ZENGİN BİR ADAM DEDİ Kİ: VERMEKTEN SÖZ ET - SUFİ SAJA

.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

28 Ocak 2010 Perşembe

ZENGİN BİR ADAM DEDİ Kİ: VERMEKTEN SÖZ ET

Sonra zengin bir adam dedi ki, bize Vermekten Söz Et.
Ve o yanıtladı: Malınızdan mülkünüzden verirken pek fazla bir şey
vermiş sayılmazsınız.
Gerçekten vermek kendinden vermektir.
Çünkü mal mülk, bir gün ihtiyaç olur endişesiyle alıkoyup sakladığınız
şeylerden başka bir şey değilmidir?
Ve yarın, yarın ne getirir, kutsal kente giden hacıların peşine
düşmüşken, iz tutmaz kumlara kemikler gömen aşırı tedbirli köpeğe?
Yokluk korkusu yoksunluğun bizzat kendisi değil midir?
Kuyunuz suyla doluyken susuz kalmaktan korkmak, asıl giderilemez
susuzluk değil midir?....


Çok şeye sahip olup çok azını verenler vardır- bunu şan olsun diye
yaparlar ve bu gizli arzu hediyelerini yoz eder (yararsız kılar).
Bir de aza sahip olup hepsini verenler vardır.
Bunlar yaşama ve yaşamın cömertçe verilmiş bir ödül olduğuna
inananlardır ve onların sandığı hiç boş kalmaz.
Sevinçle verenler vardır ve o sevinç onların ödülüdür.
Ve acıyla verenler vardır ve o acı onları arındırır.
Ve veren ve verirken acıyı bilmeyen, sevinç aramayan, faziletli olmayı
düşünmeden verenler vardır;
Şu vadideki mersin ağacının kokusunu havaya saçması gibi verirler.
Tanrı böylelerinin elleri aracılığıyla konuşur ve onların gözlerinden
dünyaya gülümser.
İstenince vermek iyidir fakat istenmeden, ihtiyacı anlayıp da vermek
daha iyidir
Ve eli açık olanlar için, alacak olanı aramak vermekten daha büyük bir
sevinçtir.
Sanki alıkoyabileceğiniz bir şey var mı?
Tüm sahip olduklarınız bir gün verilecek;
Öyleyse şimdiden verin de, size ait olsun verme mevsimi
mirasçılarınıza kalmasın.
"Veririm ama sadece hak edenlere" dersiniz sık sık.
Ne meyve bahçenizdeki ağaçlar böyle der, ne de çayırlarınızdaki sürüler.
Onlar, saklandığında çürüyecek olanı, yaşayabilsin diye verirler.
Günler ve geceler bahşedilmeye değer bulunmuş olan, sizin
vereceklerinizi almaya da layıktır kuşkusuz.
Ve hayat ummanından içmeyi hak etmiş olan, sizin küçük derenizden
tasını doldurmayı da hak eder.
HALİL CİBRAN

18 yorum:

guguk kuşu dedi ki...

Ah be sufim, bu Cibran beni hep alıp götürür, bu anlayış, bu yürek nasıl bir zeka ile harmanlanmış.
ne güzel söylemiş, düşünmeden vermek, mersin ağacının kokusunu salıvermesi gibi. bin kere okusam sıkılmam.
elimzdekilerin hepsinin bizim olduğu ve bunu kesinlikle hakkettiğimizi sanma yanılgısındayız. oysa elmdekilerin bir kısmı, gerçek sahiplerine verilmek üzere emanet sadece. e öyleyse niye sahibine değilde bana verildiki? böyle olmasaydı neyle imtihan olacaktık. sınav soruları önceden verilerek imtihan olur mu hiç. şu soğuk günlerde düşünmek lazım, dışarıda paltosuz, btsuz nice insan var, dolaplarımızı bir açıp baksak acaba onların paltoları ve botları bizim dolalarda olmasın:D
canım sufim, günün güzel olsun.

đerkenαя dedi ki...

Esselamü aleyküm ve rahmetullah..
Yazı çok güzeldi emeğinize sağlık. Bazen inanamıyorum kendime, bi ihtiyaç sahibini gördüğüm zaman vermek istiyorum ama neden en güzelini en iyisini kendime saklama arzusu, yada kullanmadığım bidaha dolaptan bile çıkmayacak olan elbisemi vermekten niye bu kadar çekiniyorum, yoksa bunun adı kıskançlık, bencillikmi..
Vermek, çok veya az değil, Tamamen saf bir kalp ve halis bir niyetle yapılan amellerdir. Mevla içimize VERME isteği versin ve bizi Canla bağışlayanlardan eylesin..
Sevgi ve saygılarımla..

beenmaya dedi ki...

okuyacağım sıradaki kitabımın cibran'ın "ermiş" olduğunu düşününce güzel bir tesadüf oldu burada bir hikayesiyle karşılaşmak...

funda dedi ki...

ben de okumak isterim bir yere kaydedeyim ki bu güzel öykülerden daha fazla istifade edebileyim :)
ellerine sağlık :)

Elvan dedi ki...

Ne güzel bir paylaşım olmuş bu, buradaki bilgi paylaşımı da aslında bir nevi vermek değilmi...

eserce dedi ki...

Sadece bu bölümü okumak bile insanı düşüncelere sevk ediyor , inşallah bu kitabı okumak için kendime zamn yaratabilirim

aysema dedi ki...

Paylaşım için teşekkürler.

alizafersapci dedi ki...

Güzeldi, teşekkürler.

Onuncu Köyün Adamı dedi ki...

Birini tanıdım, öyle hak etmeyen birini övüyorduki şok oluyordum, zira aldatıldığı halde aşağılandığı halde övüyordu. Beyaz eşyanın en iyisinin alınması, 5yıldızlı otellerde ve tattil köylerinde kalınması vermekdi onun için, oysa verdiği herşey malındandı adamın..yürekten değil, samimi gerçek sevgiden değil, hem malından kacandığı dünyalıktan, zira kazandığı bir karakteri yoktu adamın, ve alanın ölçüleri yanlıştı.

Her zaman olduğu gibi bu yazınızda çok anlamlıydı..

Hacivat dedi ki...

İnsan neyi verdiğine değil verirken neyi satın aldığına dikkat etmelidir.

Bu konuda : 9/111-112

Hüseyin Soykök dedi ki...

Öykü güzeldi fakat,
Ben farklı bir yorum getirmek istiyorum...
Eğer vermekten kasıt maddi unsurlar ise Ben vermeyi yada insanların ellerindekini vermeye zorlanmasını/ikna edilmesini doğru bulmuyorum...

Sebeb..Halil Cibran öyküsünde, bir tür sosyal düzen kurabilmek için maddi şeylerin değersizliğinden, birgün nasılsa verileceğinden..dolayısıyla; Vermenin doğallığında falan bahsederken.. Maddiyatın maneviyattan daha değerli olduğuna bizleri ikna etmeye çalışıyor. Fakat, bu ikna gayreti dahi maddi unsurlara bağlı haris insanları bıyık altından güldürmeye yetipte artar bile..
Çünkü, Eğer ellerindeki gerçekten değersiz ise bu talep niye diye soracaklardır böylece sizin tüm ikna çabanız hoş bir seda olarak kalacaktır..?
Ayrıca haksızda sayılmaz..Zira; hiçbir manevi değer yaşayan bir canlı için bir lokma ekmeğin yerini tutamaz..
Bence onun yerine elinde olmayan insanların nasıl kazanacaklarını gösteren bir sistem (ki kimsenin merhametine ihtiyaç duymadan onuru ile yaşabilsinler) insanlara daha yardımcı olur...
Çalışamayacak ve bakıma muhtaç insanlar içinse bir devlet kurumu görevlendirilip toplumun ortak ödediği vergilerden bakımları yapılabilir..
böylece kimse kimsenin merhametine, keyfiyetine vs..muhtaç olmaz..

Ancak bu eleştiri Halil Cibran gibi bir üstadın öyküsünün değerini de azaltmaz...
Saygılarımla

:))

öykü dedi ki...

Vermek cok guzel
Verdıkce huzur buluyor büyüyor ınsan..

JİVAGO dedi ki...

Verebilmek,paylaşabilmek her şeyi..
İçten ve gönülden elbette..insanca
incitmeden..kırmadan.........
Yine çok güzeldi.
Saygılarımla,

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

Vermek çok güzel, yada daha yumuşak deyimle paylaşmak.
Öyle ki! "Zaten benim değil senin de hakkın var" benimsendiğinde alıcının da boynunu bükmek yerine daha dik olabileceğini bilmektir.
Öykü çok güzel, paylaşımın için çok teşekkürler. Ve bu öykü, vermek, paylaşmak o kadar geride kaldı ki! Şimdilerde "ben" "bizim"
çok ön planda. Verenler, verme duygusunu reklam amacı güdenler. Zaten hakkı olanı "sadaka" adı altında bile kabul etmeye mecbur olanlar. İşte bu günümüz.
Halil Cibran taaa o günlerden bugüne seslenmiş, keşke duyulabilse
Sevgiler...

LODOSCU dedi ki...

Bana ait değildir, verdim dediğim.
Emanet olanı iletmektir yapılan, Yaradana hizmet etmektir...

Ama verileni, benim vermediğimi bildiğim halde yine de huzurla hatta minnetle dolar yüreğim. Sonra duyduğum huzur ve minnetin hemen ardından endişelendiğim olur..Yoksa veren elin bana ait olduğunu mu düşündüm derim.

Cibran'ın mersin ağacındaki kendiliğindenliği kazanmak mümkün mü dersiniz?

Arzu Breda dedi ki...

Canımın içi Tontinim;

Şimdi okuduğum yazının ana fikri, "vermek" olduğuna göre; Bu vermenin şekli nasıl olmalı?
Benim aklıma takılan soru bu..

Vermek, her zaman almaktan değerlidir. mealinde bir sözümüz var. Bu söz üzerinden gidildiğinde, bu söz Hüseyin Soykök'ün dediği gibi anlaşılsa bence de daha iyi olur.
Halil Cibran'ın bu sözlerinin değerini anlayabilmek için, Hz. Muhammed'in yaşadığı döneme gitmek gerekir.
O dönemden sonra, yavaş yavaş bu anlayıştan vazgeçilmiş ve şahsi biriktirme dönemi başlamıştır.

Bu nedenle, ben de Hüseyin'in fikrini destekliyorum. Günümüz dünyasının gerçekleri açısından.
Ancak, olması gerekenin de, Halil Cibran'ın bu yazıda anlattığı gibi olsa, dünyamız daha güzel olur elbette.

Canım Tontinim, şahsında Halil Cibran'a teşekkürümüzle beraber, Allah'ın rahmeti üzerine olsun dileklerimi ve bu yazıyı bulunduğu yerden çıkararak, bizlerle paylaştığın için de sana çok teşekkür ediyorum.

Sevgilerimle..

sufi dedi ki...

Sevgili guguk kuşu;
Derkenar;
Beenmaya;
Funda;
Elvan;
Eserce;
Aysema;
Alizafersapci;
Onuncu köyün adamı;
Hacivat;
Hüseyin soykök;
Öykü;
Jivago;
Yaşamın Kıyısında;
Lodoscu;
Arzu Breda;

Dostlarım Tüm yorumlarınız bana ilham oldu ve "mersin ağacının kokusunu saçması gibi" yazısını yazdım.Hepinizin de anladığı gibi Halil Cibran'ın maldan mülkten değil de maneviyattan vermekten bahsetme konusunu kendi dilimce açmaya çalıştım.Yorumlarınıza cevabım ana sayfadadır. Hepinize kucak dolusu sevgilerimle.

haykırış dedi ki...

Sayın büyüğüm Sufi,
Yazınız, yaşamın bir sınav olduğunu hatırlattı ve düşününcede hiçte başarılı olmadığımız çıkıyor ortaya çünkü keseri hep kendimize doğru yontmuşuz oysa bu dünyadan göçerken 3 metre bezi bulamayanlarımız var.
Harika bir yazı. Elleriniz dert görmesin ışıklandırdınız bizi.
Saygılarımla