.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

10 Nisan 2008 Perşembe

KÜN EMRİ VERİLDİĞİ AN


"Onu (insan şeklinde) tasarlayıp da ruhumdan üflediğim (ve o da dirildiği) zaman," ...Diyor Kuran. Askıda takılı olmadan buruşup kırışmamış cansız elbise oluşumuz da, üflenilen ruhla canlanıp ta bu cesedimizle ruhlara akışımız da bilmeden. Sanmışız ki bu seyr-ü sefer göze kaşa libasa. Oysa bu yol götürür bu engebeli güzergâhta bizleri Leyla’dan geçirip Mevla’ya.
“Leyla’dan geçme faslındayım,
Mevla’yı bulma yollarında “
Dedirtir maşuka âşık olan sevgiliye.
Ah o kavuşma günleri: kalır mı sende senin izleri? Çıkarılır buruşup kırışmamış elbise, sıcacık ruhun eğninden, karışır ruhun aynasında kendinlen.Maestro susturur telli sazları,vurmalı sazlar konuşur. Söz biter o an sözsüz konuşur tüm sözler kelimelerin karışıp noktaya ulaştığı an. Tüm yargılarla acılar elele tükenir, beklentiler biter, eserler var olur.” KÜN” emri işte o an verilir, üflenildiğin an. Olur KURan. İşte insan.
Sevgilerimle.Dilek.
Devamı Buradan ...>>

8 Nisan 2008 Salı

ARI SÜTÜ NEDİR


Bir arı kolonisinde on binlerce işçi arı, binlerce erkek arı ve sadece bir tane ana (kraliçe) arı vardır. Ana arı kovanın her şeyidir, yokluğunda iş düzeni ve üretim durur. Ana arı kovanda tek olduğu gibi, ölümü halinde yerine geçebilecek ikinci bir arıya da izin vermez. Kovanda ana arı adayı olmak demek ölüm demektir.
Ana arının yok olmasına bir şekilde ölmesi neden olabileceği gibi arıcı tarafından da bilinçli olarak kovandan alınabilir. Ana arı yok olunca koloninin kendisine süratle yeni bir ana arı edinmesi gerekecektir. Bu yeni ana arı eskisinin yumurtladığı son yumurtalardan çıkacaktır.......…
Bu yumurtaların arı sütü ile beslenmesi, yeni ana arının arı sütü içinde doğuş ve gelişme evrelerini geçirmesi gerekmektedir. Burada görev yine işçi arılara düşer. İşçi arılar üst çene bezlerinden beyaz renkte, pelte kıvamında, hafif keskin koku ve tatta bir sıvı salgılarlar. İşte arı sütü budur. Bu salgı ile beslenen yumurtalar 16 gün sonra arı olarak gözü terk ederler.
Arı yetiştiricileri bu safhada larvaları yok ederek, arı sütünü kaşıklarla gözlerden toplarlar. Her bir gözden yaklaşık 0,l gram arı sütü alınabilir. Yüzde 65'i su, yüzde 35'i ise protein, yağ, şeker ve vitamin ihtiva eden kuru maddeden oluşmuştur.
Arı sütü, özellikle sinir sistemi hastalıklarında, yorgunluk sorunlarında, kısırlık ve damar sertliği tedavilerinde, insana güç ve zindelik kazandırmada kullanılan, doğrudan doğadan gelen önemli bir tabii gıdadır. Piyasaya saf veya bala karıştırılmış halde, draje veya tablet halinde sunulmaktadır.
..

Devamı Buradan ...>>

ŞEHR-İ İZMİR'e DÖNÜŞ

6 gün önce Ey şehr-i İstanbul sana geliyorum.” Ufukta yine yolculuk göründü” demiştim. Ne çabuk geçti günler ah. Geride bırakıp 425 kilometrelik karayolunu sağlı sollu yemyeşil vadileri aşarak dağlar arasından geçerek şehri İzmir’ime geri döndüm. Şu anda hayallerdeki İstanbul” hayal gibi oluverdi işte. İstanbul programı aynen aşağıdaki gibiydi
Kemerburgaz; Çocuklarımın mekânı, kuşların akın akın göç ettiği bir gökyüzü altındaki kuş yuvaları.
Zekeriya köy Kilyos gezimiz: Dostumuz Murat’ın
Fatih Bitlis Siirt ve Diyarbakırlılar çarşısı: Murat’ın ve Bedoş’un,
Şişli organik Pazar,
Kulin dağ,
İskele balıkçısı: Çocuklarımın ve Özgür’ün de hafta sonu dolayısıyla katılabildikleri GEZİ noktalarımızdı.
Yolculuğumuzu; İstinye park alışveriş merkeziyle noktaladık.
Kilyos’ta: Karadeniz’in siyah olmayan ılık sularına, kumlara yazdığım yazıları ve resimleri emanet ettim. Fatih’te: Sanki doğunun Diyarbakır,Bitlis ya da Siirt’ine geldiğimi sandım. Akşamına Kaş’tan dostlarımız İpek böceği ve Tırtıl’la neredeyse sabaha kadar muhabbet ettik. Evlilikleri yakın. Antalya-Kaş ta gelip yerleşti sanki Şişli’nin bir köşeciğine.
Kemerburgaz ve Fatih’teki Su kemerlerinin altından bir anda suların coşarak üstüme üstüme geldiğini gördüm.Şişli Organik pazarda saksafon dinleyip sebze çorbası içtim dostlarımla çocuklarımla. Şişli belediye başkanı Mustafa Sarıgül'ü tebrik ettim .

faaliyetlerinden, ekolojik tarımı destekleyişinden ötürü. Ya KULİNDAĞ sahibi İsmail Bey ve kardeşinin misafirperverliğini anlatmak biraz zor “samimi içten mütevazıler.” Bizlere resimleriyle Kaçkar tırmanışlarını hikâye eden dost canlısı kırk yıllık arkadaşımız sanki İsmail Bey. Fethiye kelebekler vadisi ve kabak Naturel life dan da yamaç paraşütü ve su altı dalışlarından da konuşuyoruz.KULİN DAĞ

Sevgiyle vedalaşıyoruz.
Eylülde ATA’nın doğumunda tekrar buluşmak üzereOĞLUM VE KIZIM

görülesi ve yaşanası tabiatın kokusunu ruhumuza ve görüntüleri belleğimize kaydedip yollara düşüyoruz yeniden. Yollara düşüyoruz işte. Çimlerin arasını süsleyen renk renk laleler uğurluyor bizleri. Canlarımızı gönlümüze sokup diğer canlarımıza koşuyoruz. Şükrediyoruz güzellikleri yaşama fırsatını bizlere sunduğundan ötürü. O’na Saygıyla eğiliyoruz.
Devamı Buradan ...>>

7 Nisan 2008 Pazartesi

ÖZLEMDEN ÖDÜLE


Başımıza gelen her olayın, yaşanması gereken her duygunun zorluğunu, katlanılabilirliğini azaltabilir ya da daha da fazlalaştırabiliriz. Kimimiz her şeyin iyi yanını görmeye çalışır, kimimiz karartır da karartırız etrafımızı. İki seçenek arasında gider geliriz. Ya kendimize dert eder, kahrolur, yıkılırız, ya da sakince bekler, tadını çıkarır, hayatımızı yaşamaya devam ederiz. Yaradılışa göre mi değişiyor acaba bu özellik? Görürüz ki bazıları daha katıdır hayata karşı bazıları da Pollyanna gibi her şeyi iyi tarafından görür, daha serinkanlıdır. Hepimizin olaylara verdiği tepkiler faklıdır işte. Belki yaşanan bunca kötü olayların sebebi de her insanın olaylara verdiği tepkilerin bu kadar farklı olmasıdır.
ÖZLEMi nasıl yaşarız peki. Hasreti çekerken ne hallere gireriz? Bir şeyleri,......…

birilerini özlemeyi, -adam gibi- özlemeyi becerebilir miyiz ki? Evet, aynen çoğu şeyde olduğu gibi özlerken de farklı tepkiler veririz. Kimi dibine kadar yaşar, kimi üstünkörü. Bende dibine kadar yaşayanlardanım;)en azından öyleydim, böyle yaratıldığıma inanıyordum. Dönüp bakınca güzel özlemimi! Boşuna harcadığımı, acı çekmeyi bizzat kendimin seçtiğini görüyorum. Tabii yaşadıklarımdan değil, yaşayamadıklarımdan pişman oluyorum…
Gözümde canlanıyor dün gibi hatırlıyorum. Sevdiğimi özlerken ne de çekilmez olmuşum : ) Aşkım yanımda değilken dünyam durmuş, sürekli ağlamışım, o olsun yanımda başka biri olmasa da olur demişim, hep iç parçalayan şarkılar dinlemişim, söylemişim. Bilenler bilir tam bir bunalım yaratmışım ama akıp giden özlemimin güzelliğini bir türlü görememişim ne yazık dimi?
Şimdilerde anlıyorum ki çekilen her acı güzelliklere, sonunda gelecek türlü türlü mükâfatlara gebeymiş. Nasıl bilebilirdim ki o gün çektiğim o dayanılmaz özlemin her dakikasının beni bu günüme hazırladığını. İçinde bulunduğum, yaşadığım huzurumu mutluluğumu (maaşallah deyiniz: ) özleyin sabredin sizinde olur) o günlere borçlu olduğumu nereden bilebilirdim…
Haydi, gelin bundan sonra çiçek gibi özleyelim. Suyumuzu bekleyelim. ammaaaa beklerken de açmayı, misler gibi kokmayı ihmal etmeyelim. Belki uygulamak çok kolay değil ama deneyelim. En azından çaba gösterelim. Artık gidenlerin arkasından ağlamak yerine dönüşünü hayal edip sevinelim, dualar edelim tekrar kavuşmak için. Hayatta başımıza gelen her şeyin iyi yanlarını görelim. . Onu özlemenin, varlığını hissetmenin, sesini duymanın, aynı dünyada nefes alıyor olmanın, her güzellikte onu hayal ederek yaşamanın tadını çıkaralım.
Özlemenin zorluğunu bırakalım bir yana, özlediğimizin de bizi özlemesini isteyelim. Sonra da oturup ardından gelecek güzellikleri bekleyelim… Sevgilerimle.
..

Devamı Buradan ...>>

.


Devamı Buradan ...>>

4 Nisan 2008 Cuma

KELEBEK KANATLARINDAKİ HARFLER


Fotoğraf sanatçısı Kjell Sandved, 24 yıllık araştırma sonucu , kelebek kanatlarındaki desenlerde alfabenin bütün harflerini ve 1'den 9'a bütün rakamları fotoğraflamayı başarmış.gerçekten bize çok ilginç geldi daha detaylı bakmak için burdan baka bilirsiniz.
Devamı Buradan ...>>

3 Nisan 2008 Perşembe

HATA ve AFFETME/Kelime Oyunları


Büyük bir bankanın Cari Hesaplar Servisinde yeni işe başlamış 1–2 aylık bir memurum o zamanlar. Genel Müdürlük birimleri ve şubenin kadrosuyla 300 ü aşkın çalışan var tarihi binada. Hayat doluyum, daha doğrusu öyle olduğum söyleniyor. Ne kadar idealim olan doktorluk ve hatta ilkokuldan itibaren kendime çizdiğim gelecekte “deli doktoru” olacağım dememe, Ankara tıbba puanımın tutmasına rağmen TCDD memuru olan babamın maddi durumu ve okulun devam mecburiyetinde olmasından, hiç alakasız yaradılışıma ters bir üniversiteye kaydolmuştum. Dışarıdan okulun sınavlarına katılıp, aynı zamanda çalışıp, para kazanıp aileme yardımcı olacaktım. Tıbbiyeye gidemediğim için umutlarım kırılmadı dersem yalan söylemiş olurum. Şu yaşımda sokaktaki divanelerle muhabbet etmek isteyişim, onlara sevgi ve ilgi duyuşumun temelindeki gerçek de bu sanıyorum.......…

İdealist, hataların ve günah diye nitelendirilen şeylerin bile hatayı yapanda ve günahı işleyende değil onu o yanlışa ve hataya sevk edende, toplumda, ailede ve diğer faktörlerde olduğunu düşünen bir kafa yapısındayım. Belki de burcumun özelliğidir diyelim bu tür uç tavırlar. Bilirsiniz balık burcu insanı biraz saftır, salaktır ya, bu huyunu bildiği için de ortada bir yanlış bir hata varsa; kusurları hep kendindeki gönül aynasındaki sırda bulmuştur.
Bankamın o zamanlar çalışan sayısına göre küçük olan tuvaletleri çok sayıda insana hizmet ediyor, Birbirimizi kapıda beklemek zorunda kalıyoruz çoğu zaman. Benimle aynı dönemde bankaya giren bir kızcağıza sevgiyle aynadan bakıyorum fırsat kolluyorum arkadaş olabilmek için. Ama o da ne, uzun boylu beline kadar saçları olan bu kızcağız daha önce tuvalete girerken yüzüğünü aynanın önüne çıkarıp bırakan diğer bayanın yüzüğünü parmağına geçirmiyor mu? Görmezden gelip bir üst kata çıkıyorum
”.Beğenmiş parmağında nasıl duracağına bakıyordur” diyorum.
Neyse diğer gelişmelerden hiç haberim yok. Ama bu arada müdürler toplanıyor, bizlere göre eski memurlar ikide bir Şube müdürünün odasına girip çıkıyor, bir şeyler dönüyor da zerre kadar ne olduğu ya da olacağı konusunda hiçbir fikrim yok. Teftiş kurulundan bir müfettişin geldiği söyleniyor. Burası banka gelir ya, normaldir herhalde diyorum. Müfettiş şubeye geldikten iki ya da üç gün sonra müstahdem yanıma geliyor ve
” Dilek hanım sizi müfettiş bey çağırıyor “diyor.
”Allah Allah! Neden acaba “deyip biraz da kendimi önemseyip –çünkü benim bankada ilk aylarım, daha memuriyetim bile onaylanmamış. Müdüriyete ancak kıdemliler şefler müdürler girer biliyorum. Saygıyla karışık bir merakla giriyorum içeri. Müfettiş;
”Oturun Dilek Hanım “diyor. Ben mahcup utangaç belki de saygıdan oturmak istemiyorum önce. Sonra konuyu öğreniyorum bu bir sorgulama imiş. Efendim Şubede birçok bayanın kıymetli yüzükleri kaybolmuş, benim görüp bildiğim bir şey var mıymış, mış mış… Dinliyorum ve :
“Varsayın ki biliyorum ama size söylemek istemiyorum “diyorum.
“Belki de o arkadaşımızı işten çıkaracaksınız toplumdaki bu insanı daha büyük suçlara itmiş olmayacak mısınız?”
“Belki arkadaşımız hastadır, onunla konuşup bu yaptığının hata olduğunu, bir daha yapmazsa onu affedeceğinizi” söyleseniz diyorum.
18 yaşındayım ve cesurmuşum demek ki müfettişlere hatta müdürlere öyle öneri getirmek prosedüre tersmiş, sonra öğreniyorum. Müfettiş Bey sevecen bir ifadeyle
“Bu küçücük yaşınızla bana hayatımın dersini verdiniz “diyor. “Biz de tespit ettik hırsızlığı yapan kişiyi, planımız işten el çektirmekti, fakat şu an bu uygulamadan vazgeçiyorum emin olabilirsiniz.”Diyor ve ayağa kalkıp benimle tokalaşıyor.
Neticeyi mi merak ediyorsunuz?
Evet, o arkadaşım işten atılmadı. Bankanın üst kademelerinden emekli oldu. Hayatı boyunca o sırrı benim bildiğimi asla bilmedi, bilmeyecek .
Ben 7 yıllık bir çalışma sonrası ilk oğlum doğduğunda bankamdan ayrıldım. 5 sene ara verdim. Bankalara, bayan elemanın alınmadığı bir dönemde ekonomik sıkıntılardan tekrar aynı bankaya başvurmak zorunda kaldım ve reddedildim. Genel müdürlük personel müdürü olduğunu öğrendiğim o müfettişe tekrar ayrıntılı iş başvurumu gönderdiğimde, haftasına aynı unvanla en güzel şubede işe başladım.banka tarihinde ilk olduğum söylendi.Kıdem tazminatımı almıştım,32 yaşındaydım,bayandım.Maaş ayarlanmam ertesi yıl toplu sözleşmeye ek madde konarak yapıldı.
"İkinci işe alınışlarda mensubun tahsil ve ünvanı geçmiş çalıştığı yıllar gözönüne alınarak emsalleriyle eşdeğerde olacaktır." Diye.
Zamanında bir arkadaşımın hatasını affettirme çalışması ödülümü işte böyle fazlasıyla almıştım.
..

Devamı Buradan ...>>

1 Nisan 2008 Salı

YİNE UFUKTA YOLCULUK GÖRÜNDÜ


Yine ufukta yolculuk göründü. Sevgili İstanbul, sana geliyoruz. Sana ve bağrında bakıp havanla, nefeslerine nefes olduğun sevdiklerime geliyoruz. Eylül 2008 de ilk nefesini senin havandan ciğerlerine dolduracak minik torunumun tarihi mistik gizemli şehrine geliyoruz. Belleğime kötü anıların yansıyan aynasında karanlık görüntülerin yerleşip de çöreklenmediği tek şehir İstanbul, sana geliyoruz.
Nasıl kanatlarımı takıp da uçarak gelmeyeyim ki sana?......…

Kulaklarımda bıraktığın melodin, belleğime doldurduğun eşi emsali bulunmaz güzelliklerin. Birbirinden güzel çocukluk anılarım, salıncaklarım, tornetim, samandan bebeğim, ilkokulum, sahillerinde intiharını gördüğüm balinaların, çubuk şekerlerin, pamuk helvaların rengârenk geçmişim ve geçmişimin ilkleri hep senin bağrında saklı.
Bu yaşamıma senin kucağında "aşıkların mekanında" gözlerimi açtım Ben. Denizlerin maviliklerini, tarihin elle tutulur gözle görülür kalıntılarını sende elledim.İlk kez öpüşen iki kişiye Pendik'te tanık oldum,neyaptıklarını bilmediğimden şaşırdım.Kimselere birşey söyleyemedim. Geçmişinin ve geleceğinin imgelerini senin kıyılarında kurdum, kendi geçmiş ve geleceğimle birledim. Haydarpaşa Garında hala Sevgili Babacığımın hayali duruyordur eminim. Geçmişindeki acılı acısız aşk hikâyelerini önce babamdan dinledim, sonra seni ve bağrında yaşanan aşkları anlatan şairlerden yazarlardan öğrendim seni ve sende yaşananları.
Büyük aşklarını yaşatmak amacıyla Zeynep hanımla Yusuf kâmil Paşa’nın üsküdarda Nuh kuyusu semtindeki bostan tarlasındaki arsalarında ücretsiz hizmet vermek amacıyla yaptırdıkları “Zeynep Kamil Hastanesi”nde sabahın ilk ışıklarında bir kadın doğum yapıyordu o zamanlar. İkinci doğum yapması yasaklanmış bu kadının yani annemin 2.bebeğiyim ben. Doğurursan ölürsün demişmiş ilk doğum doktoru. Annem beni düşürmek için çeşitle çarelere başvurmuş o zamanlarda. Hamileliği sırası neredeyse her gece bir şişe rakı içmiş ama düşmemiştim işte. İstenmeyen reddedilen çocuğum o zamanlar. Ama inatla asılıyorum plasentama ve direniyorum yaşamak için. Göbeğimi Zeynep diye kesiyorlar. Annemde bende hastaneden sağlıklı çıkıyoruz, güçlü sağlıklı bir kadın oluyorum tüm yaşam sürecimde. Annem de 85 yaşında hala hayata bağlı ve vesveseleri dışında sağlıklı yaşadı ve yaşıyor bence Zeynep Dilek koyuyorlar adımı. Hürrem Sultan diye çağırıyorlar. Daha sonra öğrenince sultanın acımasızlıklarını kimsenin ağzına aldırmıyorum o takılmış adımı.İstanbul seni, sana gelince yeniden yazacağım.Belki de anılarımda yeniden doğacağım kimbilir.
..
..
Devamı Buradan ...>>

.


Devamı Buradan ...>>