
Hayatın tozlu-puslu yollarındaki önümüze çıkan zıtlıklar arasındaki BİRLİK: özlerinin aynı olduğunu anlatıyor bana. Terazide tartılabilseydi mutluluk: ağır geldiğinde bir kefesi, öbür kefenin içindeki hüzün, keder, sıkıntı yükseliyor olacaktı. Kendi okyanusuna doğru sessizce derinden derine çekiliyorsa gözyaşı, tebessüm ve huzur insanın yüzünde doğacaktı belki. Gece, gündüzün üstüne usulca çekerken yıldızlı örtüsünü, gündüz yani günışığı aydınlatıyor olacak öbür yarımküreyi. Sanki kuyruklarından birbirine bağlı iki zıt kavram gibi uçlar arası gidip gelmeler işte hayatın MED CEZİRleri.İyi ile kötü, güzel ile çirkin, doğru ile eğri,küçük ile büyük,girenle çıkan, bunun gibi var binlerce örneği...
Yükselen, yükselirken özün içinde; Zıttı alçaldıkça alçalıyor işte.
AKIL; başta
İLİM; gözde
HAYÂ; yüzde oturuyor. ÖFKE geldi mi akıl baştan gidiyor.
Haset ve kıskançlık ilmi gözden çıkarıyor. Şeytan gelince de hayâ hiç yüzde kalır mı? Hayâ varsa kızarır insanın yüzü. Ya yoksa! YÜZdür, yüzsüzlüğün daniskası.
Seven, sevilene eğildikçe kaçar ondan sevdiği
Sen de kaçarsın ters yöne, eğildikçe sana birileri.
Sağlık gitti mi bedenden, hastalıklar gelir çöreklenir aniden
Hastalıklar toplanıp geldi mi de, çıkar mal-mülk değeri gönülden
Benlik bilinci, benden göçerse, ben de O, olurum bir gün belki!
Sevgilerimle, Dilek yani tontini.
Resim:Serap KÖKTEN
Devamı Buradan ...>>
30 Ekim 2008 Perşembe
MED CEZİR
Gönderen
sufi
zaman:
23:44
15
yorum
Etiketler: DİLEK'ten mektuplar...
29 Ekim 2008 Çarşamba
CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. YAŞASIN CUMHURİYET

Yüce Atatürk'ün yıllar önce söylediği sözleri tüm blog dostlarımla paylaşmak istedim.Geçmişin deneyimlerini ve geleceğin varsayımlarını, yaşanabilirlikleri eşsiz öngörüsüyle bizlere seneler evvel ne de güzel anlatmış.Önünde saygıyla eğiliyoruz.
"EFENDİLER:
Avrupa'nın bütün ilerlemesine,yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlandırılmıştır.Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupanın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi.Halbuki, hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatlarıyla,ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin?..Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!..
Türk milleti, kendini ve memleketin yüksek menfaatleri aleyhine çalışmak isteyen bozguncu, alçak, vatansız ve milletsiz beyinsizlerin saçmalamalarındaki gizli ve kirli emellerini anlamayacak, onlara hoşgörü gösterecek bir topluluk değildir."
Devamı Buradan ...>>
Gönderen
sufi
zaman:
08:00
15
yorum
Etiketler: SAJA BAKIŞI
28 Ekim 2008 Salı
OLUR MU ÇOCUKLAR! BİZ HEP EVDEYİZ.

40 yıl düşünsem bir gün bizim de kapatılacağımız aklımın ucuna gelmezdi. Sevdiğim bir kaç müziği indirebilmek için siteler arası sörf yaparken, bir kaçının kapatıldığına şahit olmuştum da, anıların, sevinçlerin, kederin, belki küçücük bir mutluluğun paylaşıldığı, kendimize yeni dostlar edinip, onların da hayatlarına dokunabildiğimiz, fikir edindiğimiz, tecrübelerimizi tazelediğimiz, bence çok masum olan paylaşım alanımızın yasaklanacağını hiç düşünmemiştim. Düşünmemiştik...
Kapatıldığımızı öğrenince birden bir korku aldı beni. Eyvah dedim. Bir yerlerde birilerine dokundurduklarımızdan olmasın sakın! Yoksa muhalefetçiler yazımı okuyup çok mu alındılar, karşı çıktılar da, bana dava mı açtılar.:) İnanın aklıma geldi bunlar. Gülmek serbest o gece rüyamda mahpus damına bile düştüm.)) Bütün blogların benim yüzümden kapatılmış olacağını düşünerek uyursan öyle olur işte.:)
Sonra öğrendim ki şifreli kanaldaki maçları bir şekilde yayınlayan AKILLILAR! Yüzünden olmuş bütün olanlar. Onun için oyuncağı alınmış çocuklara dönmüşüz hepimiz. Kimimizin en yakın arkadaşı, eşi, dostu, kimimizin huzurlu yuvasını almışlar kim bilir. Yaşın yanında kuruyu da yaktılar her zamanki gibi. Aradaki çürükleri ayıklamak yerine, bütün meyveleri heba ettiler...
Ama olsun ben bu sorunun çok yakında hallolacağını düşünüyorum. Hiç bir şey bu kadar kolay olmamalı. Olmayacakta. Göreceksiniz yakında oradan gir, buradan çık derdi olmadan yine girebileceğiz evlerimize. Serbestçe gezinip, misafir kabul edebileceğiz. Konuklarımızı ağırlayıp, gece yarısı hoş sohbetlere iştirak edebileceğiz. Umuyorum ve diliyorum...
Evleri ev yapan, huzur katan içindeki kişilermiş ya bizde o güne kadar evlerimizi terk etmeden bekleyeceğiz. Yasaksız, engelsiz bir araya gelebilmek ümidiyle. Hepinize sevgiler...
Devamı Buradan ...>>
Gönderen
sufi
zaman:
11:05
10
yorum
Etiketler: ELA'dan mektup
26 Ekim 2008 Pazar
ÜÇ KURUŞ ETMEYENLER
Çocuk babasına sorar:
"Babacım senin için benim değerim ne kadar?"
"Seni dünyalara değişmem ."der baba.
"Peki, sence Dünya'nın değeri ne babacığım?"
"Üç kuruş etmez"der babası.
Üç kuruş etmeyen şey bu dünya değil bize göre.
Bu dünyayı yaşanmaz hale sokanlar!
Tüm blogcu mağdur dostlarımıza SEVGİLER.
Devamı Buradan ...>>
BLOGGER DOSTLARIMIZA
Oh yeah we're back now, oh!
More bad news on the radio
Planet Earth she's about to explode, yeah.
The stars have lost their shine today
They have all been blown away
Together, only hope can be away
Let me hear you say
One day, we'll be together
We'll never be apart,
One heart, one mind yeah
One day we'll be together
Remeber this old world is yours and mine (yeah)
See that man with a pen and gun ?
Says its over for everyone (oh no)
No I don't believe it's true
But, I guess its up to me and you
Together, we will find a way through.
I believe in you
One day, we'll be together
We'll never be apart,
One heart, one mind yeah
One day we'll be together
Remeber this old world is yours and mine
Devamı Buradan ...>>
25 Ekim 2008 Cumartesi
22 Ekim 2008 Çarşamba
ONLAR DAHA ÇOCUK

14 yaşında bir kız çocuğu düşünün. Neler yapar o kız, neler düşünür...
Yeni adım atmıştır ergenliğe. Çocukluktan çıkıp, yeni bir döneme adım atmanın şaşkınlığı içindedir bir kere. Vücudunda meydana gelen değişikliklerden dolayı adı -genç kız-dır ama aslında bal gibi çocuktur o. Yakantop oynamak ister, saklambaç, evcilik oynamak ister.
Yeni yeni makyaj yapmaya heveslenir, parmaklarına ojeler sürmek ister. Gizli gizli bile olsa dikkat çekmeye çalışır. Güzel giyinip, güzel görünmek başlıca isteklerinin başında gelir. Yüzünde çıkan sivilcelere isyan eder. Kusurlarını daha bir görmeye, farketmeye başlar. İlk aşk heyecanındadır belki. Kalbi güm güm atar. Gençlik başında dumandır. Kavak yelleri eser başında. Bir adıda Leyladır. Aklı bir karış havadadır çünkü. Hayat tozpembenin de ötesinde gezip, tozmak, heyecanlanmaktır onun için. Derslerini çalışır canı isterse, canı ister uyur, canı ister saatlerce telefonda konuşur. Herşeyi ister o kız, hala çocuktur çünkü her ne kadar büyümeye başladıysada...
Bu arada hiç düşünmediği şeyler de vardır tabii. Mesela ev temizliği, çamaşır, ütü... Akşama yapılacak yemek hakkında bir fikri yoktur. Gömlek nasıl ütülenir bilmez. Pantalonlardaki çift dikiş kabusunu görmez. Düğme nasıl dikilir haberi yoktur. Belki İpliği iğneden bile geçiremez. Dünyadan bir haberdir...
Çamaşırın üzerindeki yağ lekesi nasıl çıkarılır görmemiştir hiç yada bakmamıştır, umursamamıştır, nasıl olsa yapan biri vardır. O çocuktur hala. Onu ilgilendirmez ki bunlar.
Kadınlık aklının ucundan geçmez. Bir ev nasıl çekip çevrilir, bir bebeğe nasıl bakılır, hele bir eş nasıl mutlu edilir bilemez. Birde bu eş onun babası yaşındaysa.... Annem gibi olurum der geçer. Annesidir onun tek modeli ama annesinin neler yaşadığını, nasıl zorlandığını henüz tahmin edemez. 14 yaşındadır o nasıl bilsin, çocukluğunu, gençliğinin ilk yıllarını doya doya yaşaması varken nasıl yapsın ve asıl önemlisi neden yapmak, öğrenmek zorunda kalsın?...
Evlilik yaşının 14 yaşına indireleceğini duyunca yazmaya karar verdim bu yazıyı. İçimde kocaman bir öfkeyle. Kimilerine söverek ayrıca...
Sonra kendi 14 yaşımı düşündüm. Ürperdim. Çünkü bende 14 yaşındayken çocuktum. Bende evde yapılanlardan bihaberdim, bende saçımla oynar, saatlerce ayna karşısında zaman geçirirdim. Bende Leylaydım evet. Sonra o yaşta, şimdiki sorumluluklarımı aldığımı düşündüm. Komik bile geldi. Kendimi o günkü düşüncelerimle bir ev hanımı olarak gördüm, güldüm, kızdım, korktum...
Sonuç olarak kızgdım işte. Nasıl bir hastalıklı düşünce onaylayabilir, isteyebilir bunu, kimlerin eline kaldık Allahım. Bari çocuklarımızı rahat bırakın. El sürmeyin, bulaşmayın. Bırakın da okusunlar, doktor, mühendis, öğretmen olsunlar. Nasıl olsa tanışacaklar bir gün o sorumluluklarla. Kocaların için saçlarını süpürge edecekler er yada geç. Bırakın da kendi paralarını kazansınlar. En önemlisi çocukluklarını yaşasınlar. Çalışıp, didinen bir kadın olana kadar, çocuk gibi çocuk, genç kız gibi genç kız olsunlar. Onlar evlenmeyi isteyene kadar, gelin olduklarını artık rüyalarında görmeye başlayana kadar yapmayın, zorlamayın, onları rahat bırakın.....
Devamı Buradan ...>>
Gönderen
sufi
zaman:
23:20
6
yorum
Etiketler: ELA'dan mektup
21 Ekim 2008 Salı
NİCE DUALAR VARDIR Kİ; ZİYANIN, HELAK OLMANIN TA KENDİSİDİR

"Nice dualar vardır ki;Ziyanın helak olmanın ta kendisidir" diyor Kuran.
" Siz istemeden sizin dilinizden isteyen benim" de diyor "dillerinizi çabuklaştırıp istediğiniz şeylerin sizin için hayır mı, şer mi olduğunu nereden bilebilirsiniz?" de diyor.
"Allah, tez zamanda gönlünün muradını versin."Deriz bir sevdiğimize, muradı olur.Emeksiz elde edildiği için sonuç hüsranla bitebilir.Belki geç olsaydı eni-konu düşünüp taşınılacak, eteklerdeki taşlar temizlenecekti önceden belki.
"Tez git, tez gel " deriz:Tez gider gidecek olan ama,gittiği araç bozulur ya da kaza yapar geri gelir tez zamanda.
"Allah seni bu fakirlikten kurtarsın"denir,kurtulunur fakirlikten belki,bu sefer azarsın kim bilebilir?
"On yıl kadar önce "Zengin bir kocadan başka bir şey istemeyen" akademi ödüllü ünlü ressam arkadaşımın başına gelenler!
Duaları kabul oldu.Oldu da evlendikleri gece damadın evlilik öncesi arkadaşımdan gizlediği onca hastalıkları meydana çıktı.Arkadaşım bakıma muhtaçken, adamın tek ayağı felçli ve ayağa takılı çemberler katkat pantolonlarla gizlenmiş bakıma muhtaç olduğu belli edilmemişti.Bir yıl sonra da bu güzel bayan parayla ölçülemeyecek düzeyde sevdiği biricik oğlunu intihar ettiği için toprağa gömdü.
Bir başkası"Kocam şu içkiyi yeter ki bıraksın da, ben zekatımı bedenimle ödemeye razıyım" dedi.Kocası bıraktı içkiyi, bir ay içinde bütün vücudu şişti, diş etleri dişlerini kapattı sarktı.Şekeri 600 ün üzerine fırladı.Ya o duayı yapanın başına neler geldi; yüzüne felç indi, kolu kırıldı iş yapamaz hale geldi.İnanın yalanım yok. Bu kadıncağız annemin yardımcısı son derece fedakar özverili bir kadıncağız.
Bu tür örnekler ben de o kadar çok ki: kıssadan hisse çıkarmadan duramıyor, olayları ve duaları masaya yatırıp ne, nerede, niçinleri tartıyorum ve dua etmekten gerçekten korkuyorum .Bir şey istemek mi? Hayırlısı olursa olur, gibi bir teslimiyetle boyun eğiyorum herşeye.Yaşadıklarımdan dolayı olsa gerek.
Geçen yıl 14 Şubat'ta bir arkadaşım 5 çocuğu içinden 35 yaşındaki 1 tek oğlunu kanserden kaybetti.Bir yıl evvel kocasını uğurlamıştı.Ama ben kendisini tanıdım tanıyalı 15 senedir hiç dilinden düşürmediği duası "ne olur bir evim olsun kendimize ait"di hizmetli, insanlara yardım etmekten kaçmayan, sevgi dolu, fedakar ama her iki lafının biri "himmet edin ne olur, kendi evimize çıkalım"dı.Oğlu ve kocasını kaybetme pahasına istermiydi kendine ait evi? Bence; Hayır, istemezdi ağır bir bedel ödedi ne yazık.İnanın hatırladıkça içim acıyor.
Kabak natural life'da çalıştığımız dönem işletmenin azgın horozu kök söktürüyordu cümle tavuklara.Bizler de seyirci.Çalışanlarımızdan biri sinirleniyor: "horoz tez zamanda kesilse de bu hengameden kurtulsak"diyordu.Tavuklar hayatlarından memnun horozun askeri disiplinine kuralsız şartsız riayet ediyorlardı.Bir gün Belçikalı yoga grubu arazide yılan gördüklerini haber verdiler.Herkes tedirgin, her türlü börtü-böceğin olduğu bir ortamda yılanların da olması son derece doğal,eko sistem gereği.Doğal da; "gel de sen anlat! 1-2 gün sonra bahçenin orta yerinde adı geçen horozumuz tavuklar cemaatini toparlamış birşey gagaklatıyor. Ne görelim gagalar altında delik deşik olmuş yılan cansız yatıyor.
Bu sefer arkadaşa:"-Haydi geçen günkü duanı yine tekrarlasana" dedim.Yüzündeki merhameti görmeliydiniz."Yook dedi,onu artık affettim istediğini yapabilir."
Horozcuk kötü nazarlardan ve beddualardan böylece kurtuldu.
Neyse yılandan açılmışken Mevlana'nın yılancı hikayesiyle bitirelim konumuzu;
"Efendim bir hırsızcağız bir yılan oynatıcısının yılanını çalmış.Aptallığından onu ganimet sanmaktaymış.Yılancı yılanın zehirlemesinden kurtulmuş.Ama yılan, hırsızı ağlatıp inleterek öldürmüş.Yılancı o ölü adamı görüp tanıyınca "o adamı; benim yılanım öldürdü canından etti,hırsızı bulayım da yılanımı ondan alayım diye dua edip duruyordum,gönlüm yılanımı bulmayı istiyordu,Tanrı'ya şükürler olsun ki duam kabul olmadı.Ben duamın kabul edilmeyişini ziyan sandım ama bana faydaymış." dedi.
Gönülden sevgiler tüm dostlara....
Devamı Buradan ...>>
Gönderen
sufi
zaman:
14:49
6
yorum
Etiketler: DİLEK'ten mektuplar...
20 Ekim 2008 Pazartesi
DÜNYA ÇAPINDA ARKADAŞLIK ÖDÜLÜ

"Proximidade Award"''Friendship Around The World Award""DÜNYA ÇAPINDA ARKADAŞLIK ÖDÜLÜ"nü bizlere gönderen sevgili can dostumuz Nur'a yani "yaşamın kıyısında"ya çok teşekkür ederiz.Ödül aslında İspanyolca yazılmış ama İngilizcesi "Proximidade Award" ve "Friendship Around The World Award" anlamında. Dünya çapında arkadaşları olan bloggerları tanıtmak amaçlı. Ödül sürekli alıcı tarafından devrediliyor ve her ödül alan kişi kendine gönderenden 1 fazla kişiye yollaması gerekiyor.Zincirin tamamlanması için biz de bize gelen ödülü adı geçen arkadaşlarımızla paylaşmak istedik.Sevgilerimizle.
01-Gaykedi
02-Teknoloji Herşeyim
03-Blogmania Editörü
04-jazzistan
05-Gizli Bahçe
06-Geveze Kalem
07-Tatlısurubum
08-Sardunya
09-Aydanatlayan Kedi
10-Kırmızı Günlük
11-Beyaz Çiklet
Adı yukarıda geçmeyen dostlarımızı adı geçenlerden asla ayırmış değiliz.Son günlerde güncellenen bloglara sırasıyla ödülü gönderdik.Aradan seçim yapmadık sevgilerimizle.
Devamı Buradan ...>>
Gönderen
sufi
zaman:
23:34
7
yorum
Etiketler: SAJA BAKIŞI

