.

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."Kemal ATATÜRK .

12 Mart 2010 Cuma

AMATÖRCE DİYANETİK UYGULAMALARIMIZ /BANA BİR AYNA BULUN

Dünyanın 7 harikasından biri olan Babil kulesi Tanrı Marduk adına yapılmış bir ziguart yani tapınaktır. Tanrıya daha kolay erişilebileceği düşünüldüğü için tasarlanmıştır belki de. Saat kuleleri, çan kuleleri, Piza kulesi, Eyfel kulesi, piramitler, ikiz kuleler, gök delenler, minareler, gözetleme kulelerinin hepsi daha uzağı daha iyi görmek, arşa yaklaştıkça Allah’a ve sırlarına daha kolay vakıf olabilmek varsayımıyla dikilmiştir.
İnsanoğlu ezelden beri bilinmezin gizemini araştırmış, sırlanmış kat kat örtüler altına saklanmış olan gerçek de, büyük bir hünerle kendini gözlerden inadına saklamış, cüzi akıllı insanın gözünden kendini ustalıkla nihan etmiştir. Kendimizle ve içinde yaşadığımız şu âlemle ilgili ne çok merak ettiğimiz şey var bir düşünsenize.

İlk önce yarın, hatta bir saat, bir an sonra olacakları bile bilemezken, bu denli aciz ve çaresizken; bazı tavır ve davranışlarımızın, korku ve endişelerimizin tohumlarının hangi evvel zamanda hafıza toprağımıza atıldığını doğamız gereği merak edip dururuz işte. Bazen de bilmeden bilirmiş gibi her konuda ahkâm kesebiliriz. İnsanız, beşeriz şaşarız çünkü.
”Bilen demez, diyen bilmez.” özdeyişiyle yola koyulup gökdelenlerin en üst katına çıkmaktansa; içimize ayna tutup derin kuyuların en derinindeki sırra ulaşmaya çalışsaydık… Aynayı önce dizimize alıp, sorsaydık kendimize, “ben kimim?” diye. 3 kez soru sorup beklediğimizde, içimizden yanıt gelecekti belki de!.

Kardeşim Tutsak’la beraber bir zamanlar araştırmacı yazar: Ron Hubbart’tın “Diyanetik” isimli kitabını okumuştuk. Kardeşim,(ben pek onaylamasam da) konuyla ilgilenen problemleri olan dostlarımıza kitapta önerildiği şekilde rehberlik ederek “hiçbir riski olmadığı” söylenen çeşitli sorular yöneltiyordu. Hipnoz söz konusu olmadığı için kişiler rahatça uzanıyor ve sessizliğin hâkim olduğu o ortamda kişilere; “Şimdi neredesin, ne yapıyorsun, kiminlesin, kaç yaşındasın?” gibi değişik sorular soruyordu. Aldığı cevaplara göre gidilen yerin ayrıntılarını ve ne yaptığını soruyor, bir müddet sonra enteresan cevaplarla karşılaşıyorduk. Kitabın öngördüğü şekilde dostlarımızın bilinçaltındaki karmaşanın, mantıksız davranışların ve psikomatik belirtilerin kaynağına inip çözümlenmesini sağlamaktı amacımız. Çünkü Hubbart amca öyle yazıyordu.
Rızasız kimseye soru sorulmuyordu, herkes gönüllü “ne olur Tutsak bana da uygulasana” diyordu. Bir dostumuz kitabın konusuyla ilgili konuştuğumuz bir günde sessizce koltuğa uzandı, “hadi tutsak soru sor bana! “dedi ve kendi kendine ona kadar saymaya başladı. Tutsak “anlat bakalım nerdesin şimdi?” dedi.“12 yaşındayım teyzemin kızıyla Bilecik’teki evimizin bahçesindeyiz... Dizimize kadar otlar bürümüş bahçeyi… Ağaçtan dut toplayıp yiyoruz şimdi ...”dedi. Biz önce bizimle dalga geçiyor zannettik. Kardeşim “eee sonra ne oldu?” diye sorularına devam etti. Teyzemin kızı beni kıskanıyor, elbisem leke olsun istiyor biliyor musun?” dedi. Tutsak sakince “güzeller hep kıskanılır, sen onu boş ver şimdi ne yapıyorsunuz?” diye sordu. Bir anda arkadaşımdan bir feryat koptu, “hayır hayır, olamazzz saçımın arasında bir şeyler var, bak yürüyor annecimmm!!!” diye bağırıyordu. Gayet sakin bir sesle “merak etme… Sakin ol… Onu şimdi çıkaracağız saçından. O küçücük bir böcek ya da tırtıl sana bir şey yapamaz ki!”deyince “evvvet tırtıl, bana bir ayna bulun çıkaralım onu oradan” diye bağırıyordu. Kardeşim “tamam şimdi onu çıkarıp atıyorum hiç endişelenme” diye yumuşak bir sesle arkadaşımı sakinleştirdi.. Bu arkadaşım Çekoslovak asıllı saçları kıvırcık ve uzun Allah’ın özenerek yarattığı çok güzel bir kızcağızdı. Bizim o günkü amatör seansımız öncesindeki tüm zamanlarda 2 dakikada bir 2 eliyle saçlarının dibini nedensiz kaşıyan biriydi. O gün saçının arasına 12 yaşındayken dut ağaçlarından düşen ipek böceği özenle çıkarılmış oldu ve bir daha kafasını kaşımaktan vazgeçti. Bunun gibi çok örnekler yaşadık, “hiçbir yerdeyim” ya da “buradayım bir yere gitmedim” diyenler de oldu, Babil kulesinde yaşayan Kasandra isminde bir büyücü olduğunu söyleyen de, sırtından bıçaklandığını bıçağın çıkarılmasını isteyen de, başka bir yaşamında kulede karanlık odaya kapatılan kız da şuuraltındaki engramlardan sevgi ve şefkatle kurtuldu. O zamanlar Tutsak bu konuyla yakından ilgiliydi, kitap kayboldu bu çocukça oyun ve oyalanmamız da böylece son buldu. Ancak ben zaman zaman bazı sorularımı içime sormak ve cevabını O’ndan beklemekten hala vazgeçmedim dostlarım.
Sevgilerimle.

Resim:images.com'dan

Devamı Buradan ...>>

11 Mart 2010 Perşembe

EZGİNİN GÜNLÜĞÜ - ESKİ ARKADAŞ

Uzun zamandır Dinlenesi müzikler arasında bir albümü tanıtmamıştık sizlere. Bu tanıtamama eksikliğimizin hakkını vereceğine inandığımız, sizlerin de yakından tanıdığı "Ezginin Günlüğü"nün yeni Albümünün çıktığını haber vermek istedik. Bu Albümü dinlerken baharın esintilerinin yüzünüzü hafif hafif okşayışını hissedecek, bulutların arasından güneş huzmelerinin gözünüze "ben buradayım" göz kırpışlarını tadacaksınız. Bizden ısrar ile dinlenilmesi tavsiye olunur. Albümün tanıtım parçalarını dinlemek isterseniz Buradan dinleyebilirsiniz.Sevgilerimizle.
Devamı Buradan ...>>

10 Mart 2010 Çarşamba

AŞK AKIL ÖTESİDİR, AKIL VARSA AŞK NERDE?


AŞK; Akıl ötesidir, akıl varsa aşk nerde?
yokolmalıdır aciz benliğim sevdiğimde.
Varlığım varlığına emanettir dersem ben
Ummandayımdır hem,isimsizimdir o demde.

Bu dörtlükler sanadır be hey Arzukızım.
Akıl ötesinde bildiğim bir tek aşk var.
Akıllı adamla aşık bir olur mu hiç?
Aşktır bilgenin sırrı, ondan öte ne var?

Aşk öyle söyletir ki;
"Bir dem senden ırağa düşerse gözlerim.
Yak ateşi cehenneminde acıma bana
Varlık gösterirse bir an aklımla fikrim
Kerem et sevdiğim acıma sendeki bana." dedirtir.

Aşık,sevdiğine;
"Ayrı değil senden bedenim bilirim
Ben gülerken sen gülersin eminim
Sen nar-san ben içinde aciz bir tane
Söz senindir Senden alır sana veririm" der.

Turab olmuştur artık O;
"Esrarını keşfetmek yazılmışsa alnıma
Sır da sen, kâşif de sen olursun bilirim
Bir dem senden ırak olursa benliğim
Ez başını bu asi nankör benliğimin."diye niyaz eder.

Sonra;
"Vur yerden yere parıldasın bu fukara
Ateş et gönlüme naçar sana döneyim.
Al aklımı benden, koyma benden tek parça
Her parçamı dile getir inlesin hep adınla"niyazı olur.

Bu TEK olana, aşık olan aşık;
"Bir dem senden ayrıya düşerse bu canım,
O can içindeki; bu canıma kıysın isterim.
Canansız koymayın beni mezara dersen,
Canımı yaşarken gömün toprağa derim."diyecek kadar da cesurdur.

Hodri meydan canlar, aşka canını verenlere aşk ola.
Sevgilerimle.

Resim:Selçuk Kızıldağ'dan alıntı.
Devamı Buradan ...>>

9 Mart 2010 Salı

SARRAF OLMAYAN HER TAŞI BİR İNCİ SANIR


Ne bilsin Sarraf olmayan, her taşı bir inci sanır.
Cevheri bulunca bir dem, kıymetin bilmez taş sanır.
Ne bilsin o cahil olan, o ariflerin halinden
Kendi halini ariflik, ol arifi cahil sanır.

Edebali’ye göre,acımamız gereken kişiler;
cahiller arasındaki âlim,
zengin iken fakir düşen kişi,
hatırlı iken itibarını kaybedendir.
Ben de acımamız gereken bu kişilere “Kendi halini ariflik, arifleri de cahil sanandır” diye eklemek istediğim için, affola…
Dikkat edin:

Eğer bir kişi; ekibinin orkestra şefiymiş gibi havalara giriyorsa.
Çok patırtı gürültü edip çok iş yapıyor gibi görünüyorsa.
Düşünceli bir edayla hızlı hızlı yürüyorsa.
“Beşerdir şaşar” diye konuşup genelde şaşan beşer kendisi oluyorsa,
Olacakları önceden biliyormuş gibi davranıyorsa,
Üstlerine kibar, altlarına her zaman kendinin üst olduğunu hatırlatır bir tarzda konuşuyorsa
Başarısızlık belgelerini yok etmeyi unutmuyorsa,
Başkasının sözünü tekrarlamak pahasına da olsa illa son sözü toplantılarda hep o söylüyorsa. Dikkat edin o kişi henüz cehalet sınırlarının dışına taşamamış bir yetiye sahiptir.

Psikolog Justin Kruger ve David Dunning; “Dunning-Kruger etkisi”ismini verdikleri aşağıdaki teorileriyle bu konuda tarihe geçmeyi başarmışlar.
“-Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
—Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
—Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
—Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.”
demişler.

Atalarımızın öngörüleriyle yüzyıllar önce “cahil cesareti” dedikleri şeyler bunlar olsa gerek Bu yetersizlik ve haddini bilmeme durumunun kendini övme sınırlarını da zorlayıp kişiyi “kronik kendi eksikliğini bilmezliğe” götürebileceğini taa o günlerden söylemişler çok şükür. Çevremize ve kendimize dönüp baktığımızda nerelerde ne cahillikler yaptığımızın farkına varacağımız gerçeğini göz ardı etmeden Anadolu ermişlerinden “Hüdai’nin dilinden cahilin tanımıyla” bitirelim sözümüzü dedim. Hepinize sevgilerimle.

Faydası olmayan bahardan yazdan
Yüce dağ başının kışı makbuldür
Cahilin yaptığı sohbetten sözden
Kâmilin hayali düşü makbuldür.

Lokma yeme muhannetin elinden
Kurtulaman sonra acı dilinden
Namertlerin kaymağından balından
Mertin kuru yavan aşı makbuldür

Hüdai konuşur bir ince dilden
Hal ehli olmayan ne bilsin halden?
Bilgisiz duygusuz görgüsüz kuldan
Ölülerin mezar taşı makbuldür.

Resim:İmages com'dan alıntı.

Devamı Buradan ...>>

8 Mart 2010 Pazartesi

3 KOCA KADIN 1 KÜÇÜK ADAMIN DİLİNDEN ANLAYAMADIK

Sabahtan buyana dostlardan telefon, mesaj ve maillerle “kadınlar günümüz” kutlanıyor. Hatta emeklisi olduğum sevgili bankamın “nazik 365 güne yayılmış kutlama mesajını” da gözlerim dola dola okumama rağmen kendimi bu taltif edici sözlere layık görmüyorum bugün. Kadınlar gününde bu anlatacaklarıma ister itiraf deyin, ister günah çıkarma, isterse utanç ve kendimizi lanetleme, ne derseniz deyin, kutlamaları almıyoruz üstümüze işte, haberiniz ola…
En küçük oğlum Söke’de asker biliyorsunuz. Şunun şurasında 2,5 ay kaldı askerliğinin bitmesine. Torunum Ege’nin annesi Ela, anneannesi ve ben Tontini, 3 sanık, üçümüz de anlayış kıtlığından suçluyuz bu günde… Çünkü 3 koca kadın 1 küçük adamın dilinden anlayamadık 6 Mart sabahında.

Yaz kızım…
6 Mart sabahı küçük adam sokağa çıkarılacakken, anneanne özenle botlarını giydirmeye çalışmış sağ ayak bota girmemekte direnince henüz konuşamayan küçük adam;
“ A..guu.TuHu..na HU!” diye Tontini’sine şikayette bulunmuş ancak olaya ilk müdahale sonuçsuz kalıp Ege annesi Ela’ya dönüp; “Ann-neee papo kodu anı HUHH” diye yakarışta bulunmuştur.Tontini, “botlar acaba çocuğa dar mı geliyor? “ dese de Anne( botları tontini aldığı için üzülmesin diye); Yok yok Tontini botlar büyük bile!” demiştir.Neyse küçük erkek, sokak sevdasına sesini ve itirazlarını kesmiş, 2 saat gibi bir zaman o botlarla İzmir Güzelyalı kazan onlar kepçe kuşlu park, deniz kenarı, levent kafe gezip eve dönmüşlerdir…”Türkcellinin gücü Türkcelin çekim gücü” gibi reklam şarkılarıyla kapılarda karşılanmış, öpülmüş koklanmış sıra botların ayaktan çıkarılmasına gelince, bir de ne görülsün ? Sağ botun içinde kocaman bir tahta mandal yok mu? Ege’den kumru gibi:”HUH hu BU!”diye bir ses yükselmiştir o anda… Çorap çıkarıldığında ayak tabanında görülen manzara mandalın tombik topuklara kalıbının çıkmış şeklindeki hali olmuştur. Ne öpücüklerle, ne özürlerle affolunamaz bu iz şahit aranmasına ve belge düzenlenmesine mahal bırakmadığından 3 kadının, bir küçük adama; “mandallı bot giydirmekten,” ömür boyu vicdan azabı cezasına çarptırılmasına, bu tutanağın 3 nüsha olarak düzenlenip olayın faillerine verilmesine karar verilmiştir. Bilgilerinize arz oluna…
YOOoo..Yo! Kutlamalarınızı biz almayalım..3 Kadının bir küçük erkeğe yapabileceği işkencenin, ya da 3 kadının anlayışsızlığının, kumru dilinden anlamamasının en küçük örneğidir bu biline…
Sevgilerimle.

Resim:ahmet Akduman'dan alıntı.

Devamı Buradan ...>>

5 Mart 2010 Cuma

LİMON AĞAÇLI ESKİ EVE BALYOZ İNDİ

İki sene önce:Limon ağaçlı eski ev/satılıktırdiye bir yazı yazmıştım, belki hatırlarsınız. Bugün o eve balyozlar indi. Her vuruş kalbime vurulan darbe, duvarların yıkılışı derimin yüzülüşü gibiydi sanki. Şimdi, aynı sokaktaki iki ev ötede oturuyorum. Bütün bir yaz eskinin yıkılıp yerine yeni binanın yapılışının yakın takipçisi olacağım konusu baştan belliydi. Ancak kulaklarımın dibinde bir bir tuğlaların dökülüşü, kapının pencerenin çatırdayarak sökülüşü, camların şangırtılarla o güzelim bahçeye saçılışıyla; orada yaşadığım 10 yıl yüreğimden sökülüp alınıyor gibi oldu. Bir bina yıkılacaksa ev sakinleri toplar eşyalarını yükler kamyonlara çıkar yollara arkasına baka baka…

Önce eski borçlar ödenir konu komşuya, vedalaşılır duvarlarla, ağaçlarla, kuşlarla, kedilerle. Ellerde mendil silinir gözyaşları. Bizde adet böyledir işte.
Eskinin yerine yenisi yapılacaksa yıkılır eski. Değilse; sit alanına alınır o mekân, aynı tarihi eser gibi… Alıcı: eve alıcıgözüyle bakar semte, sınır komşu evlere. Bir mihenge vurur, ölçer biçer kıyaslar emsalleriyle. Bir daha gelir bir daha gider pazarlık eder, hergün 1-2 alıcı hergün 1-2 çekişmeli pazarlık sonunda ev kalır birinin elinde. Esas patron parayı basar eskinin yerine dikeceği yeni evi mutlu bir tebessümle okşar gibi seyreder sonra. Nasıl okşamasın kâr kapısı meskeni. “Ucuza kapattık” der sevinir doğrusu. Dün kepenkleri sökerlerken geçtim evin önünden. Saksılardaki bütün kış Pembe çiçekleri üstünden eksik olmayan afrika menekşeleri yerlere devrilmişti. Ustaya, “onları unutmuşuz kenara koyarsanız dönüşte ben alırım” dedim. Usta; düşündü taşındı -bu Afrika menekşesi, taa orlardan gelmiş, gıymatlı zahir- deyip kendince bana da dönüp,“yok yok apla bizim patron onları ofisine koyacağmış!” dedi. “Akıllı usta doğrusu.”deyip kendi kendime ağlamaklı gülümsedim.7 veren limon ağaçları kökten budanmamıştı Allah’tan, gövdelerini okşayıp, yerlere serilmiş dallarından bir limon alıp koklayarak ayrıldım oradan, arkama bakmadan...

Bu arada evin yıkılışı ilham verdi bana da, aldığım kararname arzolunur okuyanlara:
Bu sene bedenimi mamur etme senem olacak. Önce kötü huylarımı çıkarıp atacağım kendimden… Sonra kilitli kapılarımı sökeceğim… Eskimiş camlarımı kıracağım… Balyozu kurallarımın duvarlarına sallayacağım… En üstten başlayacağım eski inançlarımı yıkmaya...Kör saplantılarımı da temellerinden sökeceğim. Eskiyi yıkmak için bedenimde darbe yapacağım. Rüyalarımda o evin temelinden hazine çıkmıştı, ben de kendi bedenimdeki o gizli hazineye ulaşacağım. Sonra yepyeni bir Tontini oluşturacağım inşallah. Hayırlara karşı olun benim gibi sizler de, sevgilerimle.

Resim:flickriver.com'dan alıntı.

Devamı Buradan ...>>

4 Mart 2010 Perşembe

KARANLIK GÖNÜLLERİN KATRAN KARASI

Kuran: 4/112 Ayette, “kim bir hata veya günah işler de, sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa muhakkak iftira etmiş ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.” Der. İftira; uydurulan, düzülen yalan “yazdın yine” gibi ifadelere dönüşmüştür günümüzde. Kara çalmak, çamur atmak, suç isnat etmek gibi deyimlerle de dilimize gelip yerleşmiştir. Karanlık gönüllerin katran karasından tütüp yayılan pis kokulu kara bir dumandır iftira ve yalan. Sâri hastalık gibi gönülden gönüle sirayet edip inanmış ve inanmamış saf ve saf olmayanları da efsununa alıp sarıverir kara örtüsüyle.
Bir gün Nasrettin hoca ve eşeği;

eşek önde hoca arkada köyden şehre pazara gidiyormuş. O ara hoca hacetini görmek için uçkurunu çözmüş etrafına şöyle bir bakıp bir ağaç dibine küçük idrarını bırakmış. Onu uzaktan gören bir köylü yememiş içmemiş köyün kahvesine ulaşıp “duyduk duymadık demeyin ahali hoca eşeği bacı yerine koydu becerdi!” demiş. Gün gelip hocanın da kulağına gelmiş bu sözün dumanı. Hoca bu, düşünmüş taşınmış “yapmadım ama benziyor!” demiş.

Kolay bir şey; biri hakkında isnatta bulunup, çamur atmak sonra da suçlanıp yargılanmasına sebep olmak… Yüreğini acımasız parmaklarımızla göğüs kafesinden çıkarıp o kişiyi suretsiz bırakmak...Zor bir şey; geçerli bir şahit bulup kişinin kendisini savunup kanını, çamurunu arıtmak. Damga vurulmuştur bir kez etine… Salhaneye giden koç gibi debelense de, boynu kalır satırın altında çaresiz. Ya bir silah dayar alnına, ya da bir urgan atar ağacın sağlam bir dalına, evinin sağlam bir kirişine… Düğümü geçirir boynundan o kişi. Sonlandırır bu acımasız dünyadaki yaşamını çıktığı sehpaya bir ayak vuruşuyla. Ne çok intiharlar duyduk bu son dönemlerde, ne çok içimiz yandı. Yine uslanmayıp ölenin ardından düzdük bir yığın yalan ve düzmece iftiraları. Tutanaklar tutup belgelerini günlüklerini hatta resim ve dostlarını didikleyip ardında karalayacağımız başka ipuçları aradık. Biz buyuz işte dostlarım… Kendi hata ve günah dolu karanlık gönlümüze bakmayız da; öküzün altında ararız buzağıları.

Resim:images.com'dan alıntı.

Devamı Buradan ...>>

2 Mart 2010 Salı

SAVAŞ HAZIRLIĞI

Cem televizyondaki Kızılderililerin yüzlerini boyadıklarını görünce merakla babasına sordu:
“-baba, ne yapıyorlar böyle?”
Babası gazetesini okumaya devam ederken oğlunun sorusuna şu cevabı verdi:
“-Savaşa hazırlanıyorlar oğlum.”
Cem, ertesi sabah aynanın önündeki rengârenk kalemlerle Annesinin; dudağını kırmızı, gözkapaklarını mavi-yeşil boyayarak makyaj yaptığını görünce, koşarak babasının yanına geldi ve “Baba, kötü şeyler olacak…”dedi.”Annem içeride savaş hazırlığı yapıyor.”

Hikaye:Bütün Dünyadan.
Öykü atölyesine, fotoğrafın dili(22.çalışma)sınadır.
Devamı Buradan ...>>

1 Mart 2010 Pazartesi

SUSMAK GEREK

Kötü bir fiil işlemekle suçlandığımızda SUSMAK gerek. Mahathma Gandhi’nin Hindistan’da yapılan zulme ve İngiliz baskısına karşı yaptığı gibi… 7 uyuyanların@ birbirine uyanların nefisleri yani köpeklerini (Kıtmiyr) mağara dışına bırakıp zulümden kaçıp sustukları gibi… 300 artı 9 yıl mağarada kalıp bir gün geçtiğini sandıkları gibi… Hz Zekeriya’ya 3 gün kendi neslinden insanlarla konuşmaması, Hz. Meryem’e Kuran’da Meryem suresi 19/26-da “ eğer insanlardan birini görürsen şöyle söyle: Ben rahman için oruç adadım. Onun için bugün, insan cinsinden hiçbir kimseyle konuşmayacağım” de diye emrolunduğu gibi susmak…”Dilin kemiği yok” derler. Her susmanın içinde ise söz ve eylem vardır. Acımasız silah gibi öldürücü yanı vardır susmanın, ani ve sessiz işini oracıkta bitiriverir.
Eğer bizlere;”ikicihandalekeliler,vampir,vicdansızlar,hastakafalılar,gavurfaşistler,hain,sermayeırkçıları,hazımsıztipler,şizofren,kudurmuştanbeterler,yetimhakkıyemeyeçalışanhortumcular,yalancı,iftiracılar,vizyonsuzcahiller,beyinsizler,soytarılar,geçmişilekeliler,cibiliyetsizçeteavukatları,seviyesizdensiz,ahlaksız,müfteriler,kirlisenaristler,darbecizihniyet,tuuveyuusize,kanıbozuklar,budükkandasizeyeryok,benülkemipazarlamaklamükellefim”

diyorsa bir kişi ve bu sözlerin hiçbirini hak etmiyorsak, kişiyi yüce Şûra-ya havale edip SUSMAK engüzeli.
Devamı Buradan ...>>