.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

23 Ekim 2013 Çarşamba

HANGİ ZAMANLAR.

Hangi zamanlar derseniz işte o zamanlar,
kitap ve kalp çalmak serbestti,
İçimizden bir şey tut dendiğinde en çok aşk,
Dışımızdan bir şey tut dendiğinde en çok devrim tutardık,
Hangi zamanlar derseniz işte o zamanlar,
Okur nazar değil okur yaşardık,
Cimri değildik hayallerimizde,
İşaret ve itiraz parmağını yitirmeyen çocuklardık,
Hangi zamanlar derseniz işte o zamanlar,
Çokta az, azda çoktuk.
Yaa,
İşte böyle,
Hangi zamanlar derseniz işte o zamanlar,
Pencereler devlete, sokaklar aşka boyanırdı.
Alıntılar meşk ederdik fasılasız fasıllarda,
Tünelin ucundaki aşıklardır
Hangi zamanlar derseniz işte o zamanlar,
Kapılardan pencerelerden karışırdık sokaklara,
Halleşir harlaşırdık meydanlarda,
Şimdiyi sorarsanız bana,
Zamane zamanları sorarsanız,
Sokaklardan, düşlerden ve aşklardan
Emekli olduğumuza hiç mi hiç şahit olunmamıştır…

Devamı Buradan ...>>

16 Eylül 2013 Pazartesi

AYNA İLE SELAM

Bilemezsin
Sana verecek bir armağanı ne çok aradığımı.
Hiçbir şey içime sinmedi.
Altın madenine altın sunmanın ne anlamı var.
Ya da okyanusa su.
Düşündüğüm her şey
Doğu’ya baharat götürmek gibiydi.
Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok,
Çünkü Sen zaten bunlara sahipsin.
O yüzden Sana bir ayna getirdim.
Kendine bak ve beni hatırla!…

Mevlana



Tüm Dostlara selam...........
Devamı Buradan ...>>

19 Nisan 2013 Cuma

BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN ‘BEN’İM

Afrika da çalışan bir antropolog; bir kabilenin çocuklarına , bir oyun oynamayı önerir. Ağacın altına koyduğu meyvelere ilk ulaşanın ödülü, o meyveleri yemek olacaktır. Onlara , ‘’ Haydi , şimdi başla ! Birinci olan alacak ! ‘’ der. O anda bütün çocuklar el ele tutuşarak, ağacın altına beraber koşarlar..Vee..Hep beraber meyveleri yemeye başlarlar. Antropolog neden böyle yaptıklarını sorduğunda çocuklardan şu yanıt gelir. ‘’ Biz ubuntu yaptık. Yarışsaydık, yarışı kazanan bir kişi olacaktı. Nasıl olur da diğerleri mutsuzken , yarışı kazanan bir kişi meyveleri yiyebilir? Oysa biz ubuntu yaptık ve meyveleri bölüşerek, hepimiz yedik’’ derler…. UBUNTU: “BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN ‘BEN’İM”
Devamı Buradan ...>>

8 Şubat 2013 Cuma

ALİ RIZA ALBAYRAK HÜSEYİN ALBAYRAK BÖYLE BUYURDU AŞK

Uzun zamandır albüm çıkarmasını Aşk ile beklediğimiz Ali Rıza ve Hüseyin Albayrak kardeşlerin bir albümünün haberini sizlere de vermek istedik, umarım sizde bizim aldığımız o kokuyu alır aynı kokunun birlikteliğinde buluşuruz.

Dinlemek isterseniz Buradan dinliye bilirsiniz.
Devamı Buradan ...>>

11 Ocak 2013 Cuma

GÜZEL GÖZLER ÇİFTLİĞİ

Kim demiş özlemek güzeldir diye. Oldum olası sevmem. Yorar beni birini özlemek. Moralim bozulur hemencik. Hatta birini özleyeceğim önceden belliyse, bir tarih varsa özlemeye başlanılacak o zaman bittim ben. Aylar öncesinden planlanan ayrılışlar bana ağır gelir.  Öğrendiğim günden itibaren istemem gitmesini. O gün özlemeye başlarım çünkü. Annem, babam, kocam, kardeşim...Kim olursa olsun hiç farketmez. 
Sevdiklerim yanımda olsun da. Ha çok derin düşününce de "bencilsin kızım" diye de fişlerim kendi kendimi. O ayrı.
İşte bu yüzden de katı biri olarak bilinirim çevremde bu konuda. Ela ayrılıklar konusunda rızası, gönlü alınacak zor insandır hep...Doğrudur da. Hak veririm...
Oysa hep uyarılmışımdır Tontini tarafından, "gidene gitme deme, yolun açık olsun, güle güle git, selametle gel" de diye...
Ne yapıyım, sevmiyorum işte. Geçmişime bakarsanız bir sürü insanı da hep özlemişimdir. Belki engramlarımdır bana bu duyguları yaşatan bilmiyorum ki. Belki de önceki hayatımda zorla ayrılmışımdır sevdiklerimden. Acı çekmişimdir kim bilir...
Burcumun bir özelliği de olabilir çok inanmasam da. 
Aşırı sahiplenmek desem...Sanmıyorum ama olabilir de..
Ne kadar istesem de engel olamam tabii gidişlere, özleyişlere, ayrılışlara...
Sırası gelmişken Tontinimle bir hayalimizi paylaşayım sizinle yıllar önce konuşulan. Bu huyumu çok iyi bilirdi kendisi tahmin edersiniz. Dedim ki bir gün, sanırım Efe'nin askere gittiği günlerdeydi, "bir çiftlik olsa, bütün sevdiklerimiz, önemsediklerimiz orada hiç ayrılmadan yaşayabilsek..."Gülen gözler çiftliği" olsa adı. İsteyenler ayrı yaşasa ama yine bir koşuluk mesafede olsalar. Kendimiz ekip, kendimiz biçsek, yetiştirsek. Askere mi gidecek ailenin delikanlısı, çiftliğin içinde yapsa, görmek istediği her şey orada hazır olsa herkesin. Hiç bir yere gitmeden her şeye ulaşabilsek...Ne kadar insan varsa hepsi mutlu olsa, çok mutlu olsa. Hatta ve hatta ölenlerle bile kavuşsak senede bir gün...Çok sevmiştik biz bu hayali. Birbirimize gülümseyerek yeni fikirler eklemiştik şimdi hatırlayamadığım. Yazmalısın bu çiftliği dedi bana bloga. Eveeett dedim bende. Aklımda bir kopyası hazırdı hatta... 
Ama nedense yazmak şimdiye nasip oldu işte. 
Sevgilimin 10 günlüğüne dünyanın öbür ucuna gittiği güne...
Tontinimi her gün daha çok özlediğim herhangi bir bugüne...
Özlediğiniz kim varsa hepsine sağlıkla kavuşmanız dileğiyle...
Sevgiler.
Ela...
Devamı Buradan ...>>

20 Aralık 2012 Perşembe

KESKİN BAKIŞ- 21 ARALIK


Uzun zamandır sesimiz çıkmıyor diye yazdığımız kim bilir kaçıncı yazımız olacak bu. Mühim olan sessizliğin içerisindeki sesin ne anlatmak  istediğini duyup anlaya bilmektir yetenek.derdi tontini  ne ise konumuz başlıktan da anlaşılacağı gibi yakın zamanda muhatap olma ihtimalimiz olan 21 aralık meselesi, yıllardır dost muhabbetlerinde,okuduğumuz kitaplarda keza belgesellerde sıkça duyduğumuz bir tarihtir kendileri. Konunun tartışıldığı anlarda bile farklı görüşler atılmıştır tarihe. Kim bilir kaçınız da konu ile ilgili yazılar yazdınız kendi görüşünüzü belirten, ne güzelde ettiniz, mühim olan olacak olanın  sevgiye ait bir şey olması. umarım da öyle olur. ama adım gibi  bildiğim bir şey var ki zamanla kayıtlanmış bizlerin An içerisinde her daim 21 aralıklar yaşadığımızı unutmamamız,  yaşam denilen büyük öğretmen her gün  bize ne ile terbiye olmamız elzem bir durum içeriyorsa onu sunar. kıyameti çok güzel anlatır şu söz "kıyamet insanın özüne keskin bir bakış fırlatmasıdır" bu sözün verdiği ışıkla hareket edecek olursak özümüze dönmemizin farkında lığını yaratacak  fiili yatlar ile muhatap olmamız dilekleri ile.

Sufi-Cem

Resim: Ann Thomson.
Devamı Buradan ...>>

5 Aralık 2012 Çarşamba

SİZE BİR PERİ DOKUNDUMU?


Öncelikle bloğumuzu ihmal etmiyceğime dair verdiğim sözümü tutamadığım için sizlerden özür dileyerek başlamalıyım öyle değil mi? Ve de hepinizi ayrı ayrı selamlayarak...

Tontini bir çok şeyim olduğu gibi aynı zamanda ilham perimmiş benim. O gitti gideli bir türlü kafamı toparlayıp, iki lafı bir araya getiremedim. Yazamadım. Hiç denemedim zannetmeyin. Bazen geceleri uyumaya çalışırken bile yazabileceklerimi düşünüp, not ettim aklımın bir köşesine ama iş yazıya dökmeye gelince...
Anlatmak istediğim hep aynı yere çıktı. Yaşadığım sonsuz boşuğa, özleme...Gözyaşı ise uzun zamandır en iyi arkadaşım. Ahhh ağlamaktan yazamadıklarım...Yazımı okuyunca O'nu kimse üzülerek anımsamasın diye de yarısına gelmeden sildim gitti çoğunu. Bir çok denemeden sonra yine bilgisayar karşısındayım şimdi, bilmem anlatabilecek miyim?
Çok zor bir yaz geçirdim. Geçirdik...Tontinimim ... hemen arkasından, kendimi bildim bileli hep var olan, bana ve ailedeki tüm insanlara büyük emeği geçen, adımı koyan, beni bebekken aylarca ayaklarında sallamış, bakmış, hep sevmiş güzelller güzelim, anneannemi de uğurladık son yolculuğuna. O kadar güzel anılar kaldı ki ondnan da geriye...Eşi benzerini başka yerde yiyemediğim o girit yemekleri, kimsenin aynı lezzette yapamadığı  o caanım köftesi...İpek gibi saçları, ayakları, elleri, güzel gözleri hepsi benimle, bizimle kaldı ama o gitti. Şu anda İzmir'de çocuklarının yada 13 torunundan birinin evininde olmayışını kabul etmek tıpkı Tontinin hep huzur dolu evinde olmayışını kabullenmek kadar zor oldu..
Her zaman bulduğumuz o bahanelerle daha kolay atlatmaya çalıştık kendimizce işte...Çekmeden gitti, allahın sevgili kuluymuş...VS
Öyle böyle geçti zaman beraberinde getirdiklerinle işte. Birkaç ay sonra 1 sene olacağını düşünmekse ayrıca inanılası değil.
Neyse...
2012 böyle biter, aman allah beterin beterinden saklasın derken, 1 Ağustos'da öğrendim ki Tontinin 5. torununu, anneannemin ise 12. torun çocuğunu taşıyorum. Yani anneliğin belkide en kolay zamanları...Taşımak...
Beklemediğimiz bir haberdi ama bu senenin en güzel haberiydi kuşkusuz. Yazılarımı takip edenler tanırlar oğlumu, Ege'nin bir kardeşi olsun isterdim hep. Nedense son zamanlarda bu istekten vazgeçmişken gelmesini de vardır bunda da bir hayır diyerek kabul ettik tabii ki. Ettik de 5,5 ayı bitirdik bile şimdi. O da yıllar önce Tontininin "senden kız çıkmaz" sözüyle tahmin ettiği gibi bir erkek. İlk başlarda çok kötü başlayan miğde bulantıları, halsizlik ve büyük bir gerginlikle geçen ilk aylarımdan sonra şükrediyorum ki şimdi çok daha iyiym. Hala nedenini çok iyi bildiğim o yalnızlık hissinden kurtulamasamda biliyorum ki O yine en büyük destekçim benim... Kısacası dostlar herşeye rağmen  henüz adını koymadığımız oğlumuzu, yine güzelimin olmasını istediği gibi büyütme heyecanına kapılmış bulunmaktayım ;) Sağlıkla kucağıma almak beni içimdeki korkulardan kurtaracak yine biliyorum. Ve umuyorum...
Bu haberi sizinle paylaşmak için bu zamana kadar beklememin nedenlerini anlatmak istedim kısaca, umarım beni anlar ve hak verirsiniz. Bu yıl sanki güzel bir şey olmıycak gibiydi, belki ben düşünmekle o kadar meşguldum ki, bu güzelliği biraz geç farkettim diyelim.
Tontinisini hiç göremiycek olduğu için çok mu şanssız, yoksa benden, bizden, sizden, hep onu dinleyerek büyüyeceği için çok mu şanslı bir türlü karar veremediğim bu bebeğimizin de güzel haberlerini, büyüyüşünü paylaşıcam sizlerle inşallah.
O zaaaamaann tekrar iki nokta üst üste ve bir parantezden oluşsa da gülücüklerle dolu, O'nun sevdiği eğlenceli yazılar yazmak için güzellikler diliyorum etrafıma.
Yaşadığınız her günün size sevgi ve güzellikler katması dileğiyle...
Sevgiler.

Devamı Buradan ...>>

4 Ekim 2012 Perşembe

ÖFKE&SEVGİ

Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş. Öğrencilerd

en biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız? ” diye tekrar sormuş.
Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”
“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”

Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “ Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.”

Devamı Buradan ...>>

24 Ağustos 2012 Cuma

HAYATI SEVGİSİZ BIRAKMA.

Ne kadarda iyi biliyoruz aslında neyin doğru, neyin yanlış olduğunu değilimi? sadece  işimize gelmiyor evrensel doğruyu hayata geçirmek. ne zaman kayıp ettik kendimizdeki cevherin her şeye hüküm edeceğini.  niçin sevgiye ait hüküm gücümüzü kullanmak yerine onun zıttı olan ile hüküm kurmaya çalışıyoruz. olmuyor işte yüz yıllardır deniyoruz olmuyor. Umudumu koruyorum biliyorum ki Her şey güzel olacak. Hayatı sevgisiz bırakmamaya.



Devamı Buradan ...>>