.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

15 Ocak 2008 Salı

Aşk Ermişi Bhagwan






Bhagwan, bireyin yaşamda yetkinleşme öğretisini, doğu düşüncesinin kaynaklarından yola çıkarak oluşturdu. Ancak kitapta, yalnızca doğu din ve düşünce kaynaklarına değil, başta Nietzsche olmak üzere, batı düşünüşünün başlıca isimlerine ve hristiyanlığa da göndermeler yapılıyor. Kitapta, koyu dindarlara olduğu kadar, militan materyalistlere de yaşamda birey olarak yer alma ve özgürleşme üstüne ilginç gelebilecek bir bakış tarzı öneriliyor. 1960'larda ABD'de hızla yaygınlaşan ve Beatles'ı de etkileyen Bhagwan düşüncesi, asıl gücünü insan sevgisi ve aşktan alıyor. Kitleyle onun içindeki birey arasında bulunan belli belirsiz ama iletken zarın yaratıcı ve özgür bir bilinç/eylem diyalektiği sürecinde nasıl oluşabileceğine, kimi zaman mistik, kimi zaman materyalist sayılabilecek bir yaklaşımla ışık tutuyor. Aşkta seksi ve orgazmı sanatsal yaratıcılıktan daha üstün tutacak ölçüde yüceltmekle birlikte, "tüm varoluşla birleşerek gerçekleştirilecek tanrısal orgazma" ulaşmayı mutluluğun doruğu olarak gören bir tasavvufi aşk anlayışıyla noktalıyor
Devamı Buradan ...>>

14 Ocak 2008 Pazartesi

DİLEK'ten mektuplar:4








EY GÖLGEM

Ey gölgem:
Dön de bir bak kendine...Sen; sen misin, yoksa asıldan yani benden aksedenmisin? Bir varlık gösterip bu böbürleniş bu büyükleniş niye? Aslından uzaklaşman; daha çok benliğe kibirlenmeye itmiyor mu seni? Daha bir uzuyor, daha bir genişliyorsun ama soluklaşıp sararıyorsun da.Nedenini sor kendine.Kendinden mi bu uzayışın?

Şekil değiştirmen aslının şekil değiştirdiğini göstermiyor.O YÜCE ışık kaynağın tam tepesindeyse aslının, sen de aslına dönüyor bak yok oluyorsun.Ey gölgem; uzayıp doğuya düştüysen güneş batıyor demektir.Karanlığa az kaldı...Batıya düştüysen gün ışıyor demektir.Aydınlığa az kaldı...Sen yine de aslına var ne de olsa gölgesin.kudretin yeterse tabii.

Gölge aslı gibi olur mu? Büyür, küçülür,uzar kısalır.Küçüldükçe Allah'a o tek'e aslımıza ulaşırız.Büyüdükçe gaflete ve benliğe düşeriz.Var git sen aslına kavuş,varlık göstermen yanlış.Peki bu söylenen bu yazılanlar ancak gölgedir asıldan gelen ,candan gelen sözlere...Biz: biz miyiz, biz: biz değilmiyiz? Yoksa o muyuz? siz ne dersiniz..?
Devamı Buradan ...>>

KARAGÖZ HACIVAT


Deriden yapılan tasvirlere arkadan vuran ışığın tasvirlerin gölgesini beyaz bir perde üzerine yansıtması temeline dayanan gölge oyunu doğu kültürlerine özgü bir sanattır ve ortaya çıkışı hakkında değişik rivayetler vardır. bir rivayete göre çin hükümdarı wu (m.ö. 140-87) karısının ölümü üzerine derin bir üzüntüye kapılır. şav wong adlı bir çinli, hükümdarın üzüntüsünü hafifletmek için sarayın bir odasına gerdiği beyaz bir perdenin arkasından geçirdiği bir kadının perde üzerine düşen gölgesini ölen kadının hayali diye sunar (bizdeki karagöz ve hacıvat efsanesine benzerlik dikkat çekicidir). bir başka rivayete göre ise hint’ten çıkmış 4. ve 5. yüzyıllarda java’ya geçmiş ve buradan da batı dünyasına yayılmıştır.

...
gölge oyunu tekniğinin türk toplumunda ne zaman kullanılmaya başlandığı hakkında kesin bir bilgi yoktur. bir görüşe göre çinlilerden moğollara onlardan da türklere geçmiştir. daha sonra da türk akınlarının istikametine paralel olarak batıya geçmiştir. bu tekniğin türk halk kültüründe ortaya çıkışı ve ne zaman karagöz ve hacıvat olarak biçimlendiği hakkında değişik görüşler vardır. bunlardan en yaygın olanı sultan orhan devrinde (1324-1362) ulucami’nin inşaatı sırasında bursa’da geçmiştir. cami inşaatında çalışan demirci ustası kambur bâli çelebi ( karagöz ) ile duvarcı ustası halil hacı ivaz ( hacıvat ) arasında geçen nükteli konuşmaları dinlemek isteyen işçiler işi gücü bırakıp onların etrafında toplanır, bu yüzden de inşaat yavaş ilerlermiş. bu durumu öğrenen padişah her ikisini de idam ettirmiş.(bir rivayete göre ise karagöz idam edilmiş, hacıvat ise hacca giderken yolda ölmüştür). daha sonra çok pişman olan padişahı teselli etmek isteyen şeyh küşterî başından beyaz sarığını çıkarıp germiş ve arkasına bir şema(ışık) yakarak ayağından çıkardığı çarıkları ile de karagöz ve hacıvat’ın tasvirlerini canlandırıp nükteli konuşmalarını tekrar etmiş. o tarihten sonra da karagöz oyunları değişik mekanlarda oynanır olmuş. günümüzde de karagöz perdesine şeyh küşterî meydanı denir ve şeyh küşterî karagözcülüğün pîri kabul edilir

Devamı Buradan ...>>

13 Ocak 2008 Pazar

MICROCOSMOS BELGESEL









Hayat kendi içersinde bir bütündür,hayat birbirini mükemmel şekilde tamamlıyan domino parçaları gibi eko sistem anayasası kuralları ile sabit lenmiştir bunu birde insanların dışındaki canlıların gözünden görmek istiyorsanız bu belgeseli mutlaka izleyin
izlemek istiyenler bir bölümünü burdan izliye bilirler


http://www.youtube.com/watch?v=-BseGLUTkD8
Devamı Buradan ...>>

12 Ocak 2008 Cumartesi

DİLEK'ten mektuplar 3











GERÇEK AŞK ;


Asırlarca insanoğlu; yağmur tanesi gibi dökülen,mutlulukları ebemkuşağıyla sarılı insanların ruhlarına dolup boşalan 3 harflik bir kelimeyi açıklamakla uğraşmıştır.Gerçek bu.Fakat kim var ki bu konuda başarılı olabilmiştir.???

AŞK'ı tanımlamak zor bir mesele.Aşk ;şudur demek budur demek..1+1=2 olun demek 1+1=0 olun 1 olun demek kolay bir anlatım tarzı.Yani fasa -fiso.
Aşkın çiçeği padişahın bahçesinde farklı renkte farklı biçimde açan çiçek gibi..Yani AŞK yaratılmış ve yaratılacak her kişiye göre farklı algılanabilen bir his bir akış ve duygu gibi..Yani her kişinin Allah'a bakışı gibi.Harflere kelimelere sığmıyor,tanımlanamıyor.Zehirin içindeki bal gibi.Kalıplara sığmayan her yaratılmışın kalıbına göre şekillenen bakışına söyleyişine göre form tutan,kabının rengine göre renk veren,ışığına nuruna göre aydınlatan aydınlanan...Ey yüce AŞK sana İnanıyorum ...İnanıyorum ki SEN;Dağları :deniz
Denizleri:dağ yapabilensin. Kudretinle dağlara yürü der yürütürsün.Buzullardaki buzları nefesinle su edensin. Yakarsın hem yanarsın.
;Bir güzelin aşığıyım erenler
Onun için taşa tutar el beni;
Olsun ,senin taşın güldür bana dersin Pir sultan abdal gibi.
; Aşk derdiyle hoşem el çek ilacından tabip.
; Kılma derman kim helakim derdi dermanındadır.;dersin Fuzuli gibi...
Aşkla büyürsün ,aşkla yaşarsın.. AŞK gittimi bedeninden terkettimi seni suret olursun ışıksız kalırsın,üstü damgalı pul gibi.
Ben aşktan bahsediyorum,günübirlik ilişki adı her neyse çıkmak,yatmak ,kalkmaktan değil...Serçe gibi daldan dala konmaktan değil..Bülbül gibi olup gülün dalını beklemekten herşeyi zıttıyla sevebilmekten bahsediyorum.Tek kelime ile AŞK bu ne puandistlerin paletlerindeki renkte ,ne klasiklerin hırçın rüzgarlarla savrulan tozlu keman tellerindeki seste ve nede realistlerin avuçlarına sığdırdıkları kalıplaşmış ölçülerde gerçek aşkı bulabiliriz..Onu ancak güz çiçeklerinin kapkara dallarında ilk aşk hüzmeleriyle açtığı gözlerde bulabiliriz.Son gardan ilk kampanayla zamanın hiç olduğu gizemli kuşaklara uğurlamalıyız onu.Fakat uğurlayan da biz,uğurlanan da biz olmalıyız.Tanrı erişilmez mor dağların ardındaki turuncu mutluluğu o zaman verecektir bizlere..Onu yeşeren yapraklarla gözlerden dökülen çiğ tanelerinde bulabiliriz ,sahilde çakıllar üzerinde yalınayak koşmayı arzulayan kalpte,güzelim sahillere vuran dalgaların hışmında,kuşların kahkahalarıyla,güneşin ilk ışıklarıyla dinen köpek ulumalarının korkunçluğunda bulabiliriz onu...Onu İÇİMİZDE YÜREĞİMİZDE bulabiliriz.Eflatun bulutların yeşil yosunlu denizlerdeki renk cümbüşünü realist kalp hissedebilir mi?Mevsimleri kederlerimiz tebessümlerimizle kolkola karşılamalı .

Gözsüz genç kızlar,sağır bestekarlar,meteliksiz zenginler, kızıla boyanmış çehrelerinize bulut yastıkları üzerinden kayıp gelen mevsimler duanız olsun.AŞK'ı:tüm zıtlıkları tercihsiz kabullendiğinizde bulacaksınız yüreğinizde, gözlerinizde ,avuçlarınızda.ÇünkiAŞK;tüm yaratılmışları sevmek yaratandan ötürü.AŞK
mevlaya varmak leyladan ötürü..

. İşte bu benim aşkı tanımlayışım.YA SİZİNKİ????
Devamı Buradan ...>>

VOKALİZ


2004 yılında kuruldu. Çalışmalarına Kadıköy'de bir prova / kayıt stüdyosunda başlayan topluluğun ilk kaydı Yalnızım parçası oldu. Vokaliz, makamsal doğu müziği ile tonal (batı) müziğini birleştiren bir vokal topluluğu olarak çalışmalarına devam etti. Grup, makamsal doğu müziğinin kendine has söyleme tarzını ve komalı seslerini bozmadan, batı armonisi ve biçimleriyle birleştiren bir anlayışı benimsemiştir.

Grup, Hababam Sınıfı filminin yeni bölümlerinden birinde de sesiyle yeraldı. Topluluk, sahne performanslarında, türk sanat müziğinden halk müziğine, poptan hip hopa pek çok farklı tür ve biçimi kaynaştırmaktadır.

Vokaliz, anadolu'nun anonim müziğinin yanısıra, popüler türk müziği ve klasik müziğin bilinen melodilerini ve topluluğun kendi bestelerini de yorumlamıştır.Saja önerir
Devamı Buradan ...>>

GENLERİ DEGİŞTİRİLMİŞ ÜRÜNLERE HAYIR





Herkesin duyduğu ama göz ardı ettiği genleri değiştirilmiş organizmalar(GDO) hayatımızı yavaş yavaş kaplamaya başladı.Kapsama alanımıza giren bitki çeşidi arttıkça, hem insan sağlığının hemde doğal felaketin kıyısına yavaş yavaş geliyoruz.saja bu konuda da gerekli duyarlılığı gösterme açısından GDO'ların üretimine ve kulanılmasına KARŞI olduğunu belirtmektedir .saja okuyucularınında bu konuya duyarlı olacağını düşünüyor ve dikkat edilmesi gereken bazı bitkileri sunuyoruz
SOYA. Kulanıldığı alanlar:Soya sosu,Sosis,Salam,Et suyu tabletleri,Hazır çorbalar
MISIR.Kulanıldığı alanlar:Mısır unu,Mısır nişastası,Mısır nişastası pastalar,kola,gazoz ,meyva suları,Bebek mamaları gibi ürünlerdede kullanılmaktadır.
Devamı Buradan ...>>

11 Ocak 2008 Cuma

DİLEK'ten mektuplar :2














YAŞAMIN GİZEMİ
Bir büyüsü vardır yaşamın.Henüz birkaç saat önce doğmuş bir bebeğin ebenin kollarından annesinin kollarına bırakıldığında o büyü ile açılır bir kuş gibi ağzı.Anasının memesine döner yüzü.Büyü gibidir o içgüdüsel refleksi.O kutsal beyaz sıvıyla beslenir yaşama göz açan insan yavrusu.O büyü ile yağar yağmur yerküreye gökyüzünde asılı duran tonlarca ağırlıktaki bulutlardan .Dereler ırmaklara,ırmaklar nehirlere,nehirler denizlere ulaşır .Soğuklarla birlikte son yaprak toprağa düşünce aynı büyüyle göç eder göçmen kuşlar İskandinav ülkelerinden Elbe,Mein,Tuna'yı izleyerek güneye doğru.O büyü öptürür kişiye çocuğunun ayaklarını koltuk altlarını.Gözbebeklerinde büyür büyü, aşkla yaşamaya böyle koşturur dolu-dizgin kişi.Beğeni sevgiye sevgi Aşka dönüşür akıl ötesi.

Eğer biran gelip delice coşkular içine düşmediysek,içimiz çektiği gibi isteyemediysek yaşam sürecinde bir şeyi,en ciddi oturumda kendimizi tüm dünyadan soyutlayıp on milyar ışık yılı uzaklıktaki yeni bir galakside yeni bir yaşam kurmadıysak sevdiklerimize ve kendimize neden başladık yaşama?..Bayramlarda el öpmek gün 24 saat 12 saatini bordrolara bağlı kalarak çalışmak için mi?Hayır ufak şeylerdir bizleri yaşama bağlayan.Şefkatli bir bakıştır,ufak bir temas sıcak bir tebessüm,eşi bulunmaz pahalı armağanlar yerine küçük bir anımsayış,kuru bir kırçiçeğidir..Gönül alıştır.Geceler düşlerdeki sevgilinin bakışıyla aydınlanabiliyorsa güzeldir.kırık dökük anıların ağlatan yanı sevginin ütüsüyle düzeltilmeli.Vazgeçilmez bir aşk gibi parlamalı içimizde yanan ateş.Yoksa yaşantımızın özündeki giz kayboldumu uçsuz bucaksız okyanus ortasında yolcusuz ve küreksiz kalmış başıboş sandala döner tüm saatler.
İşimin en yoğun olduğu bir anda soyutlayıp kendimi kendimden sevdiğim bir kentte yağmur yüklü bulutlara yaslanabilmeliyim.okşayabilmeliyim Napoli'de meyva suyu satan mavi gözlü çocuğun sarı saçını.Oradan atlamalı gümüş kanatlı atım,dünyanın damındaki ülke Tibet'e karanlık dağları aşan gökırmak'a ılaşmalıyım..Şimdi Nairobİ'deyim.değişik bir müzik kulaklarımda bilmediğim aletlerle çalınan,gözlerim kapalı müziğin ritmine uydurmalıyım çıplak ayaklarımı.Vahşi bir canavar eskimemiş gözleri,dişleri ağzı;sevecen pençelerinde yokolabilmeliyim.En sinirlendiğim bir anda _Bu iş buraya kadar,herşey burada biter..diyebilmeliyim özgürce...

Mutluluk;7.25 dediğim sabahın aydınlığında,tarak yorgun- argın geziniyorsa saçlarımda,aynadaki gözlerim bana beğeniden uzak bakıyorsa,yabancı ise ellerim usuma belleğime,içimde 18 yaşının heyecanı bekleyişi kalmadıysa,ben zaten yaşamıyorum demektir.Yaşam 3 öğün yemek yemek,düzmece kalıplarda erimek,gerektiğinde gülümseyip,gerektiğinde 90 derece saygıyla eğilmek demek değil ki.Yaşarken ölmek demek ,,kötü huylarımızda haset fesat kinimizde ölmek ,sevgide aşkta o yüce okyanusta uyanmak demek.onunla onda O Olmak demek.


İçimizdeki sesin düğmesini sonuna dek çevirip Keşiş dağının gediğinde zümrü-dü anka kuşu gibi haykıramadıktan sonra 'İşte yaşıyorum' demek değil,'Eh işte yaşıyorum...' demektir bu.
Sevgiyle uçsun gümüş kanatlı atınız sonsuzluklara...
Devamı Buradan ...>>

SİMAVNALI BEDRETTİN


"Hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber
hep beraber sürebilmek toprağı
ballı incirleri yiyebilmek hep beraber
yarin yanağından gayri her şeyde
her yerde
hep beraber


ŞEYH BEDREDDİN neden asildi?
Haksızlığa karşı koymak üzere devlete isyan eden biri olduğunu, Düşüncelerinde ve eylemlerinde “ortak mülkiyet”i savunan ve öğretisiyle büyük halk ayaklanmasına yol açan bu kişi kimdi ?
Yuzlerce yil sonra sosyalizme ilham veren, bugunun sosyal devlet anlayisinin temellerini olusturan bu kisinin fikirleri yuzunden siyasallasmasi bir talihsizliktir bence…
Cunku”hak,adalet,toprak reformundan”600 yil once bahseden bu insandan gerek tassavufcu olmasindan gerek isyanci olmasindan ve gerekse marksistlerin sahip cikmasindan dolayi gereken ilgiyi gormemis bir dusunce adamidir…
Devamı Buradan ...>>