.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

30 Mart 2008 Pazar

BİR GÜN 25 SAAT OLACAK














Dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü yavaşlıyor...Bir gün 25 saat olacak.
Hürriyet'ten alıntı;
Dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü yavaşlıyor. Bilim adamları hesapladı. Günler 24 değil 25 saat olacak.
Günler gittikçe uzuyor. Bahar geldi diye değil. Bilim adamları yer katmanlarını, astrolojik kayıtları, güneş ve ay tutulmalarıyla ilgili eski kayıtları inceleyerek hesapladı... Dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü yavaşladı.......
Bu yavaşlamanın Milattan Önce 700 yılında belirgin biçimde başladığı tespit edildi. Bunun başlıca sorumlusu Ay'ın çekim gücü gösteriliyor.
Dahası, yeryüzünde sadece tek hücreli canlıların bulunduğu dönemde (yaklaşık 530 milyon yıl önce) ise bir günün yaklaşık 21 saat olduğu belirtildi. Bir yılın süresinin yani Dünya'nın güneşin etrafındaki turunu, aynı hızla tamamladığı anlaşıldı. Ancak günler yaklaşık 21 saatlik olduğundan, bir yıl 420 gündü.
Bilim adamları, Dünya'nın kendi ekseni etrafındaki dönüşünün yavaşlamasıyla günlerin artık 24 saati aştığını ve bunun yakın gelecekte 25 saate çıkacağını açıkladılar böylece bir yıl.351 gün olacak.
..
..
Devamı Buradan ...>>

BEN SEN OLDUM SEN DE BEN


Renk tercihi; YEŞİL olan kadınla, renk tercihi; KIRMIZI olan erkeğin uyumu yakalama konusunda terk ettikleri seçimleri ve neticede "ben sen oldum sen de ben" deyip yaratılan armoni. Renk tercihi, burada sadece ve sadece anlatılan Bunun dışında iki ayrı kişinin biriktirilmiş alışkanlıklarını sıralarsak terk edilmesi gereken ne çok tercihleri olduğu çıkar ortaya. Akış ve ying-yang dengesi. Bilinçli farkındalıklarla birlikteliklere koşmak uğrunda feda edilebilecek şeyleri bilerek kabul etmek her terk edilen şeyden mutluluk çıkarmak ne güzel.Aşkı özleyenlere iyi bir ders veriyor bizce bu klip izlemeniz tavsiye olunur..Sufi.İlk buradaizledik."Gizli nefes"e teşekkür ederiz.
Devamı Buradan ...>>

29 Mart 2008 Cumartesi

BİRİKTİRİLMİŞ TÜYLERİM KANAT OLDU


Bu gün aralayıp kendimi, kendime dışardan baktım. Yüzleşmelerimden kaçmayıp ben bende sürdürürken yaşamımı sorunları ertelemeden, başkalarında aramadan suç ve hataları
kendimi kendime akort edip affettim kendimi. Rulosundan yeni çözülmüş dünya haritası gibiyim şimdi. Günlerin sürükleyiciliğinde emanet edilen yaşamdı, bu etten elbisemdeki. Felsefem: bir nevi saman çöpü oluştu ırmakta sürüklenip giden. Pişmişliğim acıların etimden et, kanımdan kan çekmesindendi.......
Sac üstünde kavrulmuştum, çiğnenmiştim, öğütülmüştüm belki de çeşitli enzimlerle. Lime lime olmuş bu elbisem her gün yeniden yamanıp eski haline getirilmeye çalışılsa da yamalar bazen uymuş bazen sırıtmıştı elbisenin gerçek yüzünde. Kendimce nostaljik takılarım olmuştu bunlar.
Acılardan ve hatalardan yamalı bohça olan benliğime birileri gelip de kendi acılarından harf harf söz ettiğinde, elbiselerinin kumaşı “değil yama” iplik çekiği gibi bile görünmezdi bana . Benimki yanmaksa onlarınki sanki tütsülenme dağlanma.
Bu biriktirilmiş pişmişlikle kim bilir ne gönüller kırdım ne vurdumduymaz göründüm acılı çileli insanlara bilinmez. Ama ben yine bugün beni affettim.

Şu anda deniz üstünde yüzdürülen gemideyim, köpükler içinde giden.9 EYLÜL gemisi Konak’tan Karşıyaka’ya süzülmekte. Geçmişe yol alıyorum sanki. Çilenin yani yamaların kıyısına. Kimine bal, bana zehir olan kıyıya, Karşıyaka’ya…
Bir mahcup ve hüzünlü görünüyor bu kıyı bana. Üzülüyorum ama yine de koşa koşa gidemiyorum oraya. Sanki bana yapılan hatalardan o sorumlu gibi… Sanki hayatımın içinden geçen bir bölümde, her köşesinde kalan anıların acısı dimdik bulundukları yerden bana el sallarken o kıyıyı sevmek günahmış gibi. Tek umudum yoluma her gün gökyüzünden salınarak düşen kuş tüyleri.2 yıl boyunca sanki görünmez bir göz benim evden çıkışımı bekliyor, görünmez elinden kuş tüyünü bırakıveriyor hemen üstümden. Beyazlığına, büyüklüğüne küçüklüğüne hatta alacalı ve çift renkli oluşuna göre o günümün nasıl geçeceğine dair yorum yapıyorum kendi kendime ve İzmir’e giden 8.05 vapuruna yürüyorum koşar adımlarla.
Her gün KUŞ tüylerimi biriktiriyorum. Artık kitaplarımın arasında çekmecelerimde ceplerimde her yerde sanki içime kendi yumuşak ılık okşayan imajlarını dolduruyorlar. Zaman içinde biriken tüylerin kanatlarım olup beni karşı kıyıya taşıyacağını nereden bilebilirdim o zamanlar. Bir gün güvercin kumru ya da diğer haberci kuşlarımın tüylerinin bu hikâyesini bir arkadaşıma anlattığımda “Hadi canım, yani şimdi önüme bir kuşkanadı da düşse onu da alacak mıyım?” Demişti de yüz adım geçmeden önünde bir kanat bulunca ürküp almak zorunda kalmıştı onu yerden. Kanattan mı ürkmüştü benden mi bilemem ama o kanadı yıllarca o da sakladı biliyorum.
Harfler birleşir, kelime olur. Kelimeler birleşir söz olur, çoğalır, yayılır. İnsan dağarcığında ne çok harf kelime varsa ona göre yazar konuşur. Ya yoksa azsa boşsa dağarcık, bu demektir ki yaşanılmışlık harfleri noksandır. Senden seni alıp götüren yıllar değildir bu cepheden baktığında seni sana veren, seni sen yapan tezgâhtır bu acı yaşanılmışlıklar. Sana uçman için kanat olan biriktirilmiş tüyler gibi, biriktirilmiş kelimeler de senin hayatın ortasındaki DURUŞ’unu uçuşunu belirler. Sevgiyle açın kanatlarınızı ve bırakın rüzgârın tatlı esintisine kendinizi aşkla süzülün karşı kıyılara.Dilek.
..
..
Devamı Buradan ...>>

KAFES/birazda TİYATRO














“İnsanlar dünyayı değiştirebilirler mi? Yoksa kendilerini kapattıkları kafeslerinde yaşamın şartlarına ve getirdiklerine boyun eğmek mi zorundalar?" Başkaldırılar olmadan kederlerin, can sıkıntılarının, hüzünlerin üstesinden gelmek ne kadar mümkün olabilir sizce?Yoksa haince yapılan sessiz savaş daha mı iyi sonuç verir?
Bu akşam Konak/izmir Devlet Tiyatrosunda oyunu izleme şansına sahip olduk çok şükür.Bir lastik gibi çekilip gerildik ve bırakıldık.Toplumun acı gerçekleriyle yüzleşmek ne kadar yüreğimizi burksa da tüm oyuncuları ayakta alkışladık.Rejisör:Barış eren'i ,CHİARA:Ceyhan Gölçek'i ve tüm ekip arkadaşlarını yürekten kutlarız. İnsan; bir kurban mıdır, yoksa toplumun, insanlığın değişmesinde, ilerlemesinde küçük de olsa kendine düşen rolü oynayan bir birey midir? İzleyip kararı siz verin lütfen.Tüm İzmir'lilere tavsiye ederiz.
Devamı Buradan ...>>

28 Mart 2008 Cuma

ÖZ BENLİĞE YÖNELMİŞ KESKİN ve DERİN BAKIŞ:İNSAN


Hayat masasında kendime otopsi yapan kendim, derin bir çizik atıyor bağrımın tam ortasına, acı duyuyor gibiyim, hissettirmemeye çalışıyorum kendime. Acımasızca çıkarıyorum cansız olduğunu düşündüğüm bedenimden iç organlarımdan bir kaçını. Bunu neden yaptığımı bilmiyorum. Yüz yıllar öncesinden kalan bir mirasmışçasına olgunluk ve huşu içersinde, ibadet edercesine yapıyorum işimi. Kendimden kendime bir ses işitiyorum sanki toprağın derinliklerinden çıkan tohum misali. Kendim için yapıyorum bunu diyorum, her şeyin daha iyi olması için. Acı hissedenin ruhum olduğunu anlıyorum aslında. Keskin bir bakış atmadığımı anlıyorum (Gerçek şu ki insan, öz benliği üzerine yönelmiş keskin ve derin bir bakıştır; “Kıyamet suresi: 14 “ Bedenimin içinde yatıyormuş gibi görünen ama onunla bir olan bana, bu keskin bakış.
İçimde boşluk oluşuyor bir anda anlıyorum ki artık içimde bir şey kalmamış. Sıra seni sen yapacak olanda diyor sessiz sözsüz konuşan gizemli ses. Gözlerimin karanlıkta kaldığını hissediyorum, dilimde yok fikrim de. Güzel bir duygu kaplıyor içimi üstüme örtülen örtüden midir nedir bilmem? Her şey tamam.
“ Artık dirilme zamanı kendimi yeniden yapacağım” diyor kendim,” içine BEN gireceğim.”
Devamı Buradan ...>>

27 Mart 2008 Perşembe

EŞEK ve KÜÇÜK KÖPEK/La FONTAİNE'den hikaye


-1-
Yaradılış zorlanmaya gelmez.
Zorladın mı yaptığın güzel olmaz.
İriyarı,kaba saba bir adamsan,
Çıtkırıldım görünmenin manası var mı?
Herkese incelik vermemiş Yaradan.
Kimi insan doğuştan güzel, alımlı;
Onlar gibi olmaya kalkmamalı.
Yoksa, ne yapsan tökezlersin;......

Masaldaki eşeğe benzersin.
Hani o, beni sevsinler diye
Efendisini okşamaya kalkan eşeğe,
-Ne demek? demiş eşek kendi kendine;
Şu minnacık köpeğin değeri ne?
Neden o bayların bayanların
Kucaklarında oturuyor da
Ben zavallı,hep yük altındayım
Boyna da sopa yiyorum sırtıma
Nedir sanki bu köpeğin marifeti
Susta durup ayağını uzattı mı
Kucaklayıp öpüyorlar suratını.
Buysa bütün istedikleri,kolay;
Ben de yapar,okşatırım kendimi.
Eşek pek sevinmiş bu aklı bulduğuna
Ve efendisinin keyifli bir zamanında
Zor bela kaldırıp ayağını
En candan eşek cilvesiyle
Sokmuş adamın çenesine.
"Ya! Nasıl!" der gibi de anırmış
O mübarek,o şahane sesiyle.
-Çüüüş! demiş sahibi şaşırarak;
Ne çene bıraktı bende, ne kulak.
Gelsin sopa,demiş;Sopa gelmiş
Eşeğin ayağı değmiş suya.
Böyle de bitmiş komedya.

-2-

Eşeğin biri aslan postu giymiş,
Millet evinden çıkamaz olmuş.
Eşek hep o eşek,
Ama gören korkudan ölecek.
Bir gün aksilik etmiş kulakları,
Uçları çıkıvermiş posttan dışarı.
Açıkgözün biri görmüş,
Eşeğin şakası sona ermiş;
Vurmuş sopayı beline,
Sürmüş aslanı değirmene.
Şaşırakalmış görenler,
Aslanı eşek etti sanmışlar.

"Ülkemizde çok böyle aslan
Nice babayiğitlerimize
bu masal biçilmiş kaftan
Posta kanarsak YUF bize!"
..

Devamı Buradan ...>>

KOÇ BURCU


21 Mart/21 Nisan arasında doğan Sevgili KOÇ burcu insanı
Sizler “Ağaçların çiçeklenme döneminde dünyaya gelen kişiler olarak görkemli insanlarsınız. Kanatlarınızı burcunuzun kuşu olan aladoğanlar gibi geniş bir açıyla açıp her zaman yeni işlerin yeni projelerin, yeni düşünce akımlarının peşinde koşan usta avcılar gibisiniz. Amaaa bu ay içinizdeki karanlık yönleri fark edip değişik tecrübelerle bağımlılığınızın farkına varma dönemine girdiniz. Doğal olduğunu bildiğiniz halde bir türlü açıklayamadığınız fanatik fikirleriniz size ......

aynadaki kendi aksiniz olduğunu gösterecek. Unutmayın ve bu ay dikkatli olun neyle karşılaşırsanız karşılaşın orada sizi size anlatan bir mesaj olacak.”dağdan yansıyan ses gibi”Birisine “acımasız” derseniz, bilin ki o sizsiniz. Sevgili koç, bu ay sakın ateşle oynama ve sonra da pişman olma. İçini ürperten kandırmacalara kulak asma.
Uğur renginiz: Sarı
Kabileniz: Fırtına kartalı
Bitkiler âlemindeki totemin: Yabani hindiba
Hayvanlar âlemindeki toteminiz: Aladoğan
Uğurlu taşınız: yaldızlı opal
Aladoğan insanları taşları gibi ya durmaksızın çevrelerine ateşli bir enerji yayarlar, ya da içlerindeki ateşin parladığı zamanlarda şimşek gibi çakarlar. Tıpkı taşları gibi ufukta beliren her yeni düşünce için bir umut kaynağıdırlar. Düşünceleri hayata geçirmekte katalizör rolü oynarlar. Bu burcun insanlarının başına sık sık “kan hücum eder” Yabani hindiba çayı onlara iyi gelir. Düşünmeden bazı şeylerin içine hızla daldıkları için başlarını oraya buraya çarpabilirler. Çevrelerindeki olaylar hakkında doğru bir bakışa sahip oldukları için onları dinlemesini bilenler zarar etmezler. Onların gökyüzü ve güneşle özel bir bağlantıları vardır. Kızdıkları zamansa yaralayıcı sözleri tıpkı keskin bir pençe gibi insana acı verir. Kavrayış yetenekleriyle kendilerini ve çevrelerindekileri ruhsal bir gelişim sürecinden geçirmeyi başarabilirler. İyi bir yönetici, iyi bir idareci gizli yetenekleri yüze çıkarmada usta birer teşvikçidirler. Haydi, koç burcunun Aladoğanı naturan gereğini yap, ama yine de bu ay düşünce kontrolünü elden bırakma olur mu? Mutluluk ve başarılar dilerim. TONTİNİ
..
..
Devamı Buradan ...>>

26 Mart 2008 Çarşamba

HAZIRLIK/Kelime oyunu


Sufinin sufi olalı yaptığı şey: HAZIRLIK. Sevgiliye ulaşma yollarında geçeceği menzilleri bilip bilmeden” beden zihin ruh” üçlemindeki birleme hareketi. Hazreti İbrahim’e Allah” bir ev yap der. İçini temizle ve sana gelsinler.” Hazırla beden mekânını.
Hani sevgilinin geleceğini haber aldığınızda yapılan hazırlıklar silsilesi. Saçların kaşların tırnakların bedenin elbiselerinin çerinin çöpünün temizliğini, Mevlana’nın Şems’in geleceğini duyduğunda müjdeyi getirenlere dağıttığı bahşişlerini . Hani O raks edişini kendinden geçişini”.O geliyor o deyişini.” Bir yalana neler verdiniz diyene, bende yalan olduğunu biliyorum onun için altın verdim, sevgili gerçekten gelseydi canımı verirdim deyişini.” Hatırlayın aşkla yanan o yürekten çıkan öz deyişleri.
Gökten bir kartal geçse ve yere düşse gölgesi
Bu acaba Şems’in gölgesi midir?
Yerin altından gelirse bir su şırıltısı sesi
Bu ses Şems’in sesi midir?
Çöllerde kumda varsa kızgın bir ayak izi
Bu iz Şems’in izi midir?
İşte Mevlana’yı böyle bir aşk hazırladı Mesnevi’yi derlemeye. Mesnevi işte böyle bir aşkla hazırlanıp sunuldu biz sevgiliyi bekleyenlere.
"Dilek"
.
Devamı Buradan ...>>

ÇİÇEK VE SUYUN AŞKI



Günün birinde çiçek ile su karşılaşıp arkadaş olmuşlar. Çiçek o kadar mutlu olmuş ki, mutluluktan içi içine sığmaz hale gelmiş. Suya âşık olmuş işte. İlk kez âşık olan çiçek, etrafa o güne kadar saçtığı kokuların en güzelini saçmaya başlamış. Sonra suda çiçeğe karşı bir şeyler hissetmiş. Çiçek, suya her gün, her aklına geldikçe "Seni seviyorum demiş. Su, "Ben de seni seviyorum"…
Aradan zaman geçmiş. Çiçek hep "Seni seviyorum" demiş. Su, yine "Ben de".......

Çiçek, beklemiş, beklemiş, beklemiş... Artık öyle bir hale gelmiş ki koku saçamaz olmuş. Etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." demiş. Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." demiş
Birdenbire, hastalanmış çiçek Rengi solmuş, boynunu bükmüş. Su başında beklemiş çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine... Son çare olarak bir doktor çağırmaya karar vermiş. Doktor gelmiş ve muayene etmiş çiçeği. “Hastanın durumu ümitsiz, artık elimizden bir şey gelmez." Demiş Su, merak etmiş, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye sormuş doktora. Doktor, "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun içindir" demiş
Su anlamış artık, sevgiliye sadece "Seni seviyorum" demek yetmezmiş... Suçiçeğini sulamamış ki hiçbir zaman…
İşte benim en sevdiğim hikâye. Çiçekle suyun aşkı. Seni Seviyorum’u duymak nereye kadar yeter bir insana. Karşındaki elindeki tüm güzellikleri sunmadıkça sana ,sulayıp, büyütmedikçe seni. Emek vermedikçe, serilip serpilmene yardımcı olmadıkça neye yarar.
Dünyayı güzellik Kurtaracak… O güzelliklerin başında geliyor SEVGİ. Herkes sevse birbirini, hayatı, her su çiçeğini ya da çiçeklerini, bahçelerini sulasa elinden geldiğince, son damlasına kadar, böyle mi olur dünya? Her yerde bir savaş, bir karmaşa yaşanır mı? Kurur mu insanların içi su su olsa. Çiçek de suyuna ilham verse mesela o da kokusunu saçsa her yere böyle mutsuz olur mu insanlar. .Kendi doğurduğumuz yavrumuz kadar sevsek bütün çocukları, yaşlıları annemiz babamız gibi, kendi bahçemizdeki çiçeklere gösterdiğimiz özeni komşumuzun bahçesine de göstersek eksilir mi içimizden bir şeyler , kısalır mıyız? Neden Allahın insanlara verdiği en güzel duyguyu “sevgiyi” kullanmakta bu kadar aciziz biz insanlar…
Çok istiyorum… Güzel bahar mevsimini yaşamaya başladığımız şu günlerde çiçekler mis gibi koksun, sular gürül gürül coşsun;) Dünyamız kurtulsun…
..
..
Devamı Buradan ...>>