.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

7 Haziran 2010 Pazartesi

ELİ-KOLU BAĞLI

İnsanın eli-kolu bağlanmaya görsün bir kez; çareler arar bağlarından kurtulup özgürlüğüne kavuşmak için.Men edildiği şeyin üstüne düşer, beden+zihin+ruh üçlemesiyle daha bir dolu-dolu istemeye koyulur. O şey neyse vazgeçmez ısrarından asla.Bir yolunu bulur da kavuşursa muradına bu sefer men edildiği başka şeylerin gider peşi-sıra.Ama nerde? Dizginlerini eline alması için; isteklerinin düğmesini kısmak ve evvelden ahiri görebilme, kaza ve kaderi birbirinden ayırabilme gücüne sahip olması gerekir o kişinin.Nefsin istekleri de hevesleri de tükenmez çünkü.O hep ister...
Zamanın birinde: horozu, köpeği at katır ve kölesi olan bir adam hayvanların dilinden anladığı söylenen Hz. Süleymana gelir..

"-Ey yücelerin yücesi bana hayvanların dilini öğret de onlardan dinime ait ibretler alayım" der.Hz Süleyman;
"- Bu hevesinden vazgeç, bunun önünde ardında tehlikeler var." dese de adam talebinde ısrar eder.
"-Hiç değilse köpek ve kanatlı hayvanların dilini anlayayım" diye niyaz eder.Adam ertesi gün dillerini öğrenip öğrenmediğini anlamak için evinin kapısında bekler. O sıra evin hizmetçisi sofra bezini silkelerken içinden bir lokma bayat ekmek yere düşer.Horoz hemen onu kapar.Bunu gören köpek horoza;
"-Sen buğday da arpa da, yem de yiyebilirsin, ama ben yiyemem. Sen koşup benim nasibim olan ekmeği kapıyorsun" der. Horoz;
"-Sus üzülme!" der,
"-Allah sana başka nasip verir, yarın evin sahibinin atı sakatlanacak ,hüzünlenme yarın bol bol et yersin" der.Bunu duyan adam, derhal atını satar.Ertesi gün horoz tekrar ekmeği kapar bu sefer köpek; onu yalancılık ve düzenbazlıkla suçlar. Horoz bu sefer;
"-Yarın efendinin katırı sakatlanacak sana bol nimet var" der. 3. gün köpek iyice sinirlenir;
" -Seni davullu dümbelekli yalancı hani katır hastalanacaktı bana bol nimet vardı? "deyince horoz;
"- Yarın kölesi hastalanacak, ölünce de yakınlarına ekmek dağıtılacak alırsın nasibini "der.Adam bu duyduklarından sonra ziyandan kurtulmak için sırayla atını, ertesi gün katırını, 3. gün kölesini satıp kaza ve kaderin gözünü bağladığını sanır. Horozla köpeğin dillerinden anladığı için şükürler eder.Ziyanını başkalarının sırtına yüklemiştir çünkü.Ertesi gün zavallı aç köpek horoza çok kızgındır.
"-Sen yalancının tekisin" der "artık senin sözüne inanmıyorum."
"-Haşa, ben yalan söylemem" der horoz, "Yarın, evin sahibinin kendisi ölecek, mirasçıları öküz kesecek, ekmekler, yemekler köpeklere yoksullara dağıtılacak, yarın çatlayana kadar yersin" der...Bunu duyan adam feryat-figan Hz. Süleymanın evinin yolunu tutar;
"-Aman ben ettim sen etme, beni ölümden kurtar" diye niyaz eder.Peygamber;
"-Artık ok yaydan fırladı, geri getirmem mümkün değil. Atın, katırın kölen ölseydi kötü kaza senden çevrilecekti, ama sen mal ziyanından kaçtın kendi kanına girdin" der.
"-Senin için ancak Allah'a dua edebilirim hiç olmazsa imanını kurtarırsın.İmanla gittin mi dirisin, imanla öldün mü ölümsüzsün" deyince, Adam eli-kolu bağlı oracıkta öylece yığılıp kala-kalır.
Olur-olmaz, boyumuzdan büyük istek ve heveslerimizin kurbanı olmamamız, her olayda "vardır bir hikmeti" diyebilmemiz dileğiyle, sevgilerimle.

Resim:Gehard Demetz

Devamı Buradan ...>>

5 Haziran 2010 Cumartesi

PROTESTONUN BÖYLESİ


İnsanoğlu yaşanılan olaylara ya da beğenmediği kararlara tepkisini değişik ve ilginç yöntemlerle göstererek haksızlığa uğratılmışlığını sesli-sessiz protesto edebilir.Bağırarak, ısırarak, taşla-sopayla silahla olan değil en çok ses çıkaran protestolar ilginç ve zeka ürünü senaryolardır bence.Tarihte hükümete tepkisini kendini meydanda yakarak verenden, ,bayrak yıkayanlara, ayakkabı fırlatanlara,tencere tavayla sokağa dökülenlere, soyunup meydanlarda yatanlara kadar bir çok protesto eylemine şahit olmuşuzdur.Bunlardan en ilginci;

Vietnam savaşı sırasında Amerikalıların Japonya'da bir hava üssü açmalarına halkın verdiği tepkidir.Vietnam'ı bombalamak için ülke sıçrama tahtası olacaktır. Japon hükümeti olurunu verir. Üssün açılacağı gün büyük bir tören düzenlenir.Devletin ileri gelenleri, Amerikalı generallerle birlikte tribünlerde yerlerini alır.Söylevler ve iki ülkenin marşları ardından semada belirecek Amerikan uçakları beklenmeye başlanır.Uçaklar inişe geçecek ve üs de resmen açılmış olacaktır...Ne mi olur? Uçaklar ufukta belirip tam piste alçalacakları sırada onbinlerce Japon vatandaşı ellerindeki balonları salıverir gökyüzüne. sonuçta hiçbir uçak piste inemez ve filo dönüp gider.
Şu son günlerde de "Avrupada ve Dünyada politik şeffaflık" isteyen bir grubun sözcüsü
olan Diamond; "Avrupa parlamentosu üyelerinin yaptıkları harcamaları açıklamalarını" kendisini AB renklerine boyayarak (1.resimde görüldüğü gibi)protesto etmiştir."Ya açıklarsınız ya açıklarsınız!" demek istemiş yani! Eğer protesto edeceğimiz bir konu varsa; vahşice ve insanlık dışı değil, isteklerimizi zekice, espiriyle ve mizahla isteyebilme gücüne kavuşmamız dileğiyle.Sevgilerimle.

Devamı Buradan ...>>

4 Haziran 2010 Cuma

DİMYAT NERESİ, FOYA NE?

DİMYAT: Mısır'da, Süveyş Kanalı ağzında ve Portsait yakınlarında bir iskeledir.
Türk pirinç tüccarları o Zamanlar Mısır'ın meşhur pirinçlerini Dimyat’tan ince hasırdan örülmüş torbalar içinde güç-bela Türkiye’ye getirirlermiş. Karaman’lı buğday üreticimiz o sene; buğdaylarını bulgur edip satar satmaz, aldığı altınları kesesine doldurup bağlamış kuşağına , atlamış bir gemiye yollanmış doğru Mısır’a. Hikaye bu ya; Karlı bir alış-veriş yapacağını sanmış, dalmış ucu-bucağı olmayan hayallere. Gemi Akdeniz’de yol alırken durur mu arap korsanları saldırmışlar gemiye bir güzel soymuşlar yolcuları. Binbir müşkülat içinde tüccarımız eli boş tam-takır dönmüş memleketi Karaman’a. Elde yok avuçta yok, hayalleri de düşmüş mü suya?

Eğmiş başını biçare, o yıl yayılmış tüccarın dedikodusu dillerden dillere.İşte “Dimyat’a pirince giderken eldeki bulgurdan oldu” sözü böylece miras kalıp yerleşmiş dillere.
“Niye gittin Şam’a herif , ne getirdin şaşkın herif? 80 e aldın 80e sattın bari oturup keyfine baksaydın!” sözü de yaptığı ticaretten bir kâr elde edemeyen başka bir tüccarın hikayesi yine.
FOYA da; Kuyumcuların kıymetli (elmas pırlanta )gibi taşları yüzük kolye broşların yuvalarına mıhlamadan önce dibine sürdükleri madeni gümüş yaprağın adıdır. Ayna gibi ışıkların geri yansımasını sağlayan maddedir nasılsa. Önlem olsun diye kuyumcular tembihlerler müşterilerini ;“sakın ha, fazla suya sokma.”diye.Çünkü foyası çıkmaya görsün; mücevherde ne fer kalır ne ufak bir parlama.Matlaşır benzer sönmüş bir ampule.
“İpe un serme.”İşkembe-i kübradan atma”
“Yoksa çıkar ipliğin pazara.”

Daha önce hikayelerini sizlerle paylaştığımız:
Bulgurlu'ya gelin mi gidiyorsun
ağzından baklayı çıkar…
Adam sarrafı…gibi...
Anadolu’muzda hikayeleri unutulsa da, bunlar gibi daha nice deyim var dilden dile söylenip bir cümlede ders verilmek istenen bizlere. Tabii yine alabilene...Sevgilerimle.

Resim:Pierre Dumas

Devamı Buradan ...>>

2 Haziran 2010 Çarşamba

NE KADAR MASUMDUK BİR ZAMANLAR

Ne; Akşama ne yiyeceğimiz kaygısı... Ne; ne diyeceğimizin sıkıntısı... Ne; azrail, ne; akrep sokar mı korkusu... Ne; savaşlar, ne ölümler bilirdik o zamanlar...Ne kadar masumduk, ne kadar mutlu...Ne toprakla kirlenmek, ne kimsenin bardağından su içmemek, ne virüs ne bakteri ilgilendirmezdi bizi...Ne; marka seçip de "ben ADİDAS,REEBOK giyerim" dedik...Ne; CE damgası nedir bildik.. Ne kimsenin yalısına arabasına, gezmesine özendik.Yargılamadık birbirimizi...Sadece arkadaşımızın eline çivi batınca tutamazdık gözyaşımızı...

Bir de ağlamıştık duyduğumuzda; yetiştirdiğimiz ipek böceklerinin kaynar suya atıldığını...Küsmüştük o insanlara çocukça masumluğumuzla. Acı çekmiştik kelebekler kozalarından çıkmadan öldürüldüğünde...Çiçeklerin ve böceklerin dil bilmediğini bilemeden okşayıp sorardık hatırlarını.Öğretilmemişti bize hainlik, yalancılık, düşmanlık...Ört kızım eteğini, erkeklerle oynama onlar kötü denmemişti bize...Yoktu içimizde yılan, canavar ve yarınların endişesi...Arkadaşlarımızla aramızda ne; vardı çıkar çatışması, ne sen-ben davası...Birlikte sözleşip Sakarya'ya akan Doğançay dereciğinde yüzmeye gitmekten başka yoktu bir suçumuz...Tükenmezdi hayallerimizdeki efsun deposu... Korkumuzdu sadece havanın kararması...Ateş böceklerini kovalayamayacağımız içindi eve dönmek istemeyişimizin tek sebebi...Yatınca uyuyamamak ne demektir bilmiyorduk o zamanlar, ne kadar masumduk... Öğrendik şimdi Dünyanın kaç bucak olduğunu...

Resim:William Bouguereau.

Devamı Buradan ...>>

1 Haziran 2010 Salı

MERHAMETLİLERİN EN MERHAMETLİSİNE

Vatan toprağımızda can veren (şehit olan) askerlerimize mi, hiç yoluna İsrail'in kurşunlarına hedef olan insanlara mı, Iraktaki ABD'nin bombalarında yokolanlara mı, Afganistan'daki, Çeçenistan'daki ,Bosnadaki müslüman kardeşlerimize mi yanalım? Adem oğlu Kabilin öz kardeşi Habil'i hunharca öldürüp toprağı kazıp kardeşini ve kanını toprak altına itelemeyi (karganın toprağı kazmasından)ilham alan duygu herneyse ona mı yanalım? Balık baştan kokar bizler Kabil'den beri öldürme duygusu bir yerlerimizde sıkışmış ya da aşikare varolmuş yaratılmışlarız işte. İnsan olmanın kitabında ise; "her nereye bakarsan bak, Allah'ı görebilmelisin karşında" diyor.Yoksa ölen kim, öldüren kim mi diyelim?

Oysa heryerde Hakkın varlığını görebilen gerçek insan gibi İNSAN; Allahın verdiği canı topla, tüfekle, kılıçla alabilir miydi insan ya da hayvandan? O seyran ederdi alemleri hayranlıkla.
"Bakılsa akla karaya
İkilik girer araya
Kulak versen maceraya
İkilik girer araya."diyen Asım Baba gibi akla karaya bakmadan ortada bir suç varsa benim gözümdeki çöptendir diyorum.
"-Allah'ım her tarafım bitti, geride yalnız seni zikredecek dilim, fikredecek kalbim kaldı.Kalbimle seni sever, dilimle zikrederdim.kurtlar dilime ve kalbime de hücum etti.Senin sevgin ve zikrinden ayrı kalamam."diyen Hz.Eyüp'e; Allah'tan gelen nidâ;
"-O dil ,o kalp de benimdir.Sana gelen belalar, diline ve kalbine musallat olan kurtlar da benimdir.Durum bu olunca şikayetin nedendir?"olmuş. Haksızlıklarla karşılaşıp kederlendiğimizde, birbirimize; "allah Eyüp sabrı versin" öğütünü vererek acılara gözyaşlarımızla tahammül göstermişizdir.

Hz. Eyüp'ün; "Başıma belalar geldi, Allah'ım sana sığındım, sabrettim sen merhametlilerin en merhametlisisin." diye cevap vermesi bizlere emsal olmuştur daima.
Ben de insanlık adına "Allah'ım sana sığındık, merhametlilerin en merhametlisi sensin" diyorum. Hepinize sevgilerimi gönderiyorum.
Bugünkü yazım; Dünkü yazıma yorum bırakan sevgili dostların
ateşböceği
ArzuBreda
Ramazan
elifin terazisi
Öykü
sokak kedisi
şayan dirik, Nasreddin Hoca
guguk kuşu
Alizafer
sesiyorum
nanopolitika
mavibalon
Murat
Aysemanın yorumlarına cevabımdır.

Devamı Buradan ...>>

31 Mayıs 2010 Pazartesi

SUÇU İŞLEYEN KADAR TEŞVİK EDEN DE SUÇLUDUR

"Kader, güzel ölüm, Allah rahmet eylesin, müslüman katliam yapmaz söylemleriyle" kürsülere çık ve sonra da gel Hamasa arka çık...Olur iş değil...Onca evladımız vatan uğruna ülkemizde şehit düşerken yardımları önce elinin erdiğine değil de sırf çıkar politikan için bilmem nereye göndermeye kalk...Nispet yapmak, teşvik etmek değil de bu nedir?

"İnsani yardım" adı altında Türkiye Ortadoğu'nun belki de hiç bir zaman düzelmeyecek "kara deliğinin" tam ortasına sokuldu. Geçenlerde Sayın Kılıçdaroglu bir Arap ülkesinden gelen 1 Milyarın hesabını soruyordu!....Ve İsrail, yardım gemilerine saldırıyor, Suriye ve İran hariç arap ülkeler sessiz kalıyor!,neden?...Yoksa Araplar: “sana parayı verdik şovunu yap” mı demek istiyorlar? Aynı zamanda, hükümetin bilgisi teşviği ve desteği ile, yardım kisvesi altında düşüncesizce hareket eden grubun sorumsuzluğu, sadece insani yardımla açıklanamaz.Yoksa İsrail düşmanlığı ve hamasseverliğimiz ile bilinen grupları kışkırtarak ortadoğuda macera mı arıyoruz? Bakın askerlikte de şaşırtma harekatları vardır , İsrail; yardım gemilerinden (burayı atlamayın) sadece Türk bayraklı mavi marmara yardım gemisine müdahale ediyor.İsrail de şaşırtma yaparak önce Hatay'daki deniz birliğimizi mi hedef alıyor yoksa?

Dün gece İskenderun'da Deniz İkmal Komutanlığı'na karşı gerçekleşen terör saldırısında 6 askerimiz şehit düştü.Filistine insani yardım gemisinde 7 türk vatandaşımız can verdi.Ölüm Allah'ın emri de, teşvik eden bizlerin hiçmi suçu yoktu?

Devamı Buradan ...>>

30 Mayıs 2010 Pazar

ELİN KULAĞI VAR YERİN GÖZÜ














"Yerin kulağı var" derler ama elin kulağı var, yerin de gözü var bence.Bedenimizin yüzde yetmişi su, geri kalanı topraksa toprak görür kendinden yaratılmışın hal-i ahvalini? Su ise dalgalanır titrer duyunca titreyişlerimizi.YÂR duyar, ağyar duymaz aşığın gönlünde bir yangın varsa. Aşığa ise; Bağdat sorulmaz gönlünde bir katre ateş yanıyorsa. İlk yaratılışta vaadedilmişti toprağa "Ademi yapmak için senden alınan bir avuç toprak, yine birgün sana döndürülecek" diye. Nasıl bilmez ve görmez toprak kendi malı olan insanın gittiği yer nere? Ayak sesleri gider elin kulağına duyar söylediklerini, el; ele nakleder böylece ekleyerek dediklerini.
"Kuran dışında benden birşey yazmayın" dedi Hz. Muhammed. Kim dinler, ardından uyduruldu birbuçuk milyon söz,HADİS, vaaz ve nasihat.Kime inanmalı, hangi yasaklara kanmalı? "DİN; işte budur" diye de kendi kendimizi kandırmamalı.Kuran'ın sözlerine önce kulak verip, sonra da iyice anlamalı.
Sevgilerimle.

Resim:Ben Goossens
Devamı Buradan ...>>

28 Mayıs 2010 Cuma

İZMİR-ÇANAKKALE HATTINDAN BİR ZEYTİN AĞACININ SESLENİŞİ

Ben bir zeytin ağacıyım...Her türlü hoyrat rüzgara, kuraklığa, taşlara, kayalara,sessizlik ve yalnızlığıma rağmen yoktur sizden bir istediğim. Toprağımı bellemeseniz de ben yine her yıl meyvelerimi size sunarım.Ben bir zeytin ağacıyım: yaz kış kurumam yeşil dururum.Kuran’da, tevratta, kutsal kitaplarda geçer benim adım. Kuran Müminin suresinde:” Sina dağında yiyenlere yağ ve katık olan zeytin ağacını varettik.” Nahl suresi: “andolsun incire ve zeytine Sina dağına.”der sizin de benim de yaratıcım olan Allah’ım. Bu direncim, size direnç vermek içindir. Sizlere hayat güzellik ve sağlık vermektir görevim ve amacım.
Atanız Adem’in ölümünde cennetten bir meleğin,Adem oğlu Şit'e verdiği ve “ Bu 3 tohumu babanın ağzına göm“demesiyle Adem’in ağzında büyüdüğü söylenen 3 ağaçtan“zeytin sedir selvi “ den biriyim. Kutsallığım tartışılmaz benim..Efsaneviyim...

Bilgelik Tanrısı Athena’nın dokunduğu yamaçta fidan olarak ilk gün yüzüne çıkan insanlığa en yararlı ağaçlardan biriyken ben, sizlerin beni yoketmek için kurduğunuz tuzaklara karşı şimdi isyanlardayım. Soruyorum neden?. Helenistik çağlarda kutsal sayılmış ve bana zarar veren, kesen kişiler yargılanıp ölüme mahkum edilmişken, 2000 yıllık ömrüm olan ben, meyvelerimden yiyenlerin de ömürlerine ömür katılacağına inanmaları gerekirken; ölüm vakti zamanım gelmeden, insan eliyle kesilmek istenmem neden? Bir dalım bile Dostluk barış umut kurtuluş sembolü olarak kabul edilmişken siz insanoğlundaki bu duyarsızlık “bindiğiniz dalı kesme “ arzusu değil de peki “maden maden” diye bu telaşınız neden????Daha ne istiyorsunuz? Altın arayacağınız topraktan size Homeros’un dediği gibi: SIVI ALTIN veren bir ağacım ya ben...
Çokuluslu altın avcılarının çıkarmak istediği “yeni maden yasası” başta zeytincilik olmak üzere Türk Tarımına sekte vurmak darbe indirmek değil de ne? Madencilik adına, zeytincilik yasası alınmak isteniyor ayak altına.”Her bir kesilen zeytin dalımın; günah ve vebali onu kesenin boynuna “ demek geldi içimden.Bu “yıkım yasa tasarısını “ protesto eden , doğayı seven duyarlı çevreler yerel yönetimlerin de desteğiyle bu Pazar Burhaniye’de olacak “beni yaşatmaya çalışacaklar” haberiniz olsun istedim, bu sözler döküldü dilimden.
Sevgilerimle . Yazan: Tontini, sözler : “zeytin ağacı”ndan.

Devamı Buradan ...>>

27 Mayıs 2010 Perşembe

BİR LİDER BESTECİ GİBİ OLMALI

Farklı sesleri kulağa hoş gelen bir melodiye çevirebilen "besteci" gibi olmalı örnek bir LİDER yani kompozitör.7 nota, diyez bemol ve koma-larla topu topu 29 harfle yazılmış sözleri liderimiz ustalıkla ses kombinasyonuna döndürebilmeli . Unutulmaz eserler yaratabilmeli, "vatan bestesini" klasiklere katmalı .Sol,fa, do anahtarlarını yerinde kullanmalı 5 paralel çizgiye yerleştirdiği nota aralarına koyduğu sus-u gerektiği yerde işaretlemeli.Ritim ve ölçüyü asla kaçırmadan, sağır olsa da, gözü ve gönlü görebilmeli. Tüm telli ve üflemeli sazları susturup sadece vurmalı sazların notalarını dizmemeli ardısıra.Yoksa, güreş meydanından farksız olur meydan kanımca. Kulak yırtan çatlak sese dönüşür bu, dinleyenin kulaklarına pamuk tıkatır sonra. 7 notadan sadece birini seçip DO dışındaki diğer notaları hiçe sayarsa besteci yaptığına sanat değil, liderlik değil de, ben bilmem Kİ, ne denir? Yeni bir bestenin notaları yazılıyor ülkemde şu sıra...Dilerim bu beste; asırlar sonra bile klasikler kategorisine alınıp alemlere ibret bir ilahi, ya da gönüllere söz söyleyen hak kelâmı bir türkü gibi insanoğlunca dinlenir. Hepinize sevgilerimle.Tontini.

Resim:Peter Marcek
Devamı Buradan ...>>