.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

23 Haziran 2010 Çarşamba

"ALBÜMDEKİLER" kitabı ve GÜLSEN VAROL

Gülsen VAROL un bir yazısına;
"Hiçbir duvar artık hapsedemiyorsa seni RÜZGAR olmuşsundur; ömür hapishanesinin parmaklarından güneşe doğru esen. SU olmuşsundur; önüne dikilen setleri aşan, sınır engel tanımayan.Sen: SEN olmuşsundur, daha doğrusu O...O sende, sen ONDA. ZARF değil MAZRUF olmuşsundur demek bu..."diye yorum bırakmıştım.
"ALBÜMDEKİLER"adlı kitabı ise bugün geçti elime.
Manaya geçtim...
3 nesli kucakladım...
Satırlarının girdabında "bigbang" olayını yaşayıp sanki başka boyuta uçtum.
Kâh Mihriban Sultan'ın udu kucağımdaydı, kâh Madam İlonka'nın piyanosunun sedef tuşlarına Sanem hanımın parmakları olup dokunuyordum. Kâh Arap dedenin

sandukasının kapağını yana doğru ittirip kollarını okşuyor evrene dualarımı haykırıyordum...Kâh yoğun bakımda ölüme eyvallah diyordum...
Dışarıda yağan yağmurdan evlere kaçan sivrisineklerin acımasız taarruzundan bile şikayetçi olmadan, onları kovalayacak vakti harcamadan, "kanım size armağan olsun" diyecek kadar teslim olmuştum "Albümdekiler" kitabını okurken...

Sevgili Gülsen Varol; 45 sene önce tanıdığım, T.İş Bankasındaki Sevgili Müdürüm Vedat VAROL'un kız kardeşi...Blog dünyası Esmir sayesinde bana onu buldurdu.

"Dünyaya geliş çığlığımız varsa neden?
Senden seni kıskandığımız varsa neden
Tanrım bizi yalnızlığa attın diyerek
Senden sana dert yandığımız varsa neden."


Dizelerinin yazarı Ağabeyinin kapısını çalıp odasına girdiğimde daha 18 yaşındaydım Ben. Biraz tedirgin: (nasıl karşılanacağımı bilmediğimden),
Biraz cesur:(lisede okul gazetesini çıkardığım için)
Belki biraz da şımarık, kendine güvenen:(söz söylemekten ve hakkını korumaktan korkmamam öğretildiği için.
Sene:1966
"-İş Bankasının aylık dergisini siz çıkarıyormuşsunuz.Ben de, yazılarımın bu dergide yayınlanmasını istiyorum. Onayınız olursa tabii!"diyorum kendisine;
"-Hazırda varsa bir-kaç yazını getir bakalım!" diyor yarı gülümseyen yarı ciddi haliyle...Koşarak servise gidiyorum ve daha önceden daktilo edip hazırladığım 3 yazımı 10 dakika sonra masasına bırakıyorum.Müstehzi geliyor bana o gülümsemesi...

"Gerçek aşk realist ölçülere vurulabilen aşk mıdır?" (sanki aşkı çok bilirmişim gibi)
"Düşlerde gerçekler gerçeklerde düşler." (Düşle-gerçeği ayırabilecek yaştaymışım gibi)
"Gümüş kanatlı at" yazilarımın başlıkları."

Aradan bir ay geçiyor, derginin çıkmasına 1-2 gün var, olumlu ya da olumsuz hiçbir haber yok Vedat Bey'den.Dayanamıyorum ve yeniden çalıyorum kapısını. Yine müstehzi o gülüş dudaklarında, beni hiç tanımamış gibi bakıyor yüzüme."Ben" diyor.."Bu yazılar için" diyor... tek tek konuşuyor... "Dergide: senin için " Dilekten Mektuplar" diye bir sayfa açtım, ilk yazını yarınki sayıda yayınlıyorum."

"Amaaa! bir şartım var; her ay yeni bir yazı getireceksin, tamam mı?" diyor. Titreyen bir sesle teşekkür ediyorum kendisine.Yazmaya böyle başlıyorum. Yazmak; aşk ve ibadetim oluyor sayesinde...

"Bir hırs bürümüş gözleri, her yerde talan
Hanlar mı saraylar mı kabirlerde kalan
Değmez bu hayat çalmaya sazdan başka
Hıçkırdığımız, güldüğümüz gün de yalan."


Vedat Varol'un bu dizeleriyle dize olamayan sözlerimi bitiriyorum.

ALBÜMDEKİLERi okurken ilerleyen satırlarda Rahmaninof'la örülü muhteşem bir müzik diyarında buluyorsunuz kendinizi. Zamanın acımasızlığına meydan okuyan 3 nesil kahramanlarla... Kelebek gibi notaların üzerinde uçan Gülsen'in sihirli parmaklarından esen rüzgarla dalgalanıyorsunuz... Ayağa kalkıyorsunuz Yalçın'ın AYy!diyen sesiyle...

Biraz hüzün, biraz gülümseme, dağların ve denizin kokusu gelecek burnunuza, müzik ise hep kulaklarınızda olacak. Kaçırmayın, akıcı bir dille yazılmış olan bu kitabı mutlaka okuyun derim ben... Hepinize Sevgilerimle.

Devamı Buradan ...>>

21 Haziran 2010 Pazartesi

CUMHURİYETİN BİLGE ÖĞRETMENİ İLHAN SELÇUK 'u kaybettik














Dün Cumhuriyet Gazetesindeki PENCEREnde "Anlaşılmaz bir iş" başlığı altındaki
yazında;
"Yatıra mum dikmek çok eski bir görenek; her dinde yeri var mum dikmenin. Mum oldum olası ilgi çeken bir sözcük: Sağdan da okusan , soldan da okusan bir!..Ateşe tapan insanın gönlünde yanan mumu hiçbir peygamber söndürememiş...
Ya mumun ne işi var edebiyatta?..
Eski ozanlar mum ile pervane üzerine şiir yazmaktan bıkmamışlar...
Niçin?..
Çünkü pervane, mumun çevresinden ayrılamaz, döner de döner, ölünceye değin sürer bu dönence...
Eski yüzyılların şairlerinde "gül" ile "bülbül" bir ikilemdir...Mum ile pervane ikinci ikilem...Çözülemeyen iki ikilem.İkilem zaten bağdaşmaz iki önerme arasındaki almaşıklıktır. Sözcüğün felsefi içeriği bir yana, ne mum ile pervane bağdaşır, ne de gül ile bülbül!..Aralarında bir türlü kavuşamayanların çekiminden doğan sevda sürüp gitmiştir.
Pervane neden mum alevinin çekim gücünden kurtulamıyor, yaşamı pahasına sürdürdüğü ölüm dönencesinin yörüngesinden çıkamıyor?..
Yanıt vermek güç...
Pervane mumun alevine aşık, ama, mum da alevinin ışığını ancak kendisini tüketmek pahasına sürdürebiliyor. Eriyip tükenen, sararıp solan insana "mum gibi eriyor" denir.Ama mumun ancak yandıkça eridiği unutulmasın!
............
Kimi insan bir mum gibi yaşamını bir amaca bağlıyor; sözcüklerle, tümcelerle, dizelerle uğraşıyor. İnsanlar arasında eşitlik ve adalet istiyor.Düşkünleri, yoksunları kendisine dert ediniyor...Davalarını üstleniyor...
Neden?..
Nedenini pervaneye sormalı!.."
demiştin. Ardarda dizilmiş bu ve bunun gibi diğer manidar cümlelerini okumuştum köşende.Her sabah Allah'ın adını anarak başladığım güne senin pencerenden bakarak devam ediyordum ben, ya şimdi?..Bugün sen ateşe koşan pervaneler gibi aslına ve ÖZ ışığına kavuştun...Işığın kaynağında varoldun, bizleri aydınlatmaya devam et, ışıksız bırakma bizi yine yüce kalem.Teşekkürler İlhan Selçuk, teşekkürler BİLGE ÖĞRETMEN...Güle-güle git... Seni ve sözlerini asla çıkarmayacağız gönlümüzden.

Devamı Buradan ...>>

GERÇEĞİN ELBİSESİNİ GİYİNEN YALAN

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal imiş ama, pireler berberliği öğrenmeden önce, babamın beşiği de boşmuş o zamanlar... Beşikten tıngır- mıngır sallanma sesi gelmeden önce: (Laf aramızda manalar biz gibi madde bedenliymiş o zamanlar) İşte tam o zamanlarda...

Pembe GERÇEK diye biri varmış; bir ırmak kenarında geziniyormuş,rengarenk çiçekleri okşayarak,kuşların melodilerini dinleyerekten.Irmak dere tepe çağıldayarak akıyormuş vadide kayaların arasından.Açmış kollarını GERÇEK,dönmüş kelebekler gibi bir o yana bir bu yana:"Evrenin sonsuzluğunda bulunduğum şu anda herşey mükemmel bütün ve tam" diyerekten..Sonraaaa ırmağın yeşil- mavi suları güneşin ışıklarıyla oynaşmaya sevişmeye başlamış sanki gözünde.Sihirli bir enstantane...Yavaşça elbiselerini çıkarmış GERÇEK bir kayanın üstüne bırakmış.Ayaklarıyla kırçiçeklerini incitmekten korkarak usul adımlarla ilerlemiiiş,dalmış ırmağın serin sularına...IŞIK,SU ve GERÇEK bir bütün olmuşlar içiçe.Bu dans devam ederken YALAN'ın ırmak kenarına geldiğini görememiş pembe gerçekçik.Karayalan ,taa ezelden beri kıskanırmış zaten gerçeği.Hiç çekemezmiş.YALAN,hızlıca almış gerçeğin elbiselerini,giyinmiş eynine ve çarçabuk uzaklaşmış ırmağın kenarindan.VE GERÇEK böylece çıplak kalmış.Atalarımızın
SU GİBİ GERÇEK
AYDINLIK GERÇEK
ÇIPLAK GERÇEK sözü işte taaa o zamanlardan beri söylenegelmiş dillerimizde.Onun için yalan hep gerçekmiş gibi görünmüş gözümüze ,hep kendisi gerçekmiş gibi konuşmuş bizim saf ve temiz yanımızla.Bizleri kandırmış..----Ve kandırmakta----DUR. Diyelim örtülü gezen yalana.Çıkar gerçeğin elbiselerini, örtülerini... Artık saklayamazsın bizden kendi kendini. GERÇEĞE VER ELBİSELERİNİ...

İlk yayınlanış tarihi: 10.2.2008
Resim:Daniel Manfredini

Devamı Buradan ...>>

20 Haziran 2010 Pazar

GÜYA "BABALAR GÜNÜ" BUGÜN


600 bin çocuğun ana babası okulların kapısında bekleşiyordu dün, “Acaba benimki hangi üniversiteye girecek” diye...

600 bin çocuğun ana babası televizyon başında bekleşiyordu dün, “Acaba benimki mi şehit oldu?” diye...
Güya Babalar Günü bugün...

Ekran bana bakıyor...
Ben ekrana...
Sözün bittiği yerdeyiz sanırım.
En iyisi as levhayı git...
Cenaze dolayısıyla kapalıyız.

"Yılmaz Özdil"
Devamı Buradan ...>>

19 Haziran 2010 Cumartesi

ANALAR NASIL AĞLAMASIN?

Ana olmayan ne bilsin yanan anaların yüreğini?
9 ay kanından kan canından can vererek dünyaya bir canlı mı getirdi?
Gecesini gündüzüne katarak, emek vererek, ak sütüyle mi besledi ki bilsin?
Sevgisini sevincini paylaşıp acısını kederini mi sakladı ki analığın ne menem birşey olduğunu anlasın?
Evladı gülerken gülebilen

o ağladığında içi kan ağlayan bir ana mı olmuştur ki bilsin anaların hal-i ahvalini?
Ana olmayanın yüreği nereden bilsin; gözünden sakındığı evladı cansız toprağa düştüğünde neler hissedildiğini?
Ananın kederli yüreğiyle bedeninin nasıl canlı canlı toprağa girdiğini?
NASIL BİLSİN ANA OLMAYAN hıII?
Ağlarsa ANALAR ağlar.
Siz hiç elinizin kınası kurumadan dul kaldınız mı?
Siz hiç babalar gününde babasız yetim kaldınız mı?
Siz hiç oğlunuzun albayrağa sarılı cenazesinde, çerçeveli resmini görüp"oğlumu isterim" diye haykırdınız mı?
Nereden bileceksiniz?...Nerden bileceğiz?
Oğlunuz vatan için şehit düştüğünde onun adına verilen övünç madalyasını alırken kürsüye yığılıp kalan baba "Muharrem Işık" oldunuz mu?
Oğlunu vatan uğruna şehit veren babalara sorun!
Şehit anaları Mahbure Duruduygu, Gülesin Alper, Hacer Dönmez ve Pakize Azak gibi yüzlerce anaya sorun!
Tıpkı, “Ben babamla gurur duyuyorum” diyen şehit çocuğu Halil İbrahim Koç, Sıla Erturhan, Emre Altın, Özgür Hakanoğlu, Yusuf Kale, Emre Armutçuoğlu ve Onur Can gibi yüzlerce yetime sorun!
Anaların evlatları satılık değildir, avutmaz onları vereceğin 3 kuruş şehit parası.
Ne kürt anası, ne türk anası, ne gürcü, ne kırgız... Birdir; Anaların mezhebi, dini, inancı. Ölmesin hiçbir ananın evladı..Akmasın artık gözyaşları...

Devamı Buradan ...>>

17 Haziran 2010 Perşembe

NERELERDESİNİZ ???

"Yaşam üzerine fazla geldiği zaman onu zorlama, biraz duraksa,
neler olup bittiğine anlam verme.
Mutlaka yanlış bir şey oldu ve düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda değildi ve varlığın ile buluşamadı.
Sorun yok, sadece bekle.
Güneş doğacaktır, çimler yeşerecektir, çiçekler açacaktır, rüzgar esecektir
ve yağmur yağacaktır, zorlamaya gerek yoktur,
olması gereken kendiliğinden olur!
İzlemene devam et,


şahitlik güzeldir, hem olayın dışındasındır hem de içinde,
o bir dengedir,o anlamlıdır, şahit ol, tanık ol, olan ile bütünleş,
güzellik olanlarin içinden filizlenecektir;
zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliğinden olur!..
Hayat üçbucukla dört arasındadır...

Ya üçbuçuk atarsın, ya da dört dörtlük yaşarsın..."
NEYZEN TEYFİK
...................................................................................
Diğer yandan...
Ya zamanından çok erken gelirim,
Dünyaya geldiğim gibi
Ya da zamanından geç gelirim
Seni bu yaşta sevdiğim gibi

Mutluluğa hep geç kalırım,
Hep erken giderim mutsuzluğa
Ya herşey bitmiştir çoktan
Ya hiçbir şey başlamamıştır.

Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın,
Ölüme erken sevi-ye geç
Yine geç kalmışım bağışla sevgilim
Sevi-ye on kala ölüme beş...
AZİZ NESİN
................................................................................................

Siz neresindesiniz yaşamın,
Üç buçukla dört arasında mısınız?
Yoksa geç mi kaldınız herşeye?...

Resim:Rafael Olbinski

Devamı Buradan ...>>

16 Haziran 2010 Çarşamba

BİRİ AL BİRİ BEYAZ BİR DALDA İKİ KİRAZ

Şu günlerde öz vatanı anadolu olan "mucize meyve KİRAZ" manav ve market raflarından "beni al beni ye" diye bağırıyor bizlere.Bu derece albenisi olan cazibeli hangi meyve var sizce?Yaprağı, çiçeği, sapı, çekirdeği,kökleri, zamkı, kerestesiyle; insana kendini adamış kutsal ağaçlardan biri de Kiraz ağacı bence.
Bahardan yaza geçerken yorgunluk mu hissediyorsunuz; 20 adet kiraz bir aspirinin yaptığı iyileştirme gücünü doğal yönden hallediveriyor.
Stresli misiniz? (bu ekonomik sıkıntılarda stressiz olmak ne mümkün?)

bir avuç kiraz yiyin ve kapatın gözlerinizi 10 a kadar sayın sonra... Anavatanı kuzey karadeniz; (GİRESUN)ve güney kafkasya olarak bilinen kirazımızın beyaz (yani açık sarı) olanları da EREĞLİ'de yetiştirilmekte.Kiraz M.Ö:71 yılında Romalı komutan Lucullus tarafından Roma'ya götürülmüş oradan da dünyaya yayılmıştır.Kuran'da Vakıa Suresi uğur ve mutluluk yaranına işaretle, 28. ayette der ki;"düzgün dikensiz kiraz ağacı..."
Böbrek dostu,taş dökücü,
Gut ve romatizma,
Eklem kireçlenmesi,
Damar sertliği,
Peklik giderici
Kan temizleyici, karaciğer dostu
Sivilceleri geçirici,
Yüzdeki kırışıkları önleyici,
Gözlerimizin dostu.
İdrar söktürücü,(sapları kurutulup kaynatılarak)
Ayrıca kirazda bulunan antosiyanin maddesi E ve C vitaminlerine benzer antioksidan etki yapmaktadır.

"Bir dalda iki kiraz biri al biri beyaz
eğer beni seversen mektubunu sıkça yaz"
*******
"Kiraz aldım dikmeden, Halimem dallarını bükmeden
Bir armağan ver bana, Halimem ben gurbete gitmeden"diye de türkülerimize renk katmış olan kirazın yaratıcısı olan rabbimize şükürler olsun demek bir kez daha boynumuzun borcu doğrusu. Hepinize kucak dolusu sevgilerimle.
Tontini.

Devamı Buradan ...>>

14 Haziran 2010 Pazartesi

EFSUN MELEĞİN KELEBEK KANATLARI

Efsun meleğin kelebek kanatları, elbiselerinin sırtına iki delik açmasını gerektiriyordu.Onları elbiselerinin içine sakladığında da tüyleri dökülüyor, cıscıplak kalıyordu kanatçıkları.Herşeyi denedi olmadı... İki kanat ucunu sırtında bağlattığı bile oldu. Ne çare selamlaşıp kucaklaştığı insanlar dostları da olsa, meraklı ve endişeli bakışlarına cevap yetiştirmekte hep zorlanıyordu. Sonunda "yiğidin malı meydanda gerek" deyip bu çözümü buldu, onları aşikare çıkarmaktan başka çaresi kalmamıştı. "İyi ki bir de kuyruğum yok, yoksa onu nasıl giydirip saklardım ayıplayan gözlerden!" diye de şükrediyordu Allah'ına."Bu kanatlarla bile otobüse binmekte, oturduğum koltuğa şöyle sırtımı huzurla yaslamakta, yatağımda uyumakta bunca zorluklara katlanırken; gel sen kuyruğa sahip çık!!"Olacak iş değildi... Pantalon giyemezsin,

nekadar kabarık etek giysen de arkanda bir kabarıklık, eteğe delik açsan, kuyruğa kılıf örsen, koluna çanta gibi taksan, ucuna kurdela bağlasan, değişik değişik altın pırlanta tasmalar taksan çaresiz kuyruk kuyruktu işte..."Fare sıçan deliğine sığmamış bir de kuyruğuna kabak bağlamış" derlerdi insana sonra. Bir kez daha şükretti kuyruğu olmadığına.Kuyruk sokumu kemiği vardı ama Allah'tan ki kuyruğu yoktu. Bu kanatlarla idare edecekti, haline şükredecekti... Sonra cazip bir görüntü veriyordu kanatları ona..Hele bir güneş vurmaya görsün? Arkadan önden alımlı bir peri gibi hissedebiliyordu kendini o zaman."Uçmak mı dediniz?" Yok yoook, o da sadece rüyalarında uçuyordu herkes gibi. Çok denedi ama, bir-iki santim yerden havalanıp her seferinde öne doğru seyirtip, dizlerinin üzerine düşmesine engel olamamıştı bir türlü.Sonunda uçmaktan o da vazgeçti...
İlkokulda bir müsamerede sevgili Nigar öğretmeni onu "iki melek" oyununda başrolde oynatmıştı. Yaşlı meleği O, genç meleği de Simya ismindeki arkadaşı oynayacaktı. Ailesinin dükkan dükkan dolaşıp, sırtına takmak için oyuncak kanatlar aramalarına gerek kalmamıştı. Onun kanatları güneş gibi gerçekti.Simya'nın annesi ise, oyuncakçı dükkanının birinden bulmuştu rol arkadaşının pembe kanatlarını.
Oyun: 2 Perdelikti.
1. perdede 2 melek: karanlık gecede, muhteşem bir binada zengin bir ailenin yanında bir gececik geçirmek zorunda kalıyorlar. Küçük melek Simya aç açık uykuya daldığında; Efsun melek soğuk kiler odasında duvardaki oyuğu, içinde altınlar olduğu için ustaca kapatıyordu.
2. Perdede 2 melek 2.gece aynı köyün fakir bir ailesinde misafir kalıyorlar aile o kadar misafirperver ki; onlara yemek yedirip en rahat köşelerinde bembeyaz çarşaflarda yatırıyordu onları. Sabah uyandıklarında ev sahibinin ineği ahırda ölü bulunuyordu.İneğin ölüşü üzerine, küçük melek isyan ediyordu büyük meleğe; "Hayır, bu güzel insanlara bunu yapamazsın. Dün gece o kötü insanlara iyiliği yapan da sendin. Bu gece bu iyi insanlara bu kötülüğü yapan da sensin" diye feryadediyor, Efsun meleği ağlayarak tartaklıyordu. Efsun melek de ona; "sakinleş, sana gerçeği anlatacağım" diyordu,"önce sakinleş biraz."
"1:O bizi aç ve soğukta yatıran insanların duvarını onardım. Evet, çünkü delikten içeri baktığımda gördüm, içinde hazine vardı. O zalim evsahipleri altınları görüp daha zalim olmasınlar diye duvarı örüp onları gözlerden sakladım."
"2: 2. gece sen uyuduğunda eve Azrail geldi. Niye geldin?" diye sorduğumda; "Evin hanımının bu gece canını alacağım!" dedi bana. "Ne kadar dil döktüm bir bilsen! sonunda "evin hanımının canına karşılık öyleyse başka bir can isterim!" deyince Azrail, ben de çaresiz; Ahırdaki ineğin canını al öyleyse" dedim ona, " kötü mü ettim?"
Simya melek o sıra ağlayarak efsun meleğin ayaklarına kapandı... "Beni affet seni suçladığım için. Demek ki her yaptığının bir hikmeti varmış, her yaşanılanda da bir hayır" dedi ve PERDE: yavaşşça kapandı...

O gece küçük ellerin ve ailelerin alkışlarından salon çınlamış ve öğretmenleri Nigar hanım ve başöğretmenleri gözyaşlarıyla onları tebrik etmişlerdi.Ne güzeldi o günler...
Aradan yıllar geçti oynadıkları oyuna benzer Hızırla Peygamber Musa'nın hikayesine rastladı kitabın birinde. İşte o an "çocukluğunda gerçekten kanatları olduğuna inanmasının, aynalara her baktığında ve arkadaşlarının ona "sen bir meleksin!" demesinin de bir nedeni olduğunu anladı."İyi ki kendimi kuyruklu hayal etmemişim" diye de Allah'ına birkez daha şükretti, bu masal da burada bittiii.
Sevgilerimle.

Resim:Maggie Taylor

Devamı Buradan ...>>

11 Haziran 2010 Cuma

ZEYTİN AĞACININ DUASI KABUL OLDU


Bu sabahın 5'inde "maden yasası" Meclisten çıktı. Çokuluslu altın avcılarının gözleri aydın...ZEYTİN AĞACININ DUASI ise kabul edildi.Maden lobisinin uzun yıllardan bu yana göz diktiği (sıvı altın)ımızı çıkardığımız, zeytin alanları (UZZK) ve üreticinin kararlı duruşu ve sizlerin dualarıyla korunmuş oldu.Zeytin ağaçları adınadır teşekkürlerim.
Ya Bergama "Kozak yaylası?"
Toroslar,Kaçkarlar, Istrancalar?
Ya Tunceli'deki Munzur yaylası?
Nice orman arazilerimizdeki efsanelere konu olmuş sayısız Doğanın yeşil ziyneti ağaçlarımız?
Dilerim madenciler aramalarını yapacakları ormanlık alanlardaki ağaçlarımızı kökten kesip yoketmezler de kökleriyle başka mekanlarda yaşamalarına olanak sağlama konusunda hassas davranırlar.Sevgilerimle.

Resim:Vincent Van Gogh
Devamı Buradan ...>>