.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

11 Şubat 2010 Perşembe

AYNADAKİ AYNIM


Karşısına geçtim bir gün “Ben nasıl istersem öyle gözüküyorsun bana” dedim. Bazen bana yalan söylediğini bile düşündüm. Ama aslında yalan söyleyen ve söylediğini düşünende bendim. Bir sırrın vardı arkanda saklıyordun onu. Biz ise bizi bize göstermeye çalışmandan sırrını anlayamıyor ve göremiyorduk.Önünde bulunan perde camından kaynaklanan sebepten,Bazen değişiyordun ortamın dengesizliklerinde. Olsun yinede seviyordum seni, sevmesem de sevsem de benden başkası değildin sen. Var olanın dışında bir şey söylemezdin ki söylediğin ise benim söylediğim şeydi zaten. İyi de kötü de bana aitti, bakışımdaydı. Adında zaten oradan geliyordu ayın'dan aynı olandan bizim seninle aynılığımızdan .AYNA oluşundan. Seni bana gösteren sen ile seviyorum seni. Biliyorum sensin ayın'imde, seven beni.SUFİ-CEM
Devamı Buradan ...>>

10 Şubat 2010 Çarşamba

MAKAS MI İĞNE Mİ

Bir resmi yırtarken, bir elmayı,portakalı bölerken, burası benim odam, burası senin derken kendimi suçlarım çoğu kez “böldün bak parçaladın,ikilik getirdin bu mükemmel düzene” diye. "makas mı iğne mi?" sorusuyla karşılaştığımda; hep tercihimi iğneden yana kullanırım kesilmiş parçalanmışları dikip birleştirecek diye. Zeytini, fındığı, fıstığı çift çift yerim tek bedende birleşip hem-hal olsunlar diye. Tohum ekeceksem toprağa; açtığım çukura çift tohum atarım biri tutmazsa belki biri kesin tutar diye. Bu böylece sürüüüp gider yaşantımda… Saplantı işte. Yukarıdaki fotoğrafla; Umutlandım iki elin birleştirdiğinin içinden BİRin görüntüsünün yansımasını görünce.
Kuran'da Nebe suresi 8. ayette: "Sizleri çiftler olarak yarattık" diyor."İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlara gelince, Allah onlara ödüllerini tam olarak verecektir.Allah zalimleri sevmez" diyor, Âl-i İmrân suresi: 57.ayette de. Kuran'da 100 e yakın ayette birleştirici olmamız salık veriliyorken, peki elinde makasla dolaşıp bölücülük ve parçalayıcılık yapanların dinimizce hali nice ola?

Bilgilerinize arz olunur, sevgilerimle.

Resim:Uelsmann'dan alıntı.
Devamı Buradan ...>>

9 Şubat 2010 Salı

BULGURLUYA GELİN Mİ GİDİYORSUN?

Zaman zaman dökülür dilimizden kalıplaşmış cümleler; “ hayrola bulgurluya gelin mi gidiyorsun, nedir bu acelen bu telaşın neden?” diye sorgu suale çekeriz yeni yetme genç kızları. Çekeriz de, nereden gelip dilimize yerleştiğini merak edip araştırmayız. Bilmeyiz sözün doğum yeri ve söylenme nedenini. Neden oraya gelin giden böyle heyecanlı telaşlı olur, bilmeden dilimizden söz dökülüverir, sormayız hatta bilmeyiz, Bulgurlu neresi? Gün gelir deyim olur yerleşir dilimize.ağzından baklayı çıkar… Adam sarrafı… Bam telime dokunma… Dün yine dokuz doğurdum…” gibi, cümle aralarına sıkıştırıveririz o kalıplaşmış cümleleri…
İnanıyorum hepimiz muhatap olmuşuzdur “bulgurluya gelin mi gidiyorsun?”sorusuna. Bende kaynağını yeni öğrendim, paylaşayım istedim sizlerle:

Bulgurlu İstanbul’un Anadolu yakasında küçük çamlıca tepesinin (eski adı Bulgurlu tepesi)Marmara’ya bakan yamaçlarındaki bir yerleşim merkezidir.17 asırda Sultan I.Ahmet’in mürşidi Aziz Mahmut Hüdai’ ye burayı hediye ettiği onun da bu hediyeyi kabul buyurup tüm arazinin her karış toprağını köy halkına vakfettiği rivayet olunurmuş. Her yıl bahar geldi mi o mekânda şenlikler, yarışmalar düzenlenir her bir semtten kilimini çıkınını alan buraya koşarmış. Bulgurlunun 9 gece 9 gün süren düğünleri ve gelin alan kaynanaların gelinlerine kızları gibi davranmaları o zamanlar dillere destan olmuş, gel zaman git zaman dilden dile kulaktan kulağa yayılan bu söylencelerle. Kara yağız pehlivanların yetiştiği yörenin, Mahmut Hüdai’ den tasavvuf dersi almış kadir kıymet bilen bu erkekleriyle evlenip kendilerine öz evladı gibi davranacak kayınvalidelere sahip olmak, işte böylece İstanbul’daki tüm evlenme çağındaki kızların rüyası haline gelmiş. Kızlar marifetlerini sergileyip, çeyizler düzüp, eve gelen konuklara canla başla hizmet edince, bir heyecan bir telaş bürüyünce bedenlerini, yüzleri de al al kızarınca, anaları ve yaşını başını almış bacılar, “ne o kıııız, bulgurluya gelin mi gidiyon yoksa hııı? Diye imalı sözlerini sakınmadan söyleyiverirlermiş o günden bu güne.
Yoksa siz de mi bulgurluya gelin gidiyorsunuz Hıı?????

Sevgilerimle.
Resim:karl Briullov'dan alıntı

Devamı Buradan ...>>

8 Şubat 2010 Pazartesi

YILDIZLARIN SİLİNİP SÜPÜRÜLDÜĞÜ GÜN GELMEDEN

Kandillerle süslediği göğü bize örtü, yeri bize döşek yapana, yaydığı yerin üzerinde dağları sabitleyene, gökten su indirerek bize besin olsun diye yerden ürünler çıkarana şükürler olsun. Gök yarılıp, Yıldızların silinip süpürüldüğü, denizlerin fışkırtıldığı, toprağın ağırlıklarını çıkaracağı gün gelmeden, yüzler zilletle öne eğilmeden; 6 yön, 4 anasıra, gören gözlere, tat alma duyumuza, işiten kulağımıza, kokuları ayırt edebilen burnumuza, sözü sözden seçip de sevgiyle konuşan dilimize, yazan elimize, ayakuçlarımızdan başımıza dek tüm bedenimizi kaplayan aşkla dolu gönlümüzü yaratana,nefsimizi düzgün bir biçimde şekillendirene, göğsümüzü açıp genişletene şükürler olsun. Bizler çırpınarak yayılmış pervaneler gibi olmadan, dağlar renkli yünler gibi didilmeden, yüreklerimiz tokmak yemiş gibi hoplamadan, tartılarımız ağır basmadan haydi gelin hoşnutluk içinde olup bir kere daha Rabbimize şükredelim…
Bu günü dua günü ilan ettim kendi kendime, şükürler olsun bu dualarıma dua ekleyenlere, sevgilerimle.

Resim:images.comdan alıntı
Devamı Buradan ...>>

6 Şubat 2010 Cumartesi

DEYİMLERLE SAÇMALADIM/ATEŞLE BACAYI SARDIM


Ağzı var ama dili yok adam, altı kaval üstü şişhaneyken
Bakmış ki her şeyin altından çapanoğlu çıkıyor,
Ali’nin külahı veliye, veli’ninki Ali’ye giydiriliyor.
Anasından emdiği süt fitil fitil burnundan gelmiş...
Bakmış ki, malın gözü: Aba altından sopa gösteriyor
Çıkarmış aklını koymuş önüne, peynir ekmekle yemiş.
Gitmiş işkembeden atanların alınlarını karışlamaya.

Martaval atmaz, dut yemiş bülbülmüş bir zamanlar,
Aha şimdi abayı yakmış, olmuş nato kafa nato mermer.
Ar damarı çatlayanları doğduklarına bin pişman etmiş
Ayvaz kasap hep bir hesap deyince ateş bacayı sarmış
Attan alıp eşeğe bindirmiş ciğeri beş para etmezleri.
Gün olur devran döner aratmasın demiş, Gelenler gidenleri.

Böyle buyurdu Dilek yani Tontini.

saçmalamalar-1
saçmalamalar-2
saçmalamalar:3
Devamı Buradan ...>>

5 Şubat 2010 Cuma

GİRİŞ GELİŞME SONUÇ

İçinde bulunduğum halet-i ruhiye, bana bol bol hüzün dolu yazılar yazdıracak demiştim ama tam tersi çıktı. Bir türlü yazasım gelmedi ne zamandır. Zaten ben böyle tersimdir. Yorulunca uyur insanlar, ben uyuyamam mesela. Sinirleri bozulanlar, acı çekenler, hüzün denizinde boğulanlar, kendiyle uğraşanlar yemekten içmekten kesilir, ben evde ne bulursam yerim. :) Can sıkıntısı geçsin diye kendine iş yaratan insanlara da çok özenirim ayrıca çünkü ben yerimden bile kalkmak istemem. Kocası bilgisayarın başından kalkmıyor diye şikâyet eder ama o olmayınca da böyle yazamam ben. Cins miyim neyim?

Haftalardır akşam Ege yattıktan sonra izlenecek dizilerimin bitmesinin hemen ardından can sıkıntısından açıyorum bilgisayarımı. Gün içinde aklıma takılan şeyleri bulup okumam sürsün sürsün yarım saat sürsün. Sonra başlıyorum kendimi eğlendirecek bir şeyler aramaya oyun oynuyorum.:) Tam bir "zuma" hastası oldum bu arada. Bi yer var takıldımmmm, geçemiyorum. O kadar bir şey bulamıyorum ki, saçma sapan testler var ya hani; kiminle evleceksiniz, yok efendim artistlerden kime benziyorsunuz, aman kıskanç mısınız, vah vah ne zaman öleceksiniz işte onları çözmeye başlıyorum. Siz düşünün artık :)
Fakat geçen gün çözdüklerimden biri kendi içimdeki sınavları, ilerlemeyi ve kendimde geliştirdiklerimi görmemi sağladı desem. İnanır mısınız bana? Evet, hiç ummazdım ama oldu:)
Testin konusu; "Ne kadar Misafirperversiniz"? :)
Soruları hatırlamıyorum ama çıkan sonucu okuyunca "ama haksızlık buuuu!" dedim...
Misafir seviyormuşum ama kuralları ben koymalıymışım. :) Aslında "Konuksevermişim" yani misafirperverliğin modern tanımı. Öncelikle kendi rahatımmış çünkü ben rahatsam onlarda rahatlarmış. Partiden sonra bütün bulaşıkları tek başıma yıkayacak olmak cinlerimi tepeme getirip, yay gibi gerilmeme neden oluyormuş. :)) Elden gelen yerine olabileceğin en uygununu ikram ediyormuşum. Mesafeliymişim. Neymiş bu zamanda da böyle olması gerekmiyor muymuş? Bide yorum yapıyo rezile bak:))
Okuyunca eski günlerim geldi aklıma. Kahve yapmayı bile bilmez hallerim. Konuşacak bir şey bulamayan, eli ayağına dolaşan hallerim:) E o kadar olsun ama. Misafir dedin mi evden bi bahane bulup kaçan, o zaman kadar Türk kahvesi bile yapmamış, yatak, döşek sermemiş, evinde prensesler gibi salına salııınaaa gezen ben tabii ki önce kendi rahatımı düşünecektim dimi? Tam bir acemi gelin:) Ama bilmemek değil öğrenmemek ayıpmış ya öğrendim bende yılmadan, sıkılmadan. Alıştım. İçine bakmadan kahve tepsisi taşımayı, gelene ne olursa olsun mutlaka bir ikramda bulunmayı, hatta börek bile açmayı :)) Nasıl rahatım şimdi. Hep misafir bekler oldum. Birileri gelsin dua eder oldum.
Yani ben giriştim, geliştim, sonuçlandırdım:) Ama yeni çözdüğün bir test neden eskiyi gösterdi diye sormayın çünkü bende anlamadım :))
Çok değil 6 yılda bana bunları göstere göstere öğreten misafirlerime de teşekkür edeyim hemen.
Çok sağolun yaa. Sayenizde artık "konuksever" değil "misafirperverim". Yine beklerim:))
Sevgiler...ELA
Not: Sonucunda kendinizden bir şeyler bulacağınız, üzerinde düşünebileceğiniz ve doğru sayılabilen test sayısı bindeeee bir:))

Resimler: Jan Verdeen ve Denis Mauriced

Devamı Buradan ...>>

4 Şubat 2010 Perşembe

ÖZÜN ÖZE ÖZLEMİ


36–37 derece bir sıcaklık barındırıyoruz bedenimizde; kablosuz fişsiz, odunsuz kömürsüz gazsız. Neye yarar bu insanın sıcaklığı? Neyi götürür neyi getirir yaşantımıza, kaynağı nedir? Dumanlı mı, dumansız mı, kim bilebilir lütfen anlatın bana! Yoksa özün öze özlemi mi bu?Vücudumuzda mevcut 100 trilyon hücrenin biz fark etmeden faaliyetleri sırasında açığa çıkardıkları ısıdır bu… Öyle diyor bilim adamları. Peki, nasıl bir kalorifer sistemi termostatını kim ayarlıyor diye soruyorsunuz.

Bu sorunun da hazır cevabı; Troid bezlerimizin salgıladığı tiroksin molekülleri yapıyor bu işi. Peki, hangimiz fark ediyor bütün bu olanları?“Tiroksin hormonuna ihtiyaç duyulduğu anda hormonal sistemin beyni hipotalamus, hormonal sistemin orkestra şefi olan hipofiz bezine bir emir gönderir. Emri alan hipofiz bezi, tiroid bezinin harekete geçmesi gerektiğini anlar. O da hemen tiroid bezine bir emir gönderir. Emir-komuta zincirinin son halkası olan tiroid bezi de kendisine ulaşan bu emir doğrultusunda hemen tiroksin hormonu üretir ve kan yoluyla bunu bütün vücuda dağıtır” diyorlar.
Gelelim biz insan sıcaklığının insan üzerindeki olgularına: Kavuşma anındaki sarılmanın sıcaklığı, acı çekene kederle kıvranıp yakınana uzanan şefkatli bir elin yumuşak dokunuşunun iyileştirici gücü. Ağlayan ve titreyenin titreyişini durdurmaya muktedir o sıcak temas…Sarılmak kucaklaşmak okşamak isteği, el ele tutuşmak, birbirine sokulmak sığınmakla bilinçsizce gerçekleştirdiğimiz enerji alışverişi… Bizi hayata bağlayan, yaşama sıkı sıkı tutunmamızı sağlayan bizleri muhtemel kazalardan koruyan emniyet kemeri gibi bir şeydir bu insan sıcaklığı. ÖZÜN ÖZE ÖZLEMİDİR yani. Sıcak bir gülümseme ve sıcak bir dokunuş bulaştırır insana sevgi ve mutluluğu.

Teşekkürler tiroid bezleri, hormonal sistemimizin maestrosu hipofiz bezi ve sevgili hipotalamusumuza o emri veren yüce Öz, yüce TANRI.
Teşekkürler kelimelerimizle birbirimize uzanan sıcaklıklara.
Hepinize sevgilerimle.

Devamı Buradan ...>>

3 Şubat 2010 Çarşamba

SAKIN ARKANA BAKMA/ SİYAH ORFE


“Sakın arkana bakma” der eskiler, bir yerden bir yere yola çıktıysan eğer. Develer gibi menziline yol al, arkanda kaldıysa aklın ve gönlün onları gecikmeden çekip yanına al. Yoksa yolun uzar ha uzar! KEŞKE atının üstünde, pişmanlık eyer-ine binerek bitmez çünkü bu yollar.”Sakın arkana bakma; yükünü de arttırır sanma yüreğindekiler.”
Efsane bu ya Apollon’un hediye ettiği liri çalarak Orfeus da gezerdi çayırlarda. Kuşlar bile susardı onun güzel sesini duyunca dağlarda. Orfeus âşık oldu bir gün Eurdyice ismindeki perilerden güzel bir kıza… Onun için ırmaklar bile akmaz oldu işte bu aşkla söylenen şarkılar yamaçlarda yankılandığında. Meriç ırmağı boyunca el ele koşarlarken bir zaman Eurdyice’nin çıplak ayağını yılan sokmuştu o anda. İşte ne olduysa o zaman oldu dostlar:

Lir sustu, gökyüzü mateme döndü, şarkılar söylenmez oldular. O sıra bağrı yandı Orfeus’un, deli deli akan ırmağın, ağaçların ve kuşların… Kolay değildi formülü aşk acısını yüreklerden silmenin. İşte bu ateşle yalvardı, Tanrılara Orfeus. Yeraltına inen bir mağaranın, girdi kapısız kapısından korkusuz. Başladı içli içli lirini çalıp acıklı şarkılarını yeniden söylemeye. Ölüler ülkesinin tanrısı Hades’in gönlüne gireyim diye. Belki merhamete gelir de verir sevgiliyi geriye. Hades karşıladı onu yeraltında, sordu:
“Nedir böyle içli içli lirini çalıp, yakarışın dağa taşa”
Gönlümüzü dağladın aşkının köz olmuş ateşiyle,
Söyle senin niyazın nedir hadi gecikmeden söyle” diye.
Diz çöküp, sevgilisini geri istedi Orfeus tanrılardan.
Yoksa benimde canımı al çıkar şu fani bedenimden!
Hades merhamete gelip dedi ki;
“Buradan çık al git sevgilini,
Şu karşındaki ırmağı yürüyüp geç,
Arkana sakın dönüp bakmadan.“
İki sevgili çıkmak üzereyken tam mağaranın ağzından Orfeus ayak sesi duymayınca gelmiyor sandı sevgilisi, merak edip baktı geriye. Ne olduysa işte o zaman oldu, Orfeus işte o sıra orada yeniden yapayalnız kalakaldı. Üstünden geçtiği ırmağa karıştı sevgilisi, E-u-r-d-y-i-c-e diye çağıldamaya başladı Meriç nehri. Derler ki; Eurdyice Meşe ağacına dönüştü kimileri.

Efsane bu ya; 1959 yılında çekilmiş SİYAH ORFE (Orfeo negro)filmine de kaynak oldu bu öykü.1966 yılında izlediğim ilk aşk filmimin acısı gözyaşı ve müziği de koskoca bir ömre sokulup yerleşip böylece unutulmadı.

Filmden alınan bu kısa bölümü seyretmenizi ve o unutulmaz müziği dinlemenizi tavsiye ederim.Sevgilerimle.

Devamı Buradan ...>>

2 Şubat 2010 Salı

TAKILDIM

Nasıl bir aşksa Mevlana ve Şems’i böylesine birbirine bağlayan, Yılmaz Erdoğan’ın Taksim Trio’nun bir etkinliğinde okuduğu nasıl bir şiirse kalbinizin orta yeri kanıyor, boğazınıza bir yumruk oturuveriyor dinlerken. Öyle bir aşk ki 800 küsur senedir her yeni doğan’ın yüreğine kazılı. Ki yüreklerimiz kirlendikçe uzak düşeriz özümüzdeki dövmemizden. Temizdir O oysa, aşktır bize “farz” edilen. Sarhoşluğumuz biz eskidikçe yön değiştirir. Yerini hırs alır, kin, kibir, aymazlık, çıkarcılık… Ucu bucağı olmayan bu kirlilik silsilesinde hepimiz birer ipin peşine düşeriz işte.
Doğru yol o kadar uzakta kalmıştır ki, sarhoşluğumuzdan ne fark ederiz uzaklığını, ne de gösteren birisi olursa inanırız… Çok özledim, içimde bir boşluk, dolmayı bekleyen. Sanki kalbimiz sökülmüş, yerinde sadece oyalanıcı bir kaç huy yadigâr kalan.

Ben âşık olmayı özledim aslında. İlk gün verdiğim söze/ aşka ihanet etmenin hüznü içimde. İşte bu şiiri her dinlediğimde yaram kanıyor, tazeleniyor. Kendime engel olamıyorum tekrar açıyorum tekrar, tekrar, tekrar… Bıkmadan. Ne güzel anlatmış yârini, ona ne temiz bir aşk duymuş. Bu günlerde müptelasıyım. Kimseye söyleyemiyorum ama ağlamak istiyorum her dinlediğimde. Dilini bilmediğim bir memlekette yer arıyor gibiyim. Kime sorsam, tarif etsem varacağım yerden habersiz, susuyorlar. Alay ediyorlar telaffuzumla. Paylaşmayı çok özledim, biliyor musunuz? Birilerinin beni anlamasına, aşkın tarifini duymaya ne kadar hasretim anlatılmaz.
Hasretliklerimiz en büyük öğreticilerimiz aslında. Ben bu özlemle aşkı hatırladım ve sınırlarımca susmam gerektiğini. Sağır birilerine bağırmamın bir anlamı olmadığını anladım; aşkın aslında ne kadar kıymetli bir hazine olduğunu ve bunu sadece hak edenlerin yaşaması gerektiğini yaşantılarımla. Bu şiiri burada(Van/Tursallı) da geçirdiğim buhranlı zamanlarımdan birinde yazmıştım. Umarım beğenirsiniz…
Anlatılmaz ki anlatasın, düşman gibi yürürler üstüne
Kinlerini kazanmaktan başka neye yarar çaban?
Onlar için içi boş sözler sarfettiğindir gerçek
Uğraşma boşuna yorma kendini.
Anlamazlar ki saygıyı, ahlakı, aşkı.
Dünyanın temeline oturtulmuş bir hurafedir bildikleri.
Senin fikirlerin paha etmez ki!
Yargılamak yapabildiklerinin en iyisidir çünkü.
Dinlemezler kalıp cümlelerin yoksa,
Sorgulamaz, düşünmezken sen kime, neyi anlatıyorsun?
SUS! sadece kendinle uğraş!
Kimseyi değiştirmeye kalkma.
Anlamıyorsa kapa yüreğini,
Açma kimseye en kıymetlini...

Resim: Selçuk Kızıldağ'dan alıntı.

Devamı Buradan ...>>