SEN GİTMEZSEN KENDİMİ ÖLDÜRÜRÜM ANNE - SUFİ SAJA

.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

14 Ekim 2008 Salı

SEN GİTMEZSEN KENDİMİ ÖLDÜRÜRÜM ANNE

( 1.BÖLÜM )
Kadın kızıl saçlarını tepesinde toplayıp aynadaki yüzünün aksine baktı ve”-Tam 9 senedir bekliyorsun” dedi kendine.9 sene dile kolaydı: acıları, hasretleri pişmanlıklarıyla ömür takviminden eksilen 9x365 günü ve gecesiyle beklemekteydi… Günlerin içinde büyüyen saatler, uzayan zaman az mı canını acıtmıştı sanki? Emekliliğe hak kazanacağı günü bekliyordu tezkere bekleyenler gibi. O gün geldi mi hayallerini süsleyen özgürlüğüne kavuşacaktı zannınca.
NEREYE mi? .

Oğluyla el ele başka ufuklara huzura yol alacaktı çünkü. O düş nefes aldırdı ona, rutinin içinde. Buradan gittiği gün işte o zaman yaşamın tam ortasında ayakları yerden yükselip koşacaktı.
Anlaşarak, konuşarak, kocasından ayrılması mümkün değildi çünkü. Ağız dolusu tehditler, yastık altı domuz bıçakları, kapı çıkışı av tüfekleriyle donatılmış evden “her an ölümün çıkar” mesajı verilmekteydi. Daha önce denenip de başarıya ulaşamamış operasyonların ne ilki ne de sonuncusuydu bu.
Bir önceki kaçış provası sonrası, bir daha böyle bir hayale kapılmaması konusunda kesin bir ültimatoma tehdit altında boyun eğmişti kadın. Tehdit:
.”-Eğer gitmeye kalkarsan oğlunu yanına alamazsın ve de asla yüzünü bir daha göremezsin.”şeklindeydi. Bir önceki kaçış provası sonrası baba müsveddesinin, anne evde yokken 8 yaşındaki oğluna izlettiği filmin konusuna bakın:”Boşanmış bir karı-kocanın oğlu annesinin yanında yaşamakta, baba hafta sonları oğlunu yanına almaktadır. Adam ayrılığı içine sindiremez, psikopat yapısı gereği çocuğunu aldığı gün ona uyku ilacı içirip kendi yatağına yatırıp ve yatağın etrafına gaz döküp oğlunu yakarak öldürür.”Filmin özeti bu.
Bu taraftaki deli koca 8 yaşındaki oğluna filmi örnek gösterip;
“-Bir daha annenle kaçarsan senin de sonun aynı bu çocuk gibi olur hı !” diyor. Bu filmi izlediklerini anneye söylememesi konusunda da çocuk korkutularak tembihleniyor. Gel zaman git zaman babanın evde olmadığı bir akşam, kadın işten döndüğünde TV de adı geçen film oynamakta kadın izlemek istiyor oğluyla. Filmin sonunun NEREYE gideceğini bilmeden, çocukta bir feryat yorganını başına çekip çırpınıyor.
”-Anne, ne olur bu filmi izlemeyelim, çok kötü anne ne olur izlemeyelim “diye. Kadın:
“-Nereden biliyorsun sen bu filmi ne zaman izledin? Diye konuyu irdeleyince, babanın işkence amaçlı oğluna bu filmi izlettiğini öğreniyor.
”- Babam; bir daha annenle gidersen ben de sana aynı şeyi yapacağım, bu çocuk gibi yanacaksın.”dedi diyor. Kadın aralarındaki bu sırrı babaya duyurmuyor, adamın neler yapacağı belli çünkü. Baba, oğlu muzunu yedi diye kafasını bankoya yapıştıracak kadar duygu yoksunu… Çocuğuna muzunu yediği için attığı yumruğun nedenini
“-onun daha yaşı küçük ömrü boyunca çok yer, ben daha kaç sene yiyeceğim?”gibi mantık yürüten bir mantıksız Kadının bu adama nasıl sabrettiğine gelin siz karar verin.
Adam artık çok iyi biliyor kadının oğlunu bırakıp gitmeyeceğini. Ancak kadın emekli olmayı bekliyor yine de. Ekonomik özgürlüğe kavuşması şart, kimsenin yanına çocuğunla sığınamaz, yine elense yakalanıp geri getirilme korkusu yüreğinin en ücra köşelerine kadar işlemiş. Nihayet emekli oluyor ve beklediği gün geliyor. Rüyasında bir kamyon evin arkasındaki arsaya yanaşıyor birkaç önemsiz eşya yükleniyor araca oğlunu da alıp bir bilinmeze yol alıyor. Aynen rüyasındaki gibi seyrediyor her şey ve ardında bir mektup bırakıyor kadın, en güzel hayallere doğru yol alıyor sevgili oğluyla.
Gittiği şehirde evini tutuyor emekli maaşının yatması için bankada hesap açıyor, banka dışında kimseye gerçek adresini bildirmiyor. Babasına telefon etmek için evden çıktığı bir gün ne görsün? Sinirden titreyen adam belinde silahı karşısına çıkıyor sokak ortası;
“-Sensiz yaşayamam, kendimi şuracıkta öldürürüm yoksa kendimi sana affettireceğim.” Diye bağrışıyor.
Kadın yine çaresiz onca yıl planlayıp oluşturduğu saf ve tertemiz sarayını kılıçlara, karanlık güçlere, acımasızlıklara teslim ediyor. Bulunduğu şehir değişiyor, dertler, sıkıntılar nereye mi gidiyor? Sadece çoğalarak göç ediyor. NEREYE kadar mı?
Kadının oğlu 18 yaşına gelene kadar bu hikâyede başka kaçış denenmiyor, ta ki oğlan:
“-Anne, eğer sen gitmezsen, kendimi öldürürüm.”demesine kadar. Kadın bu sözden sonra bir sabah vakti oğluyla vedalaşıp hiçbir şey almadan evinden çıkıyor ve bir daha geri dönmüyor.
...

Yukarıdaki hikaye "Öykü Atölyesi "için yazılmıştır.

17 yorum:

hüzün perisi dedi ki...

Dilek nasıl bir ruh haliyle yazdın bunu..İçim parçalandı..Bu durumda olan ne çok kadın var..Allah zalimlerin zulmünden kurtarsın böyle acı çekenleri..Bir yaraya parmak basmışsın çok beğendim ..Ellerine sağlık kuzum...

haccecan dedi ki...

Böyle ruh hastası insanlıktan nasibini alamamışları, Allah ıslah etsin. Ne diyim.. Boynum bükük, hüzünle okudum... Bu gerçek mi değilmi bilmiyorum ama gerçekleri malesef yaşanıyor...

ela dedi ki...

Yine ağlattın benii.:(( Oğlun ve sen ne zorluklar yaşamışsınız neler görmüşsünüz benim anlamam tabiki zor. Canlarım benim.
Anlamadığım tepkisizlik, belkide bunlardan kaynaklanıyordur hı. Hiç bir olay fazla telaşlandırmaz oğluşunu panik yapmaz o. hatta bazen umursamaz bile. Neler yaşamış ona koyar mı hayatın saçma yorgunlukları:(( İkinizide çok seviyorum çokkk...

pegasus dedi ki...

şimdiki insanların sorunları sana ne anlamsız ve nekolay geliyordur değilmi? seni seviyoruzzzzzzzzzzzzzz tontiniiiiiiiiiii

Tabiat Ana dedi ki...

sevgili tontini.garip duygularla yazıyorum aslında bunları.ne benim ne annemin babamla yaşadıklarımız hiçde kolay olmadı hayatımın bir döneminde.şimdi herkes yaşlanmış akıllanmış olgunlaşmış olsada.herşey yoluna girmiş olsada ne ben annemin hakkını ne oğlun senin hakkını ödeyemeyiz.iyiki varsınız ve iyiki bizim annelerimizsiniz.

hüzün perisi dedi ki...

Şimdi bu gerçekmi..Eğer gerçekse zırlayacağım bi dakka:(((

Adsız dedi ki...

Canım benim,
Okuyalı epey oldu ama ancak kendime gelebildim.Bütün üzüntüler geride kalmış olsun inşallah,bundan sonra hayatın tadını çıkar,herşey gönlünce olsun.seher

Aylin Yaprak dedi ki...

Mükemmel yazılmış.sonu ise benim okurken tahmin etmediğim şekilde olmuş.Anne olmak ve fedakarlıkta bulunmak ne kadar ağır bir durum,aslında bunu bizim gibi anneler değilde,ciddi anlamda canını ortaya koyan anneler,bu durumu yaşayanlar çok daha iyi biliyor...Emeğine sağlık

Hüseyin Soykök dedi ki...

Eğer; gerçek bir hikaye ise bu kadar kısa yazılması biraz haksızlık olmuş..Daha uzun bir hikaye haline getirilmeli bence..
Hikaye güzel başlamış ancak sonra birden sanki yazarın acelesi varmış gibi hızlı hızlı geçiştirilerek sonlandırılmış gibi geldi..

Daha güzel olurdu..yapabilecek yetenekte bir kaleminizde var..Bence tembellik etmişsiniz..

Umarım haddimi aşmamışımdır..
Şimdiden anlayışınıza teşekkürler..

Bu arada baba tüm tehditleri bana biraz çaresizliğinden savuruyor muş gibi geldi...Çünkü her erkek bilir ki kadın isterse yapar...

beenmaya dedi ki...

yaşaymak için kalmanın vakti yaşatmak için gitmeye dönmüş...ne kadar hüzünlü, ağır ve gerçek bir öykü...

etki alanı dedi ki...

Lütfen devamını yazar mısın?

Ağlama modundayım ve beni adeta sarıp sarmaladı bu yazın...
Fiziksel olmasa da ,manevi baskının benzerini yaşadığım için beni geçmişe hapseden bu hikayenin geri kalanını mutlaka istiyorum(manevi baskı!).
Anlatımının güzelliği karşısında,hikayenin kahramanı olmaktan alıkoyamıyorum kendimi...
Lüffeennnn!
TüTü

sufi dedi ki...

Dostun dertleriyle dertlenebilen canlar;

Haccecan(bloguna giremesem de)
Güzel Gelinim Ela,( hikayedeki küçük çocuğun eşi)
Pegasus;(kuzen)
Tabiat ana; (Adı üstünde ANA)
Hüzün perisi ;(benim küçük ilham pericim)
Yol bacım; Seher
Güzel anne; aylin,
Beenmaya; duygusal dost
Hüseyin soykök
ve sevgili tütü,
Hepinizin tahmin ettiği gibi anlattığım hikaye gerçek...Fakat şu an geçmişten ben de hiç iz kalmadı desem yine de yalan olur.Hüseyin arkadaşın dediği gibi hikayenin sonuna doğru ağlamaktan yazamadığım için acele acele yazıyı bitirmek zorunda kaldım.Yaşadıklarımı bir gün roman olarak kaleme almayı düşünmedim değil, ancak beni ben yapan faktörler olduğu için geçmişteki kişi ve olaylara şükranlarımı sunuyorum ve herşeyi bağışlıyorum.Hikaye başa göndermelerle devam edebilir ama reklamlardan sonra.Hepinizi çok seviyorum canlarım.

Yaşamın Kıyısında dedi ki...

Can dost,
Bir koşturmanın içinde ben bunu nasıl atlamışım anlamadım.
Öykü atölyesini gözden geçirirken yakaladım. Ve içimde saklı olan isyanlar dışarı çıktı.
Öykü diye okudum sonuna kadar, yorumlarda gerçeği öğrenince daha çok isyan ettim.
Ana olmak çok zor çok.
Sevgilerimle...

birikim dedi ki...

Sufim acılar olmasaydı ruhlarımız olgunlaşamazdı..Ordan oraya sürükenir dururduk..Yaşarken çok çok zor olsalarda geçmişten geleceğe doğan ruhlar o acıların içinde saklı hemde bin kere ..

sufi dedi ki...

Sevgili dostum Nur:yaşamın kendisi bir öykü,roman değil mi zaten.Ama yazarı biz miyiz, yazılmış romanın sinemaya uyarlanmasında seçilmiş artistler miyiz tartışılır değil mi?

Sevgili birikim:Acılar olmasaydı geleceğe doğamazdı insan.Ben de senin gibi düşünüyorum yuvaya yolculuk yolunda bir bir atlamak gerek acıları.Sevgilerimle.

Geveze Kalem dedi ki...

O kadar şaşkınım ki, ne yazacağımı bilmiyorum. Ama yorum bırakmadan gitmek istemedim.:(

Belgin dedi ki...

Yazinizi sonuna kadar insallah gercek degildir diyerek okudum. Böyle olaylari annemle biz yasadigimiz icin insallah baskalarida yasamamistir diye dua ediyordum ama gördümkü bizler gibi daha niceleri var.
Benim Babam da biberinden bir parca isirdim diye yemekte yüzüme vurdugu tokatin acisini daha hala hissettirdi yaziniz.
Anneniz kacabildiyse iyi, benim annecigim ve biz kacamamistik ve bu aciyi yillarca cekmek zorunda kalmistik. Kusura bakmayin uzum bir yorum oldu ama elimde degil. Iyiki varsiniz
Sevgiler