İPEK BÖCEĞİ Dostlarım. - SUFİ SAJA

.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

13 Kasım 2008 Perşembe

İPEK BÖCEĞİ Dostlarım.


5 Yaşlarındayken Adapazarı’nın Doğançay ilçesinde İpek böceği yetiştiren komşularımız vardı. Benim çocuk gözümde zengin ailelerdi. Elbiseleri yumuşacık, ellerimi okşuyordu çünkü ve evlerinde her zaman baklava ve mısır patlağı bulunabiliyordu. Evlerinin çatı aralarında dut yaprakları üstünde kafalarıyla sonsuzluk işareti yaparak yaprak yiyen bu sevimli böceklerin bakımını gönüllü olarak ben üstlenmiştim. Her gün erkenden kalkıp sanki bensiz yaprak yemezlermiş, benim onlara bir faydam varmış gibi koştururdum o çatı aralığına. Onlara şarkılar söylerdim en ufak sesimle, onların sihirli yaprak kemirme seslerini dinler, nemli bitki-hayvan karışımı havayı ciğerlerime çekerdim. Annem Babam aradığında, beni orada bulacağını bilirdi. Kendilerine tükürükleriyle ev yapmaları ve içine hapsolmaları oldum olası içimi hüzünle doldurmuştu. Zaman zaman bunca yıllık hayatımda kendimi eve hapsettiğim dönemlerde o sevimli böceklerle iletişime geçtiğimi sanmışımdır. Onlara benzetmişimdir kendimi. Hele kozayı delip kelebeğe dönüşmüş oldukları zamanı hatırlamam; eğer inzivaya çekilirsem “onlar gibi bir gün uçabilirim” hayalini de kurdurmuştur bana daima. Onları neden yetiştirdiklerini hiç sormamıştım uzun bir süre. Sonra bir gün babam uygun bir dille bana anlattı hikâyelerini. O bembeyaz yumuşacık evleri kumaş yapmak için üretiyor onlar dedi, sahiplerine kumaş dokuyorlar inandım ve sevindim. Bir gün duydum ki delinmemiş içinden kelebeği çıkmamış kozaları toplayıp kaynar suya atıyorlar. –O zengin komşularımız- için Baba’ma dedim ki” Ben onlarla ömür boyu konuşmayacağım, nasıl yaparlar benim kelebeklerime böyle bir şeyi?”Mısır patlaklarından da, baklavalarından da yemeyeceğim. Nerden bilecektim o zamanlar onların hikâyesini araştırıp blogda yayınlayacağımı? Kaynar suya atma faslını aşağıda da es geçtim dostlarım, sevgilerimle.

İPEK BÖCEĞİ EFSANELERİ

Çin efsanesine göre M.Ö.2600 yılında Çin İmparatorunun eşi sıcak çay içine ipek kozası düşürür ve kozanın çözülmesi sonucu İPEK keşfedilir. İpeğin tanrıçası Hsi-Ling-Shih mitolojik sarı imparatorun karısıdır. İpek böceği yetiştirmeyi ve dokuma tezgâhını keşfettiği de söylenir.
İpeğin Çin dışına çıkışı da ilginç bir hikâyeyle gerçekleşir. M.S.419 yılında Kotan eyaletine gelin giden bir Çin prensesi saçlarının arasına sakladığı ipek böceği ve dut tohumları sayesinde Kotan’da da ipek böceği yetiştirilmeye başlanır.
İpek böceğinin İSTANBUL’A gelişi: M.S.551–552 yıllarına rastlar. Zamanın Hükümdarı Justinyen ipek böceğini İstanbul’a getirebilmek için Çin’e iki papaz gönderir. Din kisvesi altında Çin’de 2 yıl kalan papazlar bastonlarının altına deldikleri deliklere dut ve ipek böceği tohumlarını saklayarak İstanbul’a getirirler. Böylece ipek Çin, Hindistan, Taşkent, Bağdat, Şam ve İstanbul’dan geçen ipek yolunu takiben Avrupa’ya taşınır. Altından daha değerli bir ürün olarak alıcı bulur.
Mucize ipek böceği gelişimini; Dünyanın her yerinde aynı program içinde tamamlar. Tohumdan, gözle görülmeyen böceğe 20–25 gün içinde bir tırtıla dönüşür. Dut yaprağıyla beslenir, sararıp yaprak yemez duruma geldiğinde ağzından su çıkarır ve bu su havayla temas ettiği zaman ipek ipliğine dönüşür.8 gün içinde kafasıyla Z ve S hareketleri yaparak kozasına kendisini hapseder..Uykuya dalar.Toplanıp işlenmezse metamorfoza uğrayarak yürüyen tırtıldan uçan bir kelebeğe dönüşür.

14 yorum:

haccecan dedi ki...

Doğum Tarihim 13 Nisan 1983 Kibirlimiyim? :))
Kelebek, koza, ipek, tırtıl...
Bu kelimelerin hepsi insanlarda güzel duygular uyandırıyor. Allah kelebeğe ve onun her şekline karşı insanların kalbine ayrı bir muhabbet ve sevgi vermiş. Ne mutlu onlara...

Ela'dan Mektup dedi ki...

Seninle son gelişinde bahsetmiştik ipek böceği maceralrımızdan. Bende besledim odamda, küçük bir kutunun içinde. Kozasından çıkıp uçtuğundaysa evde değildim. Onu en son kozada gördüm. Çok ağlamıştım uçtuğunu göremediğim için. Çocukluğumun en güzel haıralarındandır. Dut yaprağının kokusunu ne zaman duysam aklıma gelir. En yakın zamanda yine beslemeye karar verdim sayende. Ağaç tepelerinde gezinirim artık sağol:)))

beenmaya dedi ki...

ipeğin ve ipek böceğinin hikayesinden ziyade senin çocuk gözünle ne kadar değerli olduğunu bilmediğin bu varlıklara kendi yüreğinde içinde verdiğin değeri okumak çok hoştu gerçekten...

Agnus Dei dedi ki...

Hüzünlendim ama sebebini bilmiyorum...Aslında biliyorum hayatın içindeki bir döngüye çocuk yaşında şahit olmuş ondan kendine dünyalar yaratmışsın...Tanık olmana sevindim, bunları yaşamadığım için hüzünlendim...

Brajeshwari dedi ki...

Hiç böyle bir anım olmadı.İpek kozasını bir yerde satılırken görmüştüm sadece.Şimdi yazın ile beraber, seninle çocukluğuna gittim.

Bir kelebeğe "başarmışsın" gözüyle bakacağım artık..

Doğuyor büyüyor,kozalarını inşa edip, ölüyorlar..Doğa işte, tüm güzellikler onda..İsyan yok, yarar var..

sufi dedi ki...

Sevgili Haccecan Kibirli olup olmadığının cevabını senin bloguna verdim.Sevgilerimle.
"Allah kelebeğe ve onun her şekline karşı insanların kalbine ayrı bir muhabbet ve sevgi vermiş. Ne mutlu onlara..."Sözünü çok sevdim hiç böyle düşünmemiştim.

sufi dedi ki...

Sevgili Elacım, nisan mayıs aylarında başlıyorlar üremeye biraz beklemen lazım ama sen yine de araştır istersen.Ege-Efe-sen hepinizi öpüyorum canım.

sufi dedi ki...

Sevgili Beenmaya
Bazı bilgilerle doğuyor olduğumuzu sanıyorum.Şimdiki çocuklara göre bizlerin çocukluğu biraz geri kalıyor nedense.Şimdikiler sanki bilgisayarı hatmetmiş doğuyorlar.Hiç yadırgamıyorlar.Sevgiler canım.

sufi dedi ki...

Sevgili Agnus dei, hiç geç değil ve ipek böceği yine yetiştirebilirsin. Nerede satılır bilmiyorum ama mart nisan ayları beş on tane tırtıl alıp evinde besleyebilirsin inan ki çok keyif alacaksın, terapi gibi birşey.
Pazarlarda var mıdır acaba?Kaynar suya atmazsın di mi?

sufi dedi ki...

Sevgili brajeshwari
Bütün kelebekler böyle tırtıldan kozaya ve kelebeğe metamorfoza uğruyor mu bilmiyorum ama ben de bunu öğreneceğim.Acaba biz de dut yaprağı yesek tükürüğümüz ipeğe dönüşürmü?Sevgilerimle

haccecan dedi ki...

Merhaba;
Kibirli olmadığıma çok çok sevindim :)) Yazılanlar çok hoşuma gitti, baş etmem gereken sorunlarımla nasıl baş edeceğimi bilmiyorum, buda bende çok sıkıntı oluşturuyor, bunun içinde çözümleriniz var mı :))
Kafamı karıştıran bir soru daha var, sufi-saja bloğunda 6 kişi yazarlık yapıyor yanılmıyorsam. Dilek doğum tarihimi istemişti, Tontini cevap yazdı :) Ben şimdi kime teşekkür edeyim :) Bu işi biraz açıklarsanız sevinirim

sufi dedi ki...

Sevgili Haccecan tontini,Dilek, nonenta,tonti, nanika, bayan tarkan hepsi aynı kişi yani benim.Eski yazılarımda bunu açıklamıştım.Hatta Dilek olmama rağmen Kızılderili baba diyenler bile vardı bir zamanlar seç seç beğen al.Sevgilerimle.

haccecan dedi ki...

İlk fırsatta eski yazılarınıda okumaya başlayacağım :)) Güzel bir filmi ortasından izlemeye başladım. Pişman değilim, elimde geri alma tuşu var, başa sarıp filmi tekrar tekrar izleyebilirim :)) Açıklaman, ilgin, desteğin için sağol, varol arkadaşım...

maviay dedi ki...

Sevgili Sufi,

Tarihi bilgiler için çok teşekkürler..

:)