Nasıl geçeceğiz ikilikten? Sevilende yok olup nasıl aşkla AŞKta bir olacağız? İkilikte olan der ki; "Ben tekim, ben vazgeçilmez yüce, ulu GÜÇüm.Benim doğru olan benim dışımdaki herkesin söylediği ve yaptığı şeylerin hepsi yanlış-yalan.Ben yargılanamazım, ben aynı mısırın firavunları gibi kendime "enel Allah" derim.Ben... Ben... BENim işte..."
Bir de "ENEL HAK" dediği için yargılanıp asılan Hallac-ı Mansur vardır:“Seninle benim aramda ilahlık ve rablik yoktur. Zamandanlık ve ezelilik bir yana, benim benliğim ve senin O'luğun arasında hiç bir fark yoktur. Ey ben olan O, ve ben O'yum." diyen.
Mevlana fîhi mâ-fîh'inde Mansur için şöyle der ya;
"Hani Mansûr, Tanrıya aşkı son haddine varınca kendine düşman kesildi, kendini yok etti-gitti. Ben Tanrıyım dedi; yâni ben yok oldum. Tanrı kaldı ancak. Bu söz, gönül alçaklığının son derecesidir, kulluğun sonudur. Yâni o vardır ancak. Dâvâya kalkışmak, ululanmak, ona derler ki sen Tanrısın, ben kulum dersin de kendi varlığını da ortaya korsun; bu ikiliktir. Odur Tanrı dersen gene ikilik çıkar bu sözden; çünkü ben olmadıkça o'nun olmasına imkân yoktur. Şu halde ben Tanrıyım sözünü Tanrı söyledi; çünkü ondan başka bir varlık kalmamıştı; Mansûr yok olmuştu; o söz, Tanrının sözüydü."
Düşmanlıklar ve dostluklar bile güden, durmadan ululanan, suçlu suçsuz bile arayan, Mağrip'le Maşrık'ı birbirinden ayıran, bu kadın eksik etek bu er kişi "ne yapsa yeri" diyen, bu küfürdür bu imandır diye bile ayıran, bu günah bu sevab diye ahkam kesen nasıl girebilir ikiliğin olmadığı BİRlik âlemine de nasıl der "BEN TEK-im" diye? SEn varsan senin kitabına göre Tanrı nerde? Tanrı sana göre varsa peki, SEN kimsin?
Kabul et ikiliktesin dostum seni düşmanım bellemesem de.
Hak hepimize Hallac-ı Mansur gibi ikilikten TEKliğe ulaşabilmeyi nasip ede.
Hepinize sevgilerimle.
Devamı Buradan ...>>
31 Ocak 2011 Pazartesi
FİRAVUN MU HALLAC-I MANSUR MU?
Gönderen
sufi
zaman:
15:43
20
yorum
Etiketler: DİLEK'ten mektuplar...
29 Ocak 2011 Cumartesi
AŞKIN PADİŞAHI
AŞK-tan dem vururken aşkın padişahı:
aşktan söyler, aşkla söyler, aşk alır aşk satar yoktur menendi.
gerçek aşk masallarıdır anlattıkları...
Şişle değil aşkla deler dağları onun aşıkları.
Can verilir can alınır onların pazarında.
Gül alıp gül satılır tezgahlarında yoktur başka metaları.
Ferhat gibi Külüngünü atar yâr yolunda aşıkları,
korkmaz korlar altına o mazlum başlarını.
Keşiş gibi verir onun aşıkları oğulcuklarının başını.
Olmaz onların devletle, yargıyla alış-verişleri.
Aşkın padişahı gönüller yapmaya gelmiştir bu âleme.
gönüllere bulanmıştır onların elleri.
Nazar ederler, cisimler yüzer, ağdan okur okuturlar bildiklerini.
Havaları aşk, suyu, toprağı aşk, ateşi. aşktır yedikleri içtikleri
Yaksa da serin eder insanı onların aşk ateşleri.
Ülkesi milleti bayrağı aşktır o aşıkların, satılık değildir toprakları.
Resim:Victor Bregeda
Devamı Buradan ...>>
Gönderen
sufi
zaman:
09:48
13
yorum
Etiketler: DİLEK'ten mektuplar...
26 Ocak 2011 Çarşamba
KARSU DÖNMEZ / DİNLENESİ
Karsu Dönmez Hollanda'nın Amsterdam şehrinde yaşayan önümüzdeki zamanlarda sesini çok duyacağımız sanatçılardan. Kendisini bir caz sanatçısı olarak niteleyen Karsu Dönmez sadece bir şarkıcı değil, aynı zamanda yetenekli bir piyanist, besteci, aranjör ve söz yazarı olarak kabul ediliyor. Sanatçı caz, blues, funk ve etnik müziklerin çağrışımlarından oluşan şarkılarını kendisi yazıyor ve besteliyor. Yakın zaman önce ilk albümünü çıkaran Karsu’nun albümü: Türk müziği motifleri, klasik müzik ve caz karışımından oluşuyor. Bu güzel albümü Sufi-saja Dinlenesi müzikler listesine ekliyoruz. Albümün ön dinlemesini kendi sayfası olan buradan dinleyebilirsiniz. Videosunu da yazının devamında izliyebilirsiniz.Sevgilerimizle.
Devamı Buradan ...>>
22 Ocak 2011 Cumartesi
AHMAKLIKTAN KURTULMANIN VARMI ÇARESİ
Ahmaklık: ayak direyen bir eşek gibi.Gömer arka ayaklarını toprağa fayda vermez, çare olmaz ne yapsan. İnatçıdır yürütemezsin çekiştirmekle yularını.
Bilgelik ise; altın gönül kafesinin açık kapısından pervaz vurup kanat çırpan kuş gibi özgür... Mevsimlerden mevsimlere ülkelerden ülkelere göçeder aynı zümrü-dü anka gibi...
10 ahmaklıktan geçmeden kişi, bir bilgelik edinemez, böyle pahalıdır bilgeliğin bedeli.
Deli geçer, akılsız geçer,aptal geçer de; geçmez alimallah ahmaklığından ahmaklıkla dağlanmış kişi.
Ahmak: Usul-erkân bilmez sanır ki doğrudur her yaptığı. Nato-kafa, nato-mermer çıkaramazsın düştüğü çukurdan onu.Sanır ki dünya baki, o hep kalıcı ve hep tahtında olacak. Onun aklı olmasa bu dünya son bulacak.
Günün birinde yaka paça götürmüşler bir ahmağı bir bilgeye: "şunu iyi et, kendine getir, ahmaklığını al, bilgelik kat hamuruna" diye. Çünkü doktora gitsen yoktur ilacı, neşter vursan kesemezsin o illeti. Düşünmüş bilge uzun uzun. Çünkü bilirmiş nasihat ve söz, yola getirmez ahmağı...Ne yapmalı- ne etmeli önce bir hamama mı sokmalı, yıkanıp paklansın, keseci elinde gitsin kiri-pası. Ardından belki de işe yarar bir soğuk bir sıcak su etkisi?
Bu sessizlikte durur mu ahmak kişi? "Sana bir nasihat vereyim, düşün düşün b..tur işin!" demiş bilgeye: "Senin yaptığın bu iş de, iş mi? Takıl peşime uy şeraitime hayatını yaşa. Bir elin yağda bir elin balda istemem karşılığında birşey, bir "eyvallahtan" başka."
"Alın götürün!" demiş bilge, "yoktur bunun bana ihtiyacı herşeyin eniyisini o bilir,10 ahmaklığını alsam da ona bir bilgelik çok gelir."
Yani dostlarım ahmaklığın yokmuş bir çaresi. Ölüleri dirilten, körlerin gözlerini açan, hastalıklı vücûda sıhhat ve cüzzamlılara şifa veren Hazreti İsa bile "ahmaklardan niçin kaçıyorsunuz?" dendiğinde;" Bu saydıklarınızın çaresi var ama, ahmaklıktan kurtulmanın bir çaresi yok" diyorsa, söz söylemek düşmez bizlere. Ahmak çabalarken, felek işler nasılsa.
Sevgilerimle.
Devamı Buradan ...>>
Gönderen
sufi
zaman:
12:41
24
yorum
Etiketler: DİLEK'ten mektuplar...
20 Ocak 2011 Perşembe
MANGALA/ PADİŞAHLAR DA İNSANDIR
Muhteşem yüzyıl dizisinin dün akşamki bölümünde Sultan Süleymanla İbrahim MANGALA oynuyorlardı sarayın bahçesinde.Padişah oyun oynamaz diye bir şey söz konusu olmayacağına göre, çünkü padişahlar da insandır...Bilmediğini okur öğrenir, sever nefret eder, ağzını şaplatarak ya da şaplatmadan yer, üzülünce ağlar, sümkürür, yellenir, tuvalete gider, sevişir, hatta oyun oynar, hata yapar bazen de kaybeder...Bütün bunlar insan doğasının doğal yaptırımlarıdır. Hiçkimseye muhteşem yüzyıl padişahı bunları yapmamıştır deme hakkı verilmemiştir.Biline...
Gelelim oynadıkları oyunun tarihçesine:
Mangala bir Türk zeka ve strateji oyunudur. Araştırmalar 4000 yıllık bir geçmişi olduğunu Sakalar, Hunlar ve Göktürkler döneminde oynandığını göstermektedir. Günümüzde pek çok Türk halkınca unutulan bu oyun, konargöçer bozkır hayatını son yüzyıllara kadar devam ettiren Kazak, Kırgız, Türkmen ve Altay gibi bazı Türk halkları arasında günümüze kadar gelmiştir.Türkler yerleşik hayata geçip şehirlerde yaşamaya başladıktan sonra da bu oyunu oynamaya devam etmişlerdir. Nitekim Karahanlılar, Selçuklular ve nihayet Osmanlıların da Mangala adıyla oyunu devam ettirdikleri görülmektedir.
Bunu XVI. yüzyıla ait Osmanlı minyatürlerinden de izlemek mümkündür. bir dönem cep telefonlarında çok revaçta olan "tohum" oyununun da kökeni büyük bir ihtimalle Mangalaya dayanmaktadır.Mangala nasıl oynanırburadanizleyebilirsiniz.Bu oyun stratejik bir oyundur ve oynayanın bazı yeteneklerini geliştirir:
"1- Kurnazlık: Oyunun stratejisini planlamak ve oyun kurallarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilmek.
2- Uyanıklık: Karşısındakinin kurnazlığına karşı savunma ve önlem.
3- Önceden görme: Hazırladığı oyun manevrasına karşı rakibinin tepkisini kestirebilme yeteneği.
4- Esneklik: Beklenmedik durumlarda hemen tepki gösterebilme yeteneği.
5- Direnme: Tüm şaşırtmalara karşın, kendi planını sonuna dek sürdürebilme yeteneği.
6- Sağgörü: Oyunda rakibinden plan ve gücünü gizleyebilme yeteneği.
7- Bellek: Hasmının sağgörüsüne karşın, onun durumunu ve gücünü ne denli saklarsa saklasın kestirebilme yeteneği."
Yani anlayacağınız ALÂ bir oyundur biline...Hepinize sevgilerimle.
Devamı Buradan ...>>
Gönderen
sufi
zaman:
09:19
17
yorum
Etiketler: DİLEK'ten mektuplar...
18 Ocak 2011 Salı
GÜZEL SÖZÜN KÖKÜ SABİT, DALI GÖKTEDİR
Fincandaki kahveme bir kaşık şeker attığımda şekerin dibe çöküşünü seyrettim bir süre. Alttan üste doğru yokoldu kristal parçacıklar, kaşığın fincanda bir iki dönüşüyle.Gözden nihan oldu diye diyemedim "kayboldu!"
Dedim: "karıştı şeker kahvenin özüne, bir oldu, tat oldu içenin damağına. Demek ki dedim: "şeker gibi tatlı olan, düştü mü sulu ve cıvık olan şeyin içine karıştıkça işler özüne, başka bir formatta varolur..Sulu ve cıvık; dönüşür tatlı ve sulu cıvığa.
İnsanoğlu da güzel sözle maya tutar tatlanır. Ya da; acılaşır, ekşileşir çirkin söz ve kötü ve haksız isnatlarla."
Ilık havada maya tutar insanoğlu...
Ama yine de şeker gerekir mayanın yanısıra. Örtüler altında kalacak uzun bir süre... Ilık ortamda benlik baloncukları gibi köpürecek önce... Sonra yoğrulunca usta parmaklarla karışacak maya öze, önce küçülecek sonra tekrar büyüdükçe büyüyecek, kabardıkça kabaracak kendinde mevcut kapasitesince...Kabının özgül ağırlığı ve genişliğince...
Allah, Kuran'da; : Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir. Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir."diyor. Allah insanlar için örnekler verir; öğüt alıp-düşünsünler diye. Kötü (murdar) söz ise; kötü bir ağaç gibidir. Onun kökü yerin üstünden koparılmış, kararı (yerinde durma, tutunma imkanı) kalmamıştır. demekte.
Kötü söze bile güzel sözle mukabele edelim yine de, umulur ki mayamız tutar da tatlılanır ekşimiş ve acılaşmış mayalı insan da.
Hepinize sevgilerimle.
Resim:Victor Bregeda
Devamı Buradan ...>>
Gönderen
sufi
zaman:
15:22
20
yorum
Etiketler: DİLEK'ten mektuplar...
14 Ocak 2011 Cuma
ELİNİZİ UZATIN / GREENPEACE
Gezegenimize elinizi uzatın from Greenpeace Akdeniz on Vimeo.Para.Mal.Mülk.Araba değil. Temiz bir hava...Zararsız yiyecekler..Temiz su istiyoruz..Yağmur ormanlarının korunmasını...Okyanuslarımızı yaşatmayı. Kutup denizlerinin bozulmadan kalmasını. Kuşların balıkların yaşamasını istiyoruz. Enerji devrimi istiyoruz.Gezegenimize elinizi uzatın. Bize elinizi uzatın.…
Teşekkürler Greenpeace.
Teşekkürler doğa'nın yaşayıp yaşatılmasına el uzatanlar.
Devamı Buradan ...>>
13 Ocak 2011 Perşembe
TIMARHANE-İ ÂLEM
TIMAR:sözlük anlamı olarak binek hayvanlarının deri bakımı ve temizliği için yapılması gereken şeyler dizisidir.Hayvanın; demir kaşağı ile önce dairesel hareketlerle vücudundaki toz ve kir kabartılır..ardından yumuşak fırça ile hayvanın derisindeki birikim temizlenir..bunun ardından bez veya süngerle parlatma yoluna da gidilir..bir de özellikle atlarda bunlara ilaveten, Nalbantımız: toynak içlerini temizler, nalını çakar,nal araları temizlenip tırnak cilası sürülür..yeleler ve kuyruk da sert tarakla taranır..bir de hayvanınızı kapatıp eğerlerseniz, atınız binmeye hazıııır hale gelir efendim..
Bu aleme gelen kişi aynı evcilleştirilmek istenen yük taşımaya, koşuya, insan elinin erdiği işlere koşmaya elverişli hale getirilmek istenen hayvanlar gibi bir güzel tımar edilir ehil ellerde.Önce aile, sonra okul ve eğitmenler, sonra meyli neyeyse o meyilde ve mecazdaki kişilerce. Sonra da "at binenin, kılıç kuşananındır" diye bir deyim söylenir.İnsan neyin ve kimin hizmetine girdiyse dünyaya meyli olan dünya ehline, diğeri ise hakkın hizmetine verilir.
Tımar olmaya geldiğini bildiyse bu âleme kişi;
Bir nalbanta uğratırlar bu yolda aksak gideni
Ağır demez, kusur bulmazsa yüklenir beline semeri
Çifte atar inatlaşırsa acımazlar yer beline tepiği
Ya işine geldiği için gireceksindir şeytanın hizmetine
Ya Aşka aşık kişiysen kavuşacaksındır hakkın himmetine.
Sorgu sual sendedir tercih senin gir seçebildiğine
Hizmette sınır yoktur bu tamarhane-i âlemde. Delilik bahane.
Çünkü bu alem: Ruh sağlığı ve hastalıkları hastanesi, akıl hastanesi ya da adı üstünde TIMAR-HANE.Onun için birkaçımız kaçık bir çoğumuz hepten deli..Zaten akılla yaşanmaz bu alemde onun için vurdular belimize semeri.
Hepinize sevgilerimle.
Resim:Bruno di Maio
Devamı Buradan ...>>
Gönderen
sufi
zaman:
10:34
19
yorum
Etiketler: DİLEK'ten mektuplar...
11 Ocak 2011 Salı
KİMDİR?
Bazı kişiler, ilminin genişliği ve derinliğiyle meşhur olan bilgeye, sormak üzere bazı sorular hazırlamışlardı.
Sorularını sırasıyla sordular ve bilge de cevapladı:
“En akıllı kişi kimdir?”
“Her zaman başkalarından öğrenecek şeyler bulan kişidir.”
“En güçlü kişi kimdir?”
“Öfkesine hakim olan kişidir.”
“En zengin kişi kimdir?”
“Ellerindeki hazinenin, yani yaşadığı günün ve saatinin kıymetini bilen kişidir.”
“Saygıya kim layıktır?”
“Kendisine ve dostlarına saygı gösteren kişi.”
Bu cevaplar üzerine birisi dayanamayıp atıldı:
“Ama efendim, bu söyledikleriniz o kadar açık ve belli şeyler ki!”
“Zaten çok açık olduklarından” diye cevapladı bilge, “İnsanoğlu onları bu kadar çabuk unutabiliyor.”
Devamı Buradan ...>>

