.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

24 Eylül 2010 Cuma

İPİ GEVŞETMEKTEN BAŞKA NE YAPTIM Kİ?

Bir zamanlar küçük oğlumun bir arkadaşı vardı; Mavi gözlü güzel mi güzel sarışın bir çocuk. Çocukların oyunlarını evin tül perdesi ardından gizlice izliyordum o sıralar, annelik işte...Oğlum 3.5 yaşında çocuğun yaşı ise: 7 idi. Mahallenin tüm çocukları 7 yaşındaki çocuğun denetimi ve yönetiminde ona tabi ve onun peşindeydi nasılsa.Ben de bir anne olarak bu yaştaki bir çocuğun diğerleri üzerinde bu otoriteyi nasıl tesis ettiğini merak ediyordum doğrusu ve böylece takibe başlamıştım kendisini.Bir gün çocuklara bir evin penceresini işaret edip "şu evin camını taş atarak kim kırabilir?" diyordu.Çocukların hepsi cesaretle ben ben deyip taş aramaya koyuldular anında, ben engel olmak için dışarı çıkana kadar evin camları aşağı inmişti bile.Evin sahibi "kim yaptı bunuuu?" diye feryat-figan sokağa fırladığında

çocuklar çil yavrusu gibi dağılmış, kadıncağız 7 yaşındakini yakalamış "kim yaptı bunu?" diye soruyordu. Çocuk gayet masumane,"Ben yapmadım teyze onlar yaptı!" diyordu
Yine başka bir gün evin arkasındaki kömürlüklerin üstüne çıkmışlardı bütün çocuklar orada oynuyorlardı. Kömürlüğün arkası arka arsanın hizasında ama ön tarafının yüksekliği en az 2 metreydi. Ben yine gizlice takipteyim bir ara oğlumun kulağına eğilip "He-Man gibi atla buradan atlamazsan hiçbir arkadaşım seninle konuşmayacak!" dedi. Oğlum gözyaşlarıyla "hayır atlarsam düşerim annem kızar sonra bana" diyerek ve ağlayarak eve geldi dili döndüğünce bana olayı anlattı, "eğer atlamazsan ERKEK değilsin sen!" dedi bana dedi.O çocuğun diğer çocuklara çelme takıp, düşürüp sonra da "sana, dikkat et düşersin demedim mi?" dediğini de duymuşluğum var. Başka olayları da var da artık onları yazmayayım...Ailesi her olayın sonunda "o birşey yapmamış ki!" diyordu. Doğru söylüyorlardı yapan o değil ama teşvik edendi. Suça teşvik eden değil herzaman suçu işleyen cezalanıyordu. Sonunda Ankara Emek mahallesinden, İzmir'e taşındık da o çocuktan ve yaptıklarından da kurtulduk.Oğluşum da böylece hayatın gerçekleriyle o yaşında yüz-yüze gelmiş oldu. Şeytani fikirli insanların yaşamının her döneminde olabileceğini ve onlara kanmaması gerektiğini o yaşında yaşayarak öğrenmiş oldu ve bildi.Aşağıdaki hikayede olduğu gibi Şeytan bizden ayrı değildi, bizim öbür yarımızdı kendisi çünkü.

Hikaye bu ya: Günlerden birgün şeytanın yolu bir köye düşmüş.
Keyfi yerinde olan şeytan sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineği sağan genç bir kadını izlemeye başlamış.Şeytan kadını epeyce izledikten sonra yerinden kalkıp kazığa bağlı buzağının ipini biraz gevşetmiş. Buzağı bu, az ötede anasının sütünün kovaya sağılmasını aç karnına izlemeye daha fazla dayanamamış.Debelendikçe boynundaki ip biraz daha gevşemiş ve sonunda yular hepten boynundan çözülmüüüş.Koşarak annesini emmeye giden buzağı, süt kovasına çarpmış ve bütün sütler yere dökülmüş. Sağdığı sütlerin yere döküldüğünü gören genç kadın, eline geçirdiği bir odunu buzağının kafasına o öfkeyle geçirivermiş.Yavru kan revan içinde yere yuvarlanmış. Yavrusuna saldırılmasına kayıtsız kalmayan inek de bir tekmede kadını yere serip öldürmüş.Uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi, ineğin gelinini öldürdüğünü görüp elindeki tüfekle ateş ederek ineği öldürmüş. Silah sesini duyan koca kişisi koşup gelmiş.Karısını yerde cansız yatar, babasını da elinde tüfekle görünce, belinden silahını çekip tek atışta babasını vurmuş.
Kısa süre sonra gerçeği öğrenen genç adam bu kadar acıya dayanamayacağını düşünüp bir kurşun da kendi kafasına sıkmış.Bütün bu olayları bir kenardan sessizce izleyen şeytan: "bu felaketi de şimdi bana yüklerler" demiş, "oysa buzağının ipini gevşetmekten başka ne yaptım ki ben?"
Ne yaptı ki zavallı?????
Hepinize sevgilerimle.

Devamı Buradan ...>>

23 Eylül 2010 Perşembe

İNSAN YALNIZCA EKMEKLE YAŞAMAZ

Hep meleklerden konuşacak değiliz ya, arasıra pozitifin zıttı olan negatiften de söz etmek gerek. Kaleler ve kişiler; iç teçhizat, özellikler, metabolizma, donanım ve zeka düzeyi bilinmeden keşfedilip, kuşatılamaz.Bırakın kuşatma ve teslim almayı, teslim olmamak ve oyunlara gelmemek, kabak gibi salak yerine konmamak, kandırılmış olup sonunda pişman olmamak için bile az-buçuk uyanık olmak gerekli.Ama nasıl?

İsa'yı yoldan çıkarmak isteyen şeytanı hatırlayın bir kez.İsa’ya yaklaşıp şöyle demişti,
“Tanrı Oğluysan şu taşa söyle de ekmek olsun.” İsa;
“İnsan yanlızca ekmekle yaşamaz, fakat Rabbin ağzından çıkan herşeyle yaşar"demişti.
Şeytan, İsa’ya karşı kullandığı yöntemi değiştirdi. O’na dünyanın tüm krallıklarını gösterdi. İsa’ya şöyle dedi,
“Tüm egemenlik ve görkemleriyle bunları sana vereceğim. Bunlar bana teslim edildi, ben de dilediğim kişiye veririm. Bana taparsan hepsi senin olacak”
İsa Şeytan’a şöyle cevap verdi,
“Çekil git Şeytan! Çünkü ‘Tanrın olan Rab’be tap, yanlız O’na kulluk et’ diye yazılmıştır.
"Tanrı’nın Oğluysan, kendini buradan aşağı at" dedi. "Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Tanrı, seni korumaları için meleklerine buyruk verecek. Ayağın bir taşa çarpmasın diye seni elleri üzerinde taşıyacaklar."
İsa şöyle yanıt verdi,
“ ‘Tanrın olan Rab’bi sınama!’ diye buyrulmuştur” dedi.
Şeytanın kandırmaları ve benliğe sokan fısıltılarına inanmayanlardan olalım inşaallah.
Hepinize sevgilerimle.
Devamı Buradan ...>>

22 Eylül 2010 Çarşamba

KİM ŞEYTAN?

Şeytan birgün isyan etmiş "ben şeytan, şeytan olalı siz insanoğlunun birbirinize yaptığı kötülüğü yapmadım" demiş.Ve anlatmaya başlamış...
Bir zamanlar mutlu bir karı-kocayı ayırmak için her çareye başvurmuş ama başaramamıştım doğal olarak sonunda pes ettim. O sıra kocakarının biri çıkıp geldi yanıma fısıltıyla; " bir altın verirsen onları Ben ayırırım" dedi.Ben başaramayacağından emindim ama yine de onları ayırabilirse bir altın vermeyi taahhüt ettim. Kadın bir akşam vakti mutlu karı-kocanın kapısını çaldı. "Evladımm namaz kılacak yer bulamadım bana yardım et abdest alıp şuracıkta namazımı kılayım" dedi. Kadın "tabi teğzecim, buyur içeri eline su dökeyim, seccadeni temiz bir yere sereyim, senin namazın benim içimi ferahlatır" dedi ona.kadıncağız sofra hazırlamaktaydı o sıra, kocakarıyı da yemeğe davet etti fakirim. "Olur!" dedi kocakarı oturdu sofraya. Ancak "bana iki tabak iki çatal getir tek tabakla yiyemem!" dedi. Kadın kocasıyla yemek yiyecekken kadının ısrarıyla o da oturdu sofraya.Neyse kısa bir zaman sonra kapı çalınıp kadın "hoşgeldin kocacım diye kapıda karşılayınca sevdiğini, Kocakarı "kızım kim bu adam?"diye sordu. Kadın "kocam teyzecim" diye yanıt verdi doğal olarak. Kocakarıda bir hayret; "pes doğrusu sen ne or..pu kadınsın kapına her geleni kocam diye tanıtıyorsun.Aha demin gelene de kocam dedin aha tabağı aha çatalı.Yemeğini yedi uğurladın şimdi de buna mı kocam diyorsun?" dedi ve hışımla kalkıp," vah vah oğlum yazık sana!" diyerek evden ayrıldı.Sonunda olanları tabiki tahmin edebilirsiniz.O aile parçalandı...Şeytan:"Ben Şeytan olarak tırstım ve uzun bir çubuğun ucuna altını yapıştırıp kocakarıya uzattım ve "al al altınını ben şeytan olalı senin yaptığın gibi bir şeytanlığı yapmadım uzak dur benden melun kadın, deyip oradan uzaklaştım."dedi.

Şimdi bu olayda kim şeytan????
O karı-kocanın yerinde siz olsaydınız ne yapardınız peki?
Hani her durumda suçu şeytana yükleriz ya."Şeytana uydum, şeytan gözümü kör etti."deriz. Bir de "Şeytan kulağına kurşun" der yaralarız ya adamı, dönüp de kendimize bakmak gelmez aklımıza.Oysa birçok konuda şeytan gelip bizden ders almalı örnekte görüldüğü gibi.

Hepinize sevgilerimle.

Resim:Daniele Manfredini
Devamı Buradan ...>>

21 Eylül 2010 Salı

PRENSESİN UYKUSU-ÇAĞAN IRMAK ve REDD


Saf iyiliğin ve merhametin filmi olduğu söylenen "PRENSESİN UYKUSU" aslında prensesin uyandırılması için anlatılıyormuş. Redd'in müziği ile Çağan Irmak'ın büyülü ve masalsı anlatımı 19 Kasımda gösterime girecek olan bu filmde bizi bir kez daha biraraya getirip düşündürecek galiba.Oyuncular:Genco Erkal,Çağlar Çorumlu, Sevinç Erbulak,Alican Yücesoy, Şevval Başpınar,Ayşenil Şamlıoğlu ve Funda Şirinkal.
Çağan her filminde olduğu gibi görelim bakalım bu filmde de bizlere ne mesajlar verecek.Filmin fragmanındaki "kızın ruhu benimkiyle takas edilecek, başka yolu yok..."sözü benim filmi seveceğimin bir işareti oldu. Tesadüf diye birşey olmadığının ispatını ve bununla birlikte birçok masalsı gerçeği hepbirlikte izleyelim ve görelim...Hepinize sevgilerimle.
Devamı Buradan ...>>

17 Eylül 2010 Cuma

ALLİANOİ, SUPERİSİ VE GALENOS AĞLIYOR

Rüzgar ve güneş ile enerji elde edebilebilecek projeler "Alternatif baraj projeleri" kapsamında olmasına rağmen; nükleer santrallar, HES'ler, kömürlü termik santrallar gibi doğaya zararı olan büyük ve kirli projelerden, (büyük kârlar getirdiği için, vazgeçmeyerek) güzel yurdumuzdaki yaşamları hiçe saymaya daha nekadar devam edeceğiz?
Tarım, ormancılık, hayvancılık sanki çok umurumuzdaymış gibi saf anadolu köylümüzü "bedava suya kavuşturacağız sizi" söylemleriyle kandırıp asıl amacın sulamadan çok altın arıtma işleminde kullanılacak su rezervinin elde edilmesi olduğunu, ya da başka nedenleri de gören gözlerden saklamasaydık!
"Katiyyen Allianoi diye bir şey yok. Burada basit, her yerde görünen bir kaplıca var."demişti Çevre ve Orman bakanı sayın Veysel ERoğlu.Biz ondan daha mı iyi bileceğiz?
Berlin müzesine taşınan Zeus sunağı ve diğer değerli tarihi kalıntılarımız gibi keşke Allianoi de sular altında yok edilmeseydi de değer bilenlere teslim etseydik orayı diyoruz Biz de Can Dündar, Tarkan ve daha yüzlerce kişi gibi. Gidip sonra korunma altındaki tarihi miraslarımızı yabancı müzelerde bilet alıp ücret ödeyerek hayıflanmadan seyredebilseydik hiç değilse.
Ünlü Bergama'lı cerrah Galenos'un kemikleri sızlamadan,
içinde çeşmeler hamamlar caddeler köprüler yollar bulunan sağlık merkezi
Allianoi'deki Nymphe (su perisi)ağlamadan yüzlerce vasıfsız işçiyi keşke görevlendirip kalıntıların kumla kaplanması işinde görevlendirmeseydik de vebale ve günahımıza onları da ortak etmiş olmasaydık."Keşke demenin bir anlamı yok, olmuş bitmişe de çare yok" diyelim yine.Aman ha!
Akseki Gümüşdal, Alakır Nehri , Andon , Ardanuç Dereleri, Arhavi, Artvin, Meydancık, Barhal Vadisi, Birecik, Borçka, Cimil, Çatalzeytin – Akçay, Çaykara Solaklı, Çit Deresi, Çoruh Vadisi, Dalaman Çayı, Dicle Vadisi, Erenler Köyü, Fındıklı Arılı, Fındıklı Çağlayan, Fırtına Vadisi , Girlevik Şelalesi, Giresun Çanakçı, Giresun Keşap, Gölyaka Düzce, Görele, Güneysu, Gürgen, Gürleyikli Avatarlar, Hasankeyf, Havran Çayı, Hemşin, İkizdere, İspir Aksu Deresi, Kaş Gömbe, Kılıçkaya, Korkuteli Sürekler, Loç Vadisi, Macahel, Melet Çayı, Munzur Vadisi, Murgul Dereleri, Papart Vadisi, Saklıkent, Salarha, Sarıkeçili Göç Yolu Göksu Vadisi, Senoz Vadisi, Şavşat Dereleri, Tonya Fol Deresi, Tortum Vadisi ,Uzungöl, Yusufeli, Yuvarlakçay ve daha onlar gibileri henüz ağlamadan hiçdeğilse onlara sahip çıkalım.
Hepinize sevgilerimizle.
Devamı Buradan ...>>

13 Eylül 2010 Pazartesi

RUH NE DURUR NE UNUTUR

"Ben ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya...
Kalp durur...
Akıl unutur...
Ben ruhumla severim.
O ne durur, ne unutur."der koca Mevlâna.

Ya nasıl anlasın bizim gibi katre olan onu? Çünkü O bir ummandır, aşk diyarında.Aşkta sınır yoktur ya aşkın ehline; aşka uçamadıktan sonra istemez ne bir çift kanat sırtına, ne de cennet diler rabbinden, ya YAR'i orada yoksa diye.Zira sevgilinin cemalinin şavkıdığı yer cehennem bile olsa cennettir ona.
Kim neyi kıble edindiyse secdesi onadır ya! Dünyaya saltanata paraya tapıyorsa kişi başkoyduğu secdegâhı da böylece o olur.Kimin meyli ve isteği nereye ise Yüce makamca ona o verilir. Gönlün meyli aşkaysa, aşka kanat açar da uçar.Ya değilse? Onu meyli olduğu çil-çil altının cezbesinden döndürmeye kimin gücü yeter ?
"Pazarlık edelim haydi sizinle" desek,

bir kuruş istemesek dünya malından...
Desek ki alın götürün satın savın, biriktirin, istifleyin, doldurun...
"Bize sadece Allah'ı verin, AŞKı bırakın" desek ona da sahip çıkar, adaletle paylaşamazlar onları da.Oysa sığmaz taşar aşkın sınırsızlığı öyle bir karışlık mekânlarda.Kibrit alevi kadar bir ateşi, sanırlar ki gönül yangını.Dertli aşıkların sırrını ağyar olan anlamaz ki! Sürüp çıkaralım şu gönlümüzden şu gelip-geçici fani dünya aşkını.Şemseddin Sivasi'nin dizeleriyle bitirelim dedik bugün aciz sözlerimizi.

Vâsıl olmaz kimse Hakk’a cümleden dûr olmadan
Kenz açılmaz şol gönülde tâ ki pürnûr olmadan.

Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hakk
Pâdişâh konmaz saraya, hâne mamûr olmadan.

Hakk cemalin Kâbe'sini kıldı âşıklar tavaf
Yerde Kâbe, gökyüzünde Beyt-i mamûr olmadan.

Mest olanların kelâmı kendinden gelmez beri
Ya niçin söyler Ene’l-Hak, kişi Mansûr olmadan?

Mest olup meydane geldim ta ezelden ta ebed
İçmişem aşkın şarabın âb-ı engûr olmadan.

"Mûtû kable en temûtû"* sırrına mazhar olan
Haşr-ü neşri bunda gördü nefha-i sûr olmadan.

Âşıkın çok derdi amma sırrın izhâr eylemez
Söylemesi terk-i edeb çünki destûr olmadan.

Bir acaîb derde düşmüş tutuşur Şemsî müdâm
Hakk'a makbûl olmak ister, halka menfûr olmadan.

Devamı Buradan ...>>

11 Eylül 2010 Cumartesi

RTE'ye

Desem ki;SEN'sin sözün sahibi...
Söz sahipliği şöyle dursun SEN'sin bu koca Dünya'nın sahibi ve tek hakimi...
Sen ne dersen o oluyor...
Kıble SEN, secdeler sana oluyor...
Desem ki; Bu DÜNYA'da yaşayanların dilleri lâl...Sanatçısı, edebiyatçısı,düşünürü, yazarı, yargısı, medyası, polisi, askeri, üretici-tüketici, amele, işçisi hepsi senin denetiminde...
Desem ki;SEN sınırsız sonsuzsun aynı ALLAH gibi...
Ölüme çare bulabilecekmisin peki?
Can bedenden yükselirken, tutup tekrar bedene geri verebilecekmisin?
Uzağa gitme;
Bugün geceye dur gelme, gündüze gitme, güneşe yakma, yağmura yağma diyebildin mi?
Küçücük mikroskobik bir VİRÜSe hükmedebilecekmisin peki?
Dünyayı sırtında taşıyabilecekmisin?
VAZGEÇ!
SEN; O, değilsin işte...
Sözüm yok sana bundan gayri..
Muktedir misin şimal yıldızının ışığını bir gecelik söndürmeye? Hadi SÖYLE!!!
Var SEN o babayiğitsen hadi taşa çiçek açtır.
Halkına dağıtmak için; Hadi gökyüzünden topla yıldızları bir-bir...
İşte bu sefer sana ve senin yasalarına EVET(eyvallah) değil HAYIR (maazallah) diyoruz.

İlk yayınlanma tarihi:7 ağustos 2010
Devamı Buradan ...>>

8 Eylül 2010 Çarşamba

HOŞ-BULDUK "HAYIR"LI BAYRAMLAR

Neredeyse 15 gündür tek bir kelime yazmıyorsam yorumlarınıza bile yanıt veremiyorsam aklımı ve ruhumu sizlerden çektim ve en en uzaklara çekildim gittim demek değildir bu...Yalan dünyanın aldatmacaları, sen-ben kavgaları, alış-verişlerinin,ak mı da-kara mılarının tarafsızlığında bitaraf olmadan yaşayıp gözlemleyip dağarcığımı deneyimlerle doldurmaktaydım.Bakmayın siz suskunluğuma! Çatışmaların tam orta yerinde ateşkes emrinin özlemindeydim o sıralar belki de.Kâh Dolmabahçe eteklerinde illa büyük fincanla içmek zorunda kaldığım çayımı yudumluyordum istemeden, kâh hiç istemeden gittiğim İzmir Ağamemnon kaplıcalarında jeotermal 50 derece suda gevşiyordum,kah İda dağı Zeus altarında bal kaşığı seçiyordum dostlarıma.Denize önü alınamaz tutkuyla bağlıyken ünlü feylesof Aristo'nun mekanı Assos'da denize girmemek için diretiyordum.Havuzda torunum Ata'ya yüzme dersleri vermem dışında bu sıralar kendi isteğimle cüzi irademle yaptığım bir uğraş olmadı desem yeri var doğrusu.Ardından KAŞ seyahati öpülen koklanan torun yanakları,bir gözün görüp de öbürünün göz yaşlarının buğulamasından göremediği sevdiklerinle vedalaşmalar, Fethiye Kabak vadisi Naturallife'ta can dostlarımızla buluşmamız, ve bitmeyen sancılı gecelerin ardından hastanelerde erken doğan Güneşe şükranlarımızı sunuş sonunda işte şimdi evimizdeyiz.Sizlerleyiz.Herşey bir hayaldi dostlarım geldi ve geçti...Gözlerimiz dolmadı gönüllerimiz doymadı sevdiklerimize...Sadece hoş bir seda kaldı kulaklarımızda. Hoşbulduk, hepinize hayırlı ve mutlu bayramlar ve "HAYIR"lı referandum dileklerimizle.
Devamı Buradan ...>>

3 Eylül 2010 Cuma

BİLGE SABUNCU VE DİN

Bilge ile sabun imalatı yapan bir adam yolda yürüyorlardı. Din ile arası pek iyi olmayan sabuncu, bir ara bilgeye döndü ve:
Hep aklıma takılan bir soru var. Size sorabilir miyim? dedi.
Bilge: “Elbette ki sorabilirsin” diye karşılık verdi.
söyler misiniz bana, din ne işe yarar? Bu kadar uzun zamandan beri din var, ama insanlar hâlâ birbirlerine kötü davranıyorlar. Zulümler işleniyor, insanlar öldürülüyor.”
Bilge hemen cevap vermedi. Sessiz kaldı. Yürümeye devam ettiler. Girdikleri sokakta oynayan kir pas içindeki bir çocuk gördüklerinde, bilge sabuncuya döndü ve şöyle dedi:
Söyler misin, sabun ne işe yarar? Bunca zamandır sabun diye bir şey var, ama bak insanlar hâlâ kirli kirli geziyorlar.
Sabuncu bu karşılaştırmaya hemen itiraz etti:
Tamam ama insanların temizlenmesi için sabunun kullanması gerekir.”
Bu tam da benim söylemek istediğim şey! dedi bilge.
İnsanların iyilik yapabilmesi için de, dinin uygulanması gerekir. Dini hakkıyla yaşamayan insanların yaptığı kötülüklerde, dinin ne suçu olabilir
Devamı Buradan ...>>