GÖRDÜĞÜNÜ ÖRT, DUYDUĞUNU SÖYLEME - SUFİ SAJA

.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

31 Temmuz 2009 Cuma

GÖRDÜĞÜNÜ ÖRT, DUYDUĞUNU SÖYLEME


Sevgili Ufuk Çizgisi blogunda “aldatılan kadınlar” başlığı altında bir soru sormuş bütün bayanlara. Anlaşılıyor ki onu biraz üzmüşler. Haklı olarak hazmedememiş ya da bir yakınının başına gelenlerden ötürü sindirememiş olanları doğal olarak. Ancak, hani eskilerin dediği gibi "her koyun kendi bacağından asılır derler ya!" Bir hikâye ile yorum yazmak istedim adımı gizlemeden. Yazı çok uzayınca blogda yayınlamaya karar verdim.

Harun Reşit'in bir kardeşi varmış adı BEHLÜL kendisi bir divane. İnsanların yaptıklarını gördükçe kahrolur kendi yapıyormuş gibi yeise kapılırmış.

Çarşı pazar ah ede ede gezerken önüne bir kasap dükkanı çıkmış.Vitrine uzun uzun bakmış, her koyun ayrı çengele baş aşağı asılı.."Hıı! Demiş demek ki: "her koyun kendi bacağından asılıyor" o günden sonra kimsenin derdine üzülmez kimsenin hatalarını görmez olmuş, böylece kendi yakasına yapışmış. Kıssadan hisse ders almamız gereken çok güzel bir hikâye bu bence.

3 maymun hikâyesini de bilirsiniz "görmez, duymaz, söylemez" Böyle olmak için ermiş olmak gerek belki de..

Ama yine başka bir hikâyede dervişin biri ustasına sormuş "bana cennetlik gösterebilir misin?" diye. Usta, “şu köprünün başına sabah otur saklan er vakit köprüden ilk geçen cehennemlik, akşam da son geçen kişi cennetlik" demiş ve ayrılmış dervişin yanından. Derviş sabahın ilk aydınlığında bir bakmış bir atlı geçiyor. “Vah vahh! Demiş cehennemlik kim bilir ne günahlar işledi de cehennemi hak etti” diye hayıflanmış dövünmüş kendi kendine. Bu sefer akşamı beklemiş heyecanla cennetliği göreceğim diye. Güneş kavuşup alaca karanlık çökünce dört açmış gözlerini. Bakmış yine bir atlı geçiyor şahlana şahlana. İyice yaklaşmış yüzünü görmek için, bir de ne görsün? Sabah geçen adamın ta kendisi değil mi? … Soluksuz ustasına koşmuş, “Erenlerde yalan sadır olmaz efendim ama ben bu işten bir şey anlamadım!” demiş, “Sabah köprüden geçen cehennemlikle akşam köprüden geçen cennetlik ikisi de aynı kişiydi.” Usta, gözünün altından gülümseyip “oğlum, sabah geçen cehennemlikti tamam da, bu gün öyle bir şey yaptı ki cenneti hak etti hak katında” demiş. Hayretler içinde ustasını dinleyen dervişin merakı iki kat artmış, kocaman gözlerini açarak Pir'ine, “ne yapmış peki ?”diye sormuş. Ne yapacak demiş Pir'i? “ Hani gördüğünüzü örtecektiniz ya! O da atıyla giderken çalıların ardında zina eden bir çift gördü, kem gözlerden onları korumak için çalılıklara gömleğini astı, işte onun için cennetlik oldu” demiş.
Biz kadınların amacı cennet de olmasa “biz sevdiğimizi aldatıyor muyuz ki, O da bizi aldatsın?” diye düşünüp kendi yakamıza yapışmak evrene verilecek en güzel mesaj bence.
Hatam varsa affola, sevgilerimle.

Resim alıntı:Flickr'dan.

13 yorum:

UFUK ÇİZGİSİ dedi ki...

Sevgili sufi, açtığın ling ve yorumun için teşekkür ederim.
Yakınım veya şu bu değil olay, sadece gördüklerim, bazı yaşanmışşıklar kendimi bu dünyadan değilmişim gibi hissetmeme neden oldu. Yani ben bazı şeyleri böyle bilmiyorum, böyle bakamıyor böyle düşünemiyorum, anlayamıyorum insanların bunca düşmelerini.

Sen iyi niyetli ve gerçekten iyi birisin, yapıcısın bunu hissediyorum. Her koyun kendi bacağından asılır evet, ama asılan senin koyununsa? Asılan sensen?

Böyle bakmasak bile ben şöyle düşünüyorum. Her koyun kendi bacağından asılır evet, fakat asıldığı yerde biraz fazla kalan o koyun kokmasıyla çevresindekileri rahatsız etmeye başlar.

Affet ama ben bu derviş anlatımlarının bazılarının abartı olduğunu düşünüyorum. Orda zina eden ya sevdiğin birisi olsa? Her ikisinide tanıyor olsan ve eşleri bunu hak emeyen insanlar olsa?
Bazı şeyler bu kadar ucuz olmamalı, herşey bu kadar yok sayılmamalı. Madem insan olmanın şerefini yaşıyoruz ve daha iyi olmak daha İNSAN olmak çabasıydayız.
Teşekkür ederim.

sufi dedi ki...

Sevgili Ufuk;
Benim de bilge bir öğretmenim var.Böyle zamanlarda "sen inzibat çavuşu musun? sana ne elalemin ne yaptığından" diyor.Sevgilerimle.

Ateş Böceği dedi ki...

Canım sen ne güzel anlatmışsın bunu böyle Okudum iki hikayede kendi içerisinde çok üzel ve anlamlı ...
Aslnda cennette cehennemde bizim içimizde...

sevgilerimle

PEGASUS dedi ki...

Behlül'e sormuşlar cehennem ne kadar sıcak diye behlül cevap vermiş herkes kendi ateşini kendisi götürür demiş.ateş böceğine katılıyorum cennette-cehennemde içimizde.ne ekersek onu biçeriz bu dünyada sevgiler...

sufi dedi ki...

Sevgili ateş böceğim;
Cennet de cehennem de içimizde ve yaratıcı da bizde.Ne acı değil mi? Ateşlerde yanmaktan mı hoşlanıp ta vesveselerle ömür geçiriyoruz böyle.
Sevgili PEGASUS;
Ya ateşi pamuklarda taşımaya kalkanlardansak?İşte o zaman vay halimize!

özii dedi ki...

Merhaba sevgili Sufi , konuya ne kadar güzel bir yaklaşım getirmişsin . Evet her koyun kendi bacağından asılır. Bazen bu çok fazla acıda verse durum bu. Niye katlandığına bakmak gerek. Mecburiyetler , kabullenişler aslında gerçek değildir.

Sevgili Ufuk Çizgisinin haklı yanları elbetteki çok fazla ama biraz fazla mı üstüne gitmiş insanların ? Neler yaşadıklarını bilmeden , anlamadan belki de.

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

Sevgili Dilek
Bu hikayelerden alınacak çok ders var,ellerine sağlık.
Ufuk çizgisi bayanları davet edip yazısına yorum istemiş. Belli ki çok üzücü bir olaya tanık olmuş.
Acaba duymak istediği;
"Evet katlanırım, çünkü bana çok iyi bir yaşam sağlıyor"
yada;
"Katlanırım, çünkü ekonomik olarak yapacak fazla bir şeyim yok"
"Katlanırım sonuçta kürkçü dükkanı benim, dönüş banadır."
Sanırım bunları düşünenlerde vardır ama bu kadınların sadece %1 kadardır.
%99 kadın ekonomik de olsa, rahat yaşam da olsa katlanamaz.
Yazıyı okumadım, sadece yorumlardan yola çıkarak bu yorumu yazdım.
ilgisiz yada yanlış bir şey yazdım ise affola!
Sevgilerimle...

sufi dedi ki...

Sevgili Özii;
Sevgili Yaşamın Kıyısında;


"Evet katlanırım" diyen kadınlardan bir kısmıyla Kırşehir'de çalıştığım yıllarda karşılaştım."kalan kaldı köyü" diye bir köy vardı ve o köyün kadınlarına her ay almanya'dan havale gelirdi.Köyün adı enteresan gelmişti bana ve kadınlara sorduğumda anlattılar.Meğer hepsinin kocası Almanya'ya çalışmaya gitmiş zamanında, onun için o isim verilmiş köye.Ben saf, "ah canlarımm dedim hep hasret yazılmış alınlarınıza öyle değil mi?" dedim."cilveyle ayy!! ne hasreti dediler, bizim kocalar orlarda ikinci karıları aldılar, biz de boşanmıyoruz, bize de her ay para yolluyorlar böylece gül gibi geçinip gidiyoruz işte"dediler.Yaşım o zamanlar 28-30, varın kadınlar adına nasıl yeise kapıldığımı siz anlayın! Sevgilerimle.

UFUK ÇİZGİSİ dedi ki...

Sevgili sufi; Ben insanların ne yaşadığıyla ilgilenmiyorum, umurumda değil inanın, böyle düşünmenizi gerektirecek birşeymi yazmışım. Ben her zaman insanı anlamaya çalışmışımdır, daha insan olmak adına birazda.. sufi,lik daha insan üstü birşeydir ya hani biraz, sufi olmak değil amaç, daha insan olmak. Keşke demişimdir insan hakkın yakıştırdığı sıfat ve kişilikte yaşabilse.

Ben yazıma kalıplaşmış şeyler yazılmasını beklemedim, sadece insana ve bir kadına yakıştıramadığım böylesi bir durumun nasıl bir açıklaması olabilir kendileri açısında bunu merak ettim öğrenmek istedim nacizane. Bir erkeğim ama her zaman savunduğum söylediğim birşey varsa; insan eğer kutsalsa, erkek ve kadın denen iki varlık arasında kadın daha kutsaldır ve öyle olmalıdır. Varsın çirkinlikler biz erkeklere ait olsun, bize yakışsın, ama kadına yakışmasın, hiçbirşeyde erkekle aşık atmasın.
Çocukların yetişmesinde, ve güzel bir hayatın gelişmesinde kadınların daha önemli olduklarını düşünüyorum. Yazdığım yazıdaki durum benim içimi sızlatıyor, ben bir kadının bu halde olmasını hazmedemiyorum sadece.
Neden diyorum, nasıl.. Ve keşke olmasa diyorum. Ne ekonomik sebeplerde, ne arkasında kimse olmadığı için, ne de başka nedenlerle kadınlar bir erkeğin karşısında bu durumda bırakmasalar kendilerini.
Umarım meramımı anlatabilmişimidir.

sufi dedi ki...

Sevgili Ufuk;
Ben sana "insanların ne yaşadığıyla neden ilgileniyorsun" demedim ki?Ben aynen senin gibi birilerine üzüldüğümde USTA'm dan duyduğum sözü söyledim, sakın üstüne alınma.
Yaşamın kıyısında ve özii'ye yaptığım yorumu okursan benim de bu konuda ne kadar hassas olduğumu göreceksin."Kalankaldı" köyünün kadınlarının o kabullenişlerini bile yıllarca sindirememişimdir kendime.Kaldı ki senin sorularına yanıt verecek olanlar yine benim hemcinslerim. Öyle de olmasa kadın erkek diye ayırmıyorum, senin söyleyebildiğin gibi "kadın erkeklerle aşık atmasın" da diyemiyorum.Zaten İNSAN olmayı başarmış olan böyle bir şeye tenezzül bile etmez ,kendi kendine ihanet etmiş gibi düşünür kendini diye düşünüyorum.
Bir de şöyle düşün; kadının ekonomik özgürlüğü var ve kocası o bile bile onu aldatıyor ve kadın güzellikle
ayrılmak istediğinde ise adam her türlü zulm ve işkenceyi yapıyor karısına.Bu kadın ne yapsın öldürsün mü kendisini? Ufukcum, Sen çözüm getirsene böyle bir duruma.Sevgilerimle.

Zeugma dedi ki...

Sevgili Sufi,
Kıssadan hisselerinize bayıldım. Bilge öğretmeninize ve size çok teşekkür ederim.
Sevgiyle..

UFUK ÇİZGİSİ dedi ki...

Sevgili sufi; Bilinen binlerce yıllık insanlık tarihi sonrası bu gün gelinen hayatta sence İNSANLIK ne kadar elde edilen kazanılan birşey? Ne kadar insan İNSAN olmayı başarabilmiş? Hindistanda son 20 yılda 1o milyon kız çocuğunun ebeveynleri tarafından öldürüldüğü kayıtlara geçiyor. Daha yeni (sanırım amerikada) bir anne öldürülüp karnındaki 8aylık bebe karnı yarılarak çıkarılıyor, bir baba kızını bodruma kapatıp yıllarca orda tutuyor ve ondan çocukları oluyor, bizde bir bölgemizde 44 insan öldürülüyor saçma sapan sebeplerden, sevdiği kızın başını kesenler canileri ve yaşadığımız ülkenin, dünyanın şu an geldiği noktayı ve gidişatı hepimiz görüyoruz sanırım. Aşık atma çabası bir sürü kötü olayın içinde en basiti. Şu yaşanan olayları hemen hepsinin baş kahramanı erkekler farkındamısınız.

Yazınızda; kadının ekonomik bağımsızlığı olduğu halde yinede bırakamıyor adam her türlü zulüm ve işkenceyi yapıyor karısına
kadın ne yapsın kendimi öldürsün demişsiniz..ben katlanmanın çözüm olmadığını düşünüyorum herşeyden önce. Yapılabilecek ne varsa yapılmalı, keşke adaleti daha fazla olan bir ülke olsak o zaman adaletten faydalansın derdim ama, adaletin kadını koruyamadığını biliyorum maalesef.

Sevgili sufi; İnsan denen varlığın bu günkü geldiği noktanın pekde güzel olmadığında sanırım hemfikirizdir diye düşünüyorum.

Ve dediğim gibi hemen herşeyin erkekler tarafından yapıldığına herkesin dikkatini çekmek istiyorum. en gelişmiş ülkelerde dahi, örneğin Amerikada ortalama her 90 saniyede bir kadının tecavüze uğradığını biliyormusunuz?

Yani İNSAN olmak medeni dünyadada zor, insan gittikçe bozuluyor, bence çıta bu yönde açılıyor.

Ne yapmalı? Hep savunduğum şey işte burda devreye giriyor, kadınları korumalı her bakımda, bilinçlendirmeli, helede bu dünyada ilerinin daha güzel olması için dahada bilinçli çocuklar yetiştirilmeli. Allah ve inançlar geri planda bırakılmamalı, ahlak ve sağlam karakter verilmeli çocuklara. Tüm ilköğretimlerde hemen daha hassas bir eğitime geçilmeli belki. Ve tabiki kesinlikle kadına şiddet uygulayan ama psikolojik ama kabakuvvet şeklinde olsun, bunları yapan erkeklere kocalara müsamaha gösterilmemeli. Devlet sahip çıkmıyor da, ne yazıkki anne babalar bile sahip çıkmıyor kızlarına.

Çok şey söylenebilir sevgili sufi, ama ne yapılırsa yapılsın karaktersiz ve mefaatçi insanlar hep varolcaktır, sizin yukarda yazdığınız gibi para bekleyen keyfine bakma derdinde olanlarda olacaktır..ama bir yerlerden bu işin ucunu tutup, para ve menfaat herşey değildir, İNSANLIK diye birşey vardır, günah vardır, hesap vardır, öğretisini güncelleştirmek lazım.

Prima Rima dedi ki...

Sevgili sufim;ne güzel yazdın Ufuk çizgisinin sorusuna güzel bir yanıt oldu bence...