,
İlahi mesaj ve uzun yaşama işaret eden: çeşitli kuş motifleri,
Bolluk ve üretkenlik için: pıtrak ve Hz.süleyman'ın yıldızı,
Dokuyanın ümitlerini yansıtan: sandık,haçlar, çengeller,
Güç ve kudreti temsilen:aslan gibi ayakları yılan gibi kuyruğu olan
ejderhalar,kartallar
Kem bakışlara karşı: göz motifi,
Evlenme arzusu için: tarak ve saç bağı.
Zehirden korunmak için:akrepler.
Ölümsüzlüğe kavuşacağına inananın: Saçından bir tutamı dokumaya katması. Kaynanasının acımasızlığına karşı; susan gelinin eli-belinde motifini dokuması.

Ve bunların yanısıra bizim anlamadığımız binlerce simge ve mesaj, halı ve kilimler yaratıldığından bu yana anlaşılmayı bekliyor (mağara resimleri gibi) değil mi?
Bu halı ve kilimlerdeki mesajları ben de farketmezdim geçmiş zamanlarda..Taa ki emekli olduktan sonra çalıştığımız anadolu hayat-sigorta acentasının iş için bizleri gönderdiği VAN seyehatinde profesyonel kilimcinin anlatımıyla efsunlanmamıza kadar... Adamcağız öyle anlatıyordu ki, sanırsınız heyecanlı bir dizi film izliyorsunuz. Bir köşesinden tuttuğu kilimi şöyle havada bir 360 derece çevirip indiriveriyordu ayaklarımızın dibine. "-Ah bir bilseniz bunu dokuyan kızın hikayesini lâl olurdu dilleriniz! buna paha biçemem derdiniz" diyordu. O gün muhteşem kilimci önümüze ne serdiyse hepsini aldık, parasının bir kısmını ödedik. "Adresimizi bilâhare size bildiririz" dedik,(dükkan arayıp bulacağız ya!) Oradan Konya'ya uğrayıp suzanneler, örtüler, elişleri, kanaviçe örtülerle dükkan çeyizimizi çoğaltıp Mevlana'nın ve Şems'in kutsal eteğinden İzmir'imize doğru hareket ettik. Sonrasında Kardeşim Tutsak ve sufi Cemle hiç gecikmeden İzmir/Kemeraltında kilimci dükkanımızı açtık. Adını da MİRAÇ koyduk büyük bir hevesle, miraca çıkacaktık dünya malı ve kazancıyla. Bakar körlerden (çoğu bakar ama görmez) olduğumuzu çok şükür 5 ay içinde anladık. Her kilimin bir hikayesi olduğunu bilmiyorduk ama, yazabiliriz sanıyorduk. Kilimleri havada çeviremiyorduk ama müşteri bizde beğeniyor aynı kilimi gidip karşı kilimciden alıyordu ya! Hem de bizim satış fiyatımızın iki katına...Aldık takkemizi önümüze, dükkan kirasından daha çok çay parası ödediğimiz otantik dükkanımızı gecikmeden kapattık. Yani Ticaret: her yiğidin yapabileceği bir şey değilmiş meğerse. Böylece anlamış olduk...

http://www.blogger.com/img/blank.gifrüyalarımın götürdüğüyer- VAN
http://www.blogger.com/img/blank.gifVAN-2
http://www.blogger.com/img/blank.gifVAN-3
http://www.blogger.com/img/blank.gifVAN-4
"İzler ve yansımalar" sevgili Esin yazarım dediğim "akdamar adası"ile ilgili yazmış zaten http://www.blogger.com/img/blank.gifburadan okuyabilirsiniz.
Hepinize sevgilerimle.








Devamı Buradan ...>>

17 Ağustos 2011 Çarşamba

ARŞİVCİ AKIL

Akıl: inançsızlık ve kuşkuyu tetikler. Ensemize yerleşmiş bir çift göz gibi eski başarısızlıklarımıza ve eskimiş yenilgilerimize bakar durur. Eski kütüphanenin tozlu raflarına dizilmiş fikrin: mürür-u zamana uğradığı, eski sınanmış duyguların yazılı olduğu sararmış sayfalara sahip kitapçıkların bekçisidir zat-ı Alileri. Çoğu çürümüştür kitaplarında yazılı bilgiler ve canlı-canlı utanmadan zamane yüreğine hükmetmeye kalkarlar. Böylece tozlu siyah kollukları olan, burnunun üstüne inmiş gözlüğünü elinin tersiyle bilmiş bilmiş itekleyen, arşivci Hüsamettin Efendi gibidir kendileri...Akılla; hayâl, yüce duygular,aşk, şefkat ve yaratıcılığın barındığı Yürek, başlar çatışmaya. Yürek alıp başını gitmek, akılsa onu durdurmak ister türlü bahanelerle. İkisinin çelişkisinin tam ortasında görünür görünmez yanıyla RUH kaldırır pankartını: "bu iş buraya kadar" der.Yeşil ışığını yakar yüreğe. Der; "bakma geriye.Aşkın uğruna kendini yakmak ve yıkmaktan yana tutum sergile. Aklın; hep fayda ve mantıkla yürümen önerisine kulak asma. Cebrail bile kanatlarını yakmadan girememişken o kapıdan içeriye, sendeki bu tereddüt niye? AŞK Akıl işi değil tamam, ama yürek işi değil de ne?
Aklını koy bir yere, KOŞ Aşkın menzilindeki o kutsal yere."
Ben demedim, ruh söyledi bu sözleri, hepinize sevgilerimle.

Resimler:
Maurizio Moro
Frederick dunn
Devamı Buradan ...>>

10 Ağustos 2011 Çarşamba

BU BİR YAZGIDIR BANA GÖRE

Evvel ALLAH:
Hani her konuda bahane bulmakta üstümüze yoktur ya; insanın başına birşey geldiğinde bintürlü sebep ve bin türlü sonuç bulmak konusunda... Çerçevelemeyi unuttuğumuz uzmanlık diplomalarımız kapı gibi durur mutlaka gizli ahit sandıklarımızda. Böyle bir konunun zuhurunda şıp diye biliveririz o elim vakanın neden başımıza geldiğini de, hemen o anda inemeyiz olayın esas ve ANA platformuna...

"-Ya kardeşim, içmeseydin bukadar sigarayı gelmezdi bunlar başına!"
"-İşte o gün gitmeseydin Züleyha'lara; yakalanmazdın bu meşum hastalığa!"
"-Etmeseydin kendini köle ona buna; bu beden iflas etmezdi sana böyle inadına!"
"-Dinleseydin hele sözümüzü ama, vah vah geç kaldın artık BOR'un pazarına!"
"Atalarımdam mirastır bu hastalık bana" diye diyemezsiniz kimselere.Ne diyeyim? BU BİR YAZGIdır oysa.

Toprağın nimetlerinden alabildiğine ve bilerek faydalandığım; kaç zaman oldu?
Eskiden de aynı besinleri yer-içer mideme gönderirdim de; "buramı okşa da git, şuramı tedavi etmeyi unutma" falan demezdim onlara. Bana ne olduysa hep bu (malûm hastalık)dan sonra oldu.Her telefon çaldığında telefonun öbür ucundaki dosttan (Allah onlardan razı olsun) yemem içmemle ilgili bir öneri: telleri aşıp kulağıma geliyor ve içime çöreklenip oturuyordu bıyıklarını muzip bir şekilde bura-bura... Dünyanın en doğusunun güneşli toprağında binbir güçlükle yetişen noni-sinden tutun da en batının batısının çöllerinde yetişen nadir bitkinin (Aloe vera) özsuyuna,
İsviçre Alplerindeki suyun, diğer suların hafızasını değiştiren GRANDER kalemine, Gürcistan dağlarının doruklarında yetişen akçaağacın filizlerinden elde edilen arı suya, 20 adet şamfıstığı, 3 tane Medine hurması, 2 çorba kaşığı kurt üzümü, çiğ patates suyuna neredeyse ekmek banmama kadar ayrıntılı bilgilerle donanmış alternatif tıp ürünlerini; kargo şirketi her allahın günü bana taşımaktan bıkmıyor usanmıyordu artık doğrusu. Bunların yanısıra efsunlu taşlardan kolyeler ve mıknatıslı bilekliklere, NİKKEN yorgan-döşeklere, yüzükler ve üstümde taşımam gereken türlü çeşit totemlere kadar daha neleeer neler gelmedi ki? Bu arada benim satın aldıklarımdan da hiç söz açmayayım! bir ara baktım ki zavallı boynum taşıyamıyor tek tek azad ettim simgelerimi. "Azad ettim" deyince,yokettiğimi sanmayın sakın, yine de başucumda bekletiyorum onları.
ARISU: Mucize iksir tüm ağrılarımın yokedilmesi ve ölü hücrelerimin yeniden dirilmesinde.Teşekkürler MAYA'ya.
NİKKEN döşek yorgan: huzurlu uykunun koynunda rüyalardan rüyalara geçişimde...Teşekkürler ÖZGÜR ve MURAT'a.
Patates suyu: mide ağrılarımın kökünden yokolmasında: Teşekkürler Sufi-CEM'e.
Sevim'den gelen GRANDER kalem: sağlıklı su içmemde yararlı olmadı dersem yalan olur vallaha!Binlerce kez teşekkürler beni düşünen ve dualarını esirgemeyen diğer tüm dostlara. Eminim Tanrı'nın sözü ve tanrı'nın önerisiydi onların dilinden dökülen.
Herbirinizi kucaklayacağım inşaallah kemoterapi günlerim hayırlısıyla son bulduğunda.Hak hizmetlerinizi kabul ede.
Sevgilerimle.

Devamı Buradan ...>>

5 Ağustos 2011 Cuma

TEMBELLİK OBLOMOVLUK MİSKİNLİK

GOGOL'ün: "yüzyıllar yüzyılları izliyor, yarım milyon tembel mıymıntı insan büyük bir uyuşukluk içinde pinekleyip duruyor." dediği gibi, bu asırda da -milyonlarca insan- çeşitli nedenlerle tembelliğin yamacında pinekleyip duruyor.

"Bir lokma, bir hırka"sözü gereği, Leman'daki bezgin Bekir gibi , kualaların ve kedilerin davranış biçimini benimsemiş bizler, tembelliğimizin irademize;
"-Sen zaten hastasın kendine eziyet çektirme, salla gitsin!"
"-Aman sende, bugüne kadar icraatlara isyan ettin de ne oldu? Otur oturduğun yerde nasılsa senin dediğin olmuyor, bir yapan eden var!"
"-Çalıştın paralandın da ne oldu? Sana madalya mı taktılar? Ağırdan satmak kendini, herşeyi beceriyor olmaktan iyidir!"kışkırtmalarına kulak vererek tembelliğin bize haz şeklinde verdiği rüşvetlerle el altından heybelerimizi doldurup bahanelerimizin gölgesinde uykulara yatmaktan da geri kalmıyoruz doğrusu...
Geçmişe dönüp bir bakmak gerek tüm buluşlar kimlerin yüzüsuyu hürmetine icadedildi? HıI?


Tekerleğin icadı: mağaradan tarlaya gitmeye üşenen tembel...
Kıyma makinası: eti kesmekten üşenen kasap...
Asansör: merdiven çıkmaktan sıkılan insancık...
Uzaktan kumandalar:yerinden kalkmak istemeyen tembel...
Çocuk bezi:Bez yıkamaktan sıkılan tembel bir anne için icad edilmedi mi? laf aramızda benim zamanımda böyle hazır bezler ve ıslak mendiller olsaydı belki 10 tane daha doğururdum doğrusu...Bu OBLOMOVLUK, tembellik, ve miskinlik konusunda bilindik bir hikaye vardır bilirsiniz.Çünkü bu davranışsızlıklar, hastalık gibi algılanmaktaymış o zamanlar:

İşte o zamanların birinde; bir kral ülkesindeki tembelleri toplatıp sarayında bir koğuşta beslemeye başlamış.. Bunu duyan diğer insanlar ekmek elden su gölden diyerek onlar da saraya gelip bu koğuşta yaşamaya başlamışlar, lakin öyle kalabalıklaşmışlar ki kral şüphe duymuş ve vezirine emir vermiş "gerçek (tembellerle)miskinlerle, sahte miskinleri ayırt etmek için koğuşta yangın çıkart" demiş. Vezir padişahın emrini yerine getirdiğinde görülmüş ki tüm herkes kaçışırken 3 kişi kalmış koğuşta 3 gerçek tembel yani miskin!
Biri ateşe yakın olana sigarasını uzatıp;
"-Aha şu sigaramı yanındaki ateşle yakarmısın?" demiş.
Bu 3 kişiden birisinin de kıçı, ateşten ısınan taşın üstünde fena halde yanmış ve azcık hareket edip uzaklaşmış ve diğer arkadaşına dönerek:
"-İnsan oğlu kuş misali dün nerdeydim bu gün neredeyim?" diye hayıflanmış...
Ben de:sıcaklardan mı yoksa hastalıklardan mı bilmem?
"Dün neredeydikkkkk? bugün neredeyiz BİZ de?..." diyor ve çalışkanlara da tembellere de sevgilerimi gönderiyorum. Tontini.

Devamı Buradan ...>>