
Küçük bir kasabanın dört ayrı mahallesi varmış.
Birinci mahallede "Evet ama"lar yaşıyormuş."Evet ama"lar her zaman ne yapılması gerektiğini bildiklerini düşünürlermiş.
Yapma zamanı geldiğinde ise "Evet ama"diye yanıtlarlarmış.Yanıtları hep yanlış olurmuş.Suçu başkalarına atmakta da ustalarmış.
İkinci mahallede "yapıcam"lar yaşarmış.Ne yapacaklarını bilirlermiş.Kendilerini yapacakları şeye adım adım hazırlarlarmış ama yapacakları sırada şanslarını kaçırdıklarının farkına varırlarmış.Bu mahalle insanlarının dizleri dövülmekten yara bere içindeymiş.Yaşamı ertelemek için verdikleri kararı bile ertelerlermiş.....
Üçüncü mahallede yaşayan "Keşke"cilerin yaşamı algılama güçleri mükemmelmiş.Neyin yapılması gerektiğini her zaman en doğru biçimde bilirlermiş ama...Maalesef her şey olup bittikten sonra "keşke"cilerin de başları hep kanarmış, duvarlara vurmaktan!
Kasabanın en yeşil bölgesinde,en güzel evlerin olduğu mahallede ise"İyi ki yaptım"lar otururmuş."Keşke"ciler bu mahallede yürüyüşe çıkar çevreye hayranlıkla bakarlarmış."Yapıcam"lar "Keşke"cilerle birlikte bu mahallede yürüyüşe çıkmak ister ama bir türlü fırsat bulamazlarmış."Evet ama"lar ise, mahallenin güzelliğini görmek yerine, ağaçların gölgelerinin yeterince geniş olmadığından, güneşin daha erken saatte doğması gerektiğinden şikayet ederlermiş.
"İyi ki yaptım" mahallesindeki insanların kusuru da beyinlerinde mazeret üretme merkezlerinin olmayışıymış.bu yüzden yaşadıkları ortam her zaman güzel,düzenli ve huzurluymuş.
Bu ay hep birlikte "İyi ki yaptım" mahallesine taşınmaya ne dersiniz?
Bütün Dünya'dan.
Sufi saja bakışı;
"iyi ki yaptım"cılar yaşadıkları her ne olursa olsun o olaydan hikmet çıkarmayı bilen pozitif insanlar bizce.Ya siz hangi mahalledensiniz acaba?....
Devamı Buradan ...>>
14 Temmuz 2008 Pazartesi
MAHALLELER
Gönderen
sufi
zaman:
14:53
0
yorum
Etiketler: HİKAYELER, SAJA BAKIŞI
EN İYİ ARKADAŞIM

Ortaokul çağlarındaydım. Bir gün kardeşimin bana hınzır hınzır sokulup sessizce, anneme çaktırmadan;
“ Abla gel bak burda ne var” dediğini hatırlıyorum.
Bir işler karıştırdığının hemen farkına vararak yanına gittim. Aman tanrım o nasıl bir güzellik, masumiyet, şirinlik…Adına ne demek isterseniz artık.
Minicik bir kedi yavrusu. Hayatımda gördüğüm en sevimli suratlardan biriydi. Siyah, sarı, beyaz, kahverengi tüyleri , minicik suratına nazaran kocaman kulakları ve içime işleyen masum bakışı…
Evde kalması için anneme 2 gün yalvardıktan sonra nihayet odamızda, kapının arkasında, minicik sepetinde yerini aldı BONCUK’umuz. Buğulu mavi gözleriyle teşekkür eder gibi baktı bize hep. Yıkadık onu üzerindeki yüzlerce pireyi temizledik, alladık, pulladık. Bizimle beraber büyüdü. Beraber oyunlar oynadık. Sonra bir yavru daha katıldı ailemize birden 6 kişi oluverdik. Dışarıya çıkmak stemediğimi, onlarla oynamak için okuldan koşa koşa geldiğimi dün gibi hatırlıyorum. Yumaklara takılmış küçük pembe patilerinin ne kadar güzel olduğunu, birinin ağzının tam üzerindeki siyah benini. Onları izlemeyi nasıl özlüyorum Allahım…....
Çocukluğumun en güzel hatıraları o hayvancıklarla dolu işte. Ne kadar şanslıymışız. İyiki annem izin vermiş onları evlat edinmemize.İçimdeki sevgi için, güzel hatıraları için teşekkür ediyorum o minik, güzel varlıklara.
Şimdi minik oğluma güzel ve en önemlisi sevgi dolu bir gelecek sunmaya hazırlarken kendimi, işte ilk aklıma gelenlerden oldu güzel kedilerim. Biliyorum ki hayvan sevgisiyle büyüyen o minicik yürekler büyüdüklerinde daha bir vicdan sahibi oluyorlar. İnsanları daha bir farklı seviyorlar, sorumluluk duygularının çok daha fazla geliştiği ise kaçınılmayacak bir gerçek.
Korkmadan özgürce hayvan dostlarımızla haşır neşir edelim çocuklarımızı bence. Sağlıkları açısından bir sorun yoksa tabii. Daha duyarlı, paylaşımcı çocuklar için onlara hayvanları sevmeyi, korumayı öğretelim. Ben her çocuğun hayvanları sevmesi gerektiğine inanıyorum. Bu güzel duygudan mahrum kalmasınlar istiyorum.
Şimdiden oğlumun parklarda, bahçelerde minik dostlarıyla oynadığını, onlara bakıp beslediğini, okşadığını koruyup kolladığını hayal eder oldum bile.Tüm hayvan dostlarına sevgiyle…....
Devamı Buradan ...>>
Gönderen
sufi
zaman:
13:35
0
yorum
Etiketler: ELA'dan mektup
12 Temmuz 2008 Cumartesi
İÇİMİZDE YAŞAYAN GEÇMİŞ
Tüm biriktirilmiş geçmişimiz şu an içimizde yaşamakta.
Eski BENlerimiz hatalarıyla günahlarıyla volta atmakta.
Biz bizmiyiz, yoksa eklenip kenetlendi mi bize mazi?
Başa mı döndük, yoksa tükendik mi geçen zamanda?
Dilek
Devamı Buradan ...>>
Gönderen
sufi
zaman:
11:48
3
yorum
Etiketler: DİLEK'ten mektuplar...
MUTLAKA İZLEMEYE ÇALIŞIN

Yetenekli ve karizmatik İrlandalı gitarist ile genç ve güzel çellist New York'taki Washington Square'de karşılaşırlar, ancak bu sıradan bir gece değildir. Büyülü anlar yaşayan ikili bir süre birbirlerinden ayrı düşeceklerdir. Ancak onları ufak bir çocuk bir araya getirecektir: Küçük bir yetim olan August Rush sokaklarda kendi müziğini yapmakta ve sihirli bir güç tarafından korunmaktadır. Küçük August yeteneğini giderek herkese kanıtlamaktadır.
Devamı Buradan ...>>
10 Temmuz 2008 Perşembe
BEN BİR SAMAN ÇÖPÜYÜM

Ben bir saman çöpüyüm ırmak üstünde denize giden
Irmak gürüldeyerek denize koşarken,
Sanıyordum ki gidiyorum BEN.
Mevlana'nın bir hikayesinde atın sidiğindeki çöpün üstünde seyahat eden ahmak sinek gibi kendimi uçsuz bucaksız denizde gemisinin kaptanı zanneden ben;
Sidiğin;Deniz,
Bindiğim çöpün; Gemi,
Bu geminin kaptanı da olmadığım gerçeğini öğrendim çok şükür vakit çok geç olmadan.
Öğrendim HİÇ olduğumu.Bektaşinin;
"-Allah yok diyeceğim ama, hiç benim dediğim olmuyor."Dediği gibi.....
Küçüktüm ufacıktım denizi fotoğraflarda görsem-ki o zamanlar okul kitaplarında bile çok az fotoğraf bulunurdu-hazırlanırdım girmek için serin sularına.
Yakınımda gördüğümde ise, kucaklardım maviliklerini alkışlarım ve çığlıklarımla.
Ya şimdi: Anlattılar tasavvufta ırmağın ne,denizin ne olduğunu...
Giderim denizle-karanın birleştiği yere her yaz başı,
Suları tutar,okşarım okurum dualarımı.
2 oğlumla 1 gelinim eğitmen dalgıç .
"Rabbim koru benimkilerle birlikte, tüm dünya çocuklarını."
Çocuklarım daldırdı bir gün birgün daha o denizin gizemli sularına bu bedenimi.
Vazgeçtim boş-boş yüzmelerden bundan böyle.Seyretmelerle, daha derine gidebilme fantezilerimle yetindim.
Bir gün yürüdüğüm bu yolda aktığım, çağladığım sularımı dağdan tepeden aşırabildiğimde varacağım düzlükte; Sularımı emanet ettim denizin sularına, adımı unuttum, ben onda yok oldum Onda belki de VAR oldum diyeceğim belki de.
Sevgilerimle.....
Devamı Buradan ...>>
Gönderen
sufi
zaman:
18:53
3
yorum
Etiketler: DİLEK'ten mektuplar...
8 Temmuz 2008 Salı
ANLATILAMAYAN

Sayılı zaman çabuk geçer derler. Saya sayaa 9 ayı devirdik hep beraber. Hatta üzerine 2 ay bile ekledik. Nasılda çabuk geçmiş zaman meğer. Son aya girdiğimiz zamanları hatırlıyorum şimdi. Hep beraber bir işaret bekledik durduk günlerce. Bütün gözler üzerimdeydi, acaba bugün mü diye uyanıyordum her sabaha. Uykusuz geçen akşamlar, uykulu gündüzler… hiç bitmeyecek gibi gelen haftalar, günler, saatler…
Bütün bu zaman içinde verilen emek, harcanan zaman, sabırsızlık, merak, sıkıntı ve özlem …
Hepsine değiyormuş. Sonunda gelecek olana, beklenene herşey helalmiş, dünyalara bedelmiş.
O geçmek bilmeyen ama çabuk geçen:) bekleme dönemini atlatalı 2 ay oldu şimdi. Sular seller gibi geçen 2 ay. Berrak masmavi sularda milyonlarca yunusla yüzmek, şarkı söylemek, nergis koklamak, sevmek gibi sevilmek gibi güzel 2 ay....... Lale devri…
Nasıl güzelliklere şahit oluyoruz yaşayanlar bilir ancak. Nasıl anlatılır ki verdiği mutluluk.
Sabahları beni görünce yanaklarda bir anda beliriveren gamzeler, babasına aşkla bakan gözler, biraz fazla ağlayınca çekilen içler, uyku arasında cak cuk çekilen emzik, sürekli sallanan tutulmaya çalışılan bir kafa, ağlamadan hemen önce büzülen bir çene, suya girdiğinde 9 aylık macerasını hatırlarcasına gülen, bakmaya doyulmayan gözler, sırtına vurunca çıkan, mutluluk veren o ses:) canı yanınca o küçücük boyuyla zıt feryadı, agukları, o sıfat…
Hangi birine şükredilmeli, hangisi hafızalara kazınmalı bilemiyorum ama bebeğimin bebekliğini özler oldum bile. Annelik böyle bir şey galiba. Şimdi bazen aksini düşündüğümüz, aslında hızla geçen acımasız zamana daha fazla dur demek istiyorum. Ege’mi hep kucağımda taşımak, agularını dinlemek istiyorum.Hep emsin ama büyümesin hep yanıbaşımda uyusun istiyorum. Ona dünyaları vermek istiyorum.
1 ay öncesine kadar ne kadar büyüdüğünü gözlerimle görüp şahit olan ben, bunun imkansız olduğunu da biliyorum. Onların yerine her anının tadını çıkararak onunla bir ömür geçirmek, herşeyin en iyisini en güzelini vermek, verdiğim bütün emekleri sevgisiyle geri almak , büyüdüğünü görmek, beraber sağlıkla, huzurla yaşamayı istemek sanırım daha mantıklı. Ama anne yüreği işte:) Alah bütün anneleri ve kuzucuklarını tabii babalarını da korusun… saygılar
....
Devamı Buradan ...>>
Gönderen
sufi
zaman:
15:56
4
yorum
Etiketler: ELA'dan mektup
HIRSIZ

Dönemin birinde hırsızlığın bir türlü önü alınamaz olmuş.Herkes şikayetçi herkes padişaha olayı çözemediği için kızıyormuş.Bir gün padişah pazarda gezerken sormuşlar .
-Padişahım neden bu hırsızlığın önünü alamıyorsunuz?. padişah
-size cevap vereceğim ama önce beni dinleyin,ey insanlar sütten bir havuz yapacağım ama sütü de siz getireceksiniz yalnız sütü herkes geceleyin getirip havuza dökecek. demiş.Havuza da doluncaya kadar da kimse bakmayacak .Herkes Kabul edip geceleri sütü getirip getirip havuza dökmüş, getirip getirip havuza dökmüş. Ve derken en sonunda havuz dolmuş.Padişah Gündüz herkes o havuzun başında toplansın demış.
Herkes toplanmış. Padişah havuzu göstermiş.
- Bakın demiş havuz su dolu çünkü hepiniz"zaten kimse bakmıyor kim anlayacak ki" diye düşünüp sadece su getirdiniz.Ve hepiniz böyle yaptınız,kimse havuza süt getirip dökmedi.Işte bu yüzden hırsızlık önlenemiyor demiş.
Birileri kötü olmaya devam ediyor olabilir gelin biz dürüstlüğümüzü koruyalım, kötülüğe ve yalanlara inat.
Devamı Buradan ...>>
6 Temmuz 2008 Pazar
4 Temmuz 2008 Cuma
SEVGİLİNİN OLMADIĞI CENNET CEHENNEMDİR

21 Mayıstan bu yana sizlere seslenemedik. Seslenişlerimizde sesimizin yansımasına kulak veremedik. Ya da sizin seslenişlerinize ayna tutamadık. Ah iletişimsizlik! Çünkü haberleşmeyi engelleyen 3 dağ arasındaki yemşeşil bir mekânda idik. Lost adası sanki. Bizi de sevgili öğretmenimiz bıraktı “ kuş uçar ama kervan geçmez” bakire mekâna. Gerekenleri öğrenip hayatımıza geçirebilmemiz uğruna. Hani bilirsiniz eski dervişler 40 gün erbaine girermişler ya biz 47 gün o erbaini yaptık bence.
Tüm sevdiklerimizden ayrıldık;1.
Tüm haberleşme olanaklarının yolları kapandı;2.
Acı haberler duyduk en çok sevdiklerimizin hastanelerde yattıklarına dair, ama gidemedik; 3.
Acı haber duyulur ya nasıl olsa. Bir de ulaşılamayan yerler gibi gözükse de alacaklılar yine de size ulaşmanın yollarını bulup kapınıza dayanır ya; bu da 4.
Gün 24 saat her an iş başında hissettik kendimizi; bu da 5.
Denizin muhteşem çırpınışları, gökyüzünün yıldızlarının yeryüzüne eğilip bizi kucaklayışları, tabiatın raks eden kokusu,kırmızı ve sarıyı içine asla kabul etmeyen yeşil ve ağacın baskın otoritesi cansız bedenimize dokunup geçti sanki. Ölü yıkayıcı yıkadı bedenimizi dönüp geldik eski mekânımıza…Dede'mizin söylediği gibi;"Sevgilinin olmadığı cennet anladık ki cehennemmiş "bize… Sevgilerimizle.
Devamı Buradan ...>>
Gönderen
sufi
zaman:
23:55
1 yorum
Etiketler: DİLEK'ten mektuplar..., SUFİ


