GEVREK pardon SİMİT ÇAY - SUFİ SAJA

.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

8 Kasım 2009 Pazar

GEVREK pardon SİMİT ÇAY

Ata, sufi Cem, Hülya ve Ben Eylül ayı başlarında bir gün arabamızı Hisarönü’ne park edip Bebek vapur iskelesine doğru yola koyulduk. Bir tarafımıza denizi alıp diğer tarafımızda İstanbul’un o muhteşem villaları ve yalıları (iç geçirmeden) yüzümüzü güneşe verip mutlu mesut yürüdük. Pırıl pırıl İzmir’imden gel ve uçaktan indiğin anda -daha sonra sele dönüşecek- olan yağmura yakalan ve eve kapanmak zorunda kal bunlara ilaveten de haberlerle için kararsın da! Böyle bir senaryoyu şuuraltına İstanbul engramı olarak bilinçsizce kaydetme? Şaşılacak şey olurdu doğrusu. “Burası İstanbul mu?”dedirtirdi insana.

Biz hiç istemesek de, sevgili gelinim 10 gündür eve kapandığımızın üzüntüsünden o gün işini tatil etti. İzmir’de hiç alışkın olmadığımız, o uzun trafikten sonra bizleri muhteşem sahile indiriverdi. Bir anda ruh halimizin o karamsarlıktan kurtulup, mutluluk ve neşeye dönüşmesine şahit olduk. Gökyüzünden kara bulutlar kalkmış sel mağdurlarının yaraları az buçuk sarılmış, güneş aralamıştı sanki kendini bizlere.
İzmir’ lilerin sahille bağdaştırdığı gevrek çay ikilisi o gün de birden düştü aklımıza. Ama yürüdüğümüz güzergâh boyunca ne bir gevrekçi, ne bir boyozcu kumrucu ya da fırın göremedik. Neyse Bebek iskelesine yakın salaş görünümlü bir kahvenin yanından geçerken ne göreyim? Adamın biri masasında ince bardaklı dumanı tüten çay eşliğinde elindeki gevrekten büyük bir lokma ısırmış yerkennn 4-5 adım öteden çıtırtısı kulaklarıma kadar geldi. Aniden ve heyecanla sanki cevher bulmuşum gibi (yüzümdeki ifadeyi ancak o kişi anlatabilir sizlere)
“-Beyefendi gevreği nereden aldınız?” diyebildim. Adamın lokması ağzında çiğnenmeden bütün olarak bir an kaldı. Adam da dondu kaldı bu arada cevap veremedi. Gözlerini yuvalarında döndürüp,
“Hııı!! Dedi gevreekkk kahvede satıyorlar.” O da ben de gülmeye başladık karşılıklı. İzmir’li olduğumu anlamıştı zavallı. Ben zavallı da İstanbul’da gevreğe simit dendiğini hatırlamıştım nasılsa. Neyse İzmir’de 50 kuruş olan gevrek isim değiştirince olmuştu 2.5 lira ama olsun, ben muradıma ermiştim.
Karnım doyunca çok sevdiğim Fuzuli’nin heykeline yaslanıp Fuzuli parkında selamlaştım büyük âşıkla, “senin heykelini İzmir’e de dikmek lazım!” dedim.
“Aşk derdiyle hoşem el-çek ilacından tabib.
Kılma derman kim helakim derdi dermanındadır”
Dizelerini hatırlayıp O an İstanbul’u da sevdim nasılsa.
Sevgilerimle.


Hikaye:Öykü atölyesinin(fotoğrafın dili) 19.çalışması için yazılmıştır.

19 yorum:

haykırış dedi ki...

Sayın Sufi,
Hafta sonumuza güzellik katan anınızın hikayesi yüzümüzde gülücüklerin açılmasına vesile oldu, Mutlu ve şenlik içerisinde bir hafta sonu geçirmenizi diliyoruz efendim.
Saygılarımızla,

nanopolitika dedi ki...

Belki de sizin gitmeniz orada daha büyük büyük sel olmasını engelledi tontinicim. Ahmet Necdet Sezer cumhurbaşkanlığını bıraktığı gün Yağmur yağmıştı.Yani ısrarla yağmur tanelerini bu hükümete kızıp vermeyen gökyüzü O kurak yılların ardından dayanamayıp önümüzdeki gelecek günleri görüp dayanamayıp göz yaşlarını bırakmıştı.Gelen günler açılımlar yanlış politikalar gazi olan devletten başka sığınacak yeri olmayan 75 yaşlarındaki insanların Afrikadaki insanlar gibi bir deri bir kemik evlerinde açlıktan öldüğü günler geldi.Yetmedi İstanbul gibi evliyalar yurdunu sele teslim etti hatta mezarındaki insanların bile evini alt üst etti.Yani bu hükümeti seçen İstanbul”u bir çok felaketle yüz yüze kaldı.Hasılı tontini siz gitmeseydiniz beklide daha büyük bir felaket olurdu.Siz sırtınızı İstanbul a verip denize bakarken belki de ne büyük felaketlere engel oldunuz Keşke 2 gün daha erken gitseydiniz de o sele mani olsaydınız

seyrekzamanlar dedi ki...

anneannemin minik evindeki odun sobası gibi bir yazı olmuş. bir de kareli tüylü battaniyem olsaymış bacaklarımda oh mis olurmuş :)

içim ısındı.

Ela'dan Mektuplar dedi ki...

Haydaaaa oldu mu şimdi Gevrek, boyoz falan:))Saat 5'e gelirken, tamda çay saati gelmişken.
Zaten İzmir'e gelirken memleketimi, sevdiklerimi görecek olmanın dışında en sevindiğim şeylerden biri de gevrek ve boyoza kavuşacak olmam aaa çay ve tulum peyniri eşliğinde tabii. Üç öğün yiyebilirim ben:))
O yüzden İzmir'den her gelene ilk siparişimizdir.
İstanbul'un ki yanından bile geçemez o da ayrı:)
Benim içinde yi. yi onları yiiiiiii :)))öpüldünüz...

özlem dedi ki...

İzmir'de yaşayan pek sevemez İstanbul'u ama bana sorarsan ben çok severim memleketimi, yağmuruna,çamuruna, trafiğine rağmen:)
İzmir için ne düşündüğümü merak edersen İstanbul ve Antalya ile eş değerdedir benim için.
Sevgilerimle...

Zeugma dedi ki...

Sevgili suficim..
Çok hoş bir pazar yazısı olmuş bu.
Yumaşacık, içten..
Karnım aç değilken bile canımı simit istettiğini de biliyor musun?

Bu arada neredeyse her satırından İzmir'e olan büyük aşk sezinleniyordu :)

İstanbul'u karmaşa olarak gören ben, bir Boğaz Turu sayesinde bu fikrimden arınıp sevdalandım bu şehre sanki..
Yazan ellerine sağlık..
Teşekkür ve sevgiyle...

Hülya dedi ki...

Tontinicim, gerçekten güzel bir gün olmuştu sayenizde...Ama beyaz porselen tabakta kesilerek gelen lastik gibi bir simit ve muntazam dilimlenmiş bir tabak peynir yerine; İzmir'in sahilinde kağıda sarılmış çıtır çıtır bir simit ve yanımızda götürdüğümüz peynir zeytini bende tercih ederim doğrusu...İstanbullu arkadaşlar alınmasın ama İzmir'in simidi ah pardon GEVREĞİ bi başka:)))

Uma dedi ki...

Suficim,
GUzel anin sayesinde bende aksamin bu vaktin, hem de bir guzel yemegimi de yiyip doymusken cok sukur, simit hayallerine daldim. Hayallere engel koymazsak ben tercihimi Ankara simidinden yana kullanacagim :)

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

Candost Dilek'cim,
Pardon ama biz gevreğe simit demiyoruz, siz simide gevrek diyorsunuz.
Simidimin genini değiştirmeyin lütfen.
Gerçi şu simit sarayları açılmadan önceki simitler aranır oldu ya!
Ellerine sağlık canım, sıcacık bir yazı.
Sevgiyle...

düş dedi ki...

Bir de çiğdem var:) "bana bin liralık çiğdem versene" deyip de anlaşılabileceğiniz yer de yine İzmir'dir..
sevgimlee:)

Yıldız Yağmurları dedi ki...

Simite gevrek demek hiç alışık olmasam da çok sıcak geldi bana, tıpkı bu güzel satırlardan sızan samimi duygular gibi;) Sevgiler.
Öykü Atölyesi - Dilek

kelebek dr. dedi ki...

oryantasyonu korumak lazım :) izmir gibi masalsı bi şehirden dönüşte ne kadar korunabilirse tabi :) çiğdem izmir'de çiğdem, gevrek izmir'de gevrek. öyle ya... hatta bu da benden olsun, tuzbiber izmir'de tuzbiber... çoook tatlı bi yazı olmuş bu. galiba özlemişim izmir'i de. sevgiler...

Aşk ve Zehir dedi ki...

Ilkokul zamani gelmistik Istanbul'a ve birgun simit satan(yerine göre serbet) bir adamin yanina gidip bir gevrek istiyorum deyipte,yuzume bakip,ben simit satiyorum demesi ile kalakalmistim.Tamam iste ondan istiyorum diye bende israr edince burasi Istanbul karistirma diyince oldukca sinirlenmistim. Sanki Fransadaydikta baska bir dil konusuyor ve dislaniyor gibi hissetmistim. Ama bunu Izmirlilerinde yaptiklarini yine cocuk dönemlerinde görmustum. Dedemlerdeydik o sabah ve gevrek alma görevi bendeydi. Balkonda beklerken,hergun gecen adamimizin sesi ile firladim,firladim ama su gevrek-simit testini birde burda yapmaliyim demistim. Ve seslendim simitci diye. Beni duymadigini dusunerek tekrar bagirdim ama, i ihh duymuyordu, ki bu mumkun degildi, gevrekci diye hayli uzaklasan adama seslenipte geliyorum demesi ile Fransa'da baska bir kabul edilmemesi gercegini burdada ortaya koymustum.
Simdi artik duruma göre serbet verenlerdenim,ama bir Egeliyi görupte,duyarsam hemen unutuyorum oldugum ili, serbetimi ona uzatiyorum.. Diline bakmadan,dostca sohbet edebilmek icin...

beenmaya dedi ki...

ah ah aynı şehrin sınırları içinde olup da bir türlü görüşemediğimiz zamanlar. ama olsun yüreklerimiz her daim görüşüyo zaten öyle değil mi :)))

sufi dedi ki...

Sevgili Haykırış;
Zaman zaman gülümsemeye hem bizlerin hem güzel insanlarımızın bu aralar ne kadar çok ihtiyacı var değil mi?
Sevgili nanopolitika;
Önce blogumuza hoşgeldin sefalar getirdin dostum demek isterim.Bizlere atfettiğin güzel ve onur veren düşüncelerin için de teşekkür ederim.Kişinin dilinden çıkan söz inanıyorum ki kendi naturasının bir özetidir.Biri diğerine sahtekar diyorsa aslında sana kendisini anlatıyordur.Keşke senin dediğin gibi dağları yürütebilme sele yağmura dur diyebilme yeteneğim olsa.Yine de teşekkürler sevgilerimle.
Sevgili seyrekzamanlar;
Ne güzel tanımlayıp birlemişsin anneannenin odun sobalı eviyle yazının sende bıraktığı izlenimi.Yabancı yerde değilsin anneannenin evindesin diyesim geldi.Kareli battaniyeni de ben örteyim dizlerine sen yine de kendini orada hissedeceğin yazılar yazabileyim sizlere sevgilerimle.

sufi dedi ki...

Sevili Ela'cım;
Gevreği ne kadar sevdiğini bilen biri olarak ve de pastane gevreği değil de gevrekçi fırını gevreği aşıklısı sevgili gelinim en kısa zamanda sana İzmir'den gevrek yollamam şart oldu diye düşünüyorum.Sana feda olsun gevrekler torunuma da, oğluşuma da boyozlar.Hepinize kucak dolusu sevgiler.
Sevgili Özlemcim;
Aslında ben de İstanbul doğumluyum da doğduğun yer değil de doyduğun yer esas galiba.Ömrünün sonlarını emekliliğini bu iklimde geçirmeye karar veren yorgun bir kadının tercihi belki de İZMİR.Sevgilerimle.
Sevgili Zeugmacım;
O güzel canlarınıza simit isteten ben değilim inan.Bütün suç öykü atölyesinin.Simit-çay ikilisi sizlerde ne anımsatıyor diye bir soru sormuş resmini de koymuş üstüne, benim de cevabım bu oldu işte.Sevgilerimle.

sufi dedi ki...

Sevgili Hülyacım;
O günü yaşamamızın sebebi sensin güzelim.Gevrek diye tutturan bir kaynanaya nasıl tahammül ediyorsunuz ben de şaşıyorum doğrusu. Allahtan gelinlerim de torunlarım da ben gibi çok şükür.Levent kafede evden götürdüğümüz kahvaltılıklarla gevrek eşliğinde yaptığımız kahvaltıları çoğaltırız gelecek günlerde inşaallah tüm aileye sevgilerimle.
Sevgili Hüma kuşum;
Senin sesini kelimelerinin arasından fısıltı olarak bile duymak ne güzel.Hepinizin güzel canlarına gevrek istettiğim için özür dilerim sevgilerimle.
Sevgili can dostum;
"Simit" sözü aslında genleri değiştirilmiş söz. kibarlaştırılmış ve yoksulun fakirin talebenin "susamlı tavuk diye nitelendirdiği GDO suz besin kaynağı ise gevrek.USA o hamburgerleri çıkarmasaydı çocuklarımız hala gevrek peynirle sağlıklı besleniyor olacaktı bence.Sevgilerimle.

sufi dedi ki...

Sevgili Düş;
İzmirlilere has ÇİĞDEM,DOMAT,BARDACIK bir de KLORAK var inan ki temizlikte dezenfekte konusunda ne domestos ne de başka şey yerini tutmuyor ama türkiyenin hiçbir yerinde klorak nasılsa bilinmiyor.İzmire has şeyler bunlar canım, sevgilerimle.
Sevgili Yıldız yağmurları adaşım;
Sizler sıcacıksınız bu güzellikler sizlerden bizlere böylece yansıyor işte.Resmi koyan konuyu belirleyen sensin.Hedefi tutturuyorsa okumuz oku atan koldur sebebimiz, sevgilerimle.
Sevgili kelebek dr.;
Ne de olsa GAVUR İzmir ya, olacak o kadar.İzmirliyim gavurum gururluyum demek geldi içimden, sevgilerimle.

sufi dedi ki...

Sevgili Aşk ve zehir;
Sen yine de yerine göre şerbet vermeye devam et canım.Doğru söylüyorsun ben de İzmire ilk geldiğimde senin karşılaştığın tavırlarla karşılaştım doğrusu.Manavın birinden incir istediğimde ters ters bakmıştı yüzüme .Meğerse ayıpmış bardacığa incir demek .Nereden bilecektim? Öğrenmenin yaşı yok dedim ve öğrendim ayıplanmaktan kurtuldum işte.Sevgilerimle.
Sevgili mayam;
Sen de biliyorsun canım 8 eylülde başladı yağmur sel ve işte sadece o gün metazori çıktık sokağa.Bir dahaki sefere görüşeceğiz inşaallah.Gönüllerimiz bir olsun canım sevgilerimle.